Firdevs Yüksel - Söz&Kalem Dergisi
Tarih, sadece rakamlardan ibaret değildir; tarih, inandığı değerler uğruna dünyayı elinin tersiyle iten kahramanların yazdığı bir destandır.
Şeyh İzzeddin el-Kassam, bu destanın en güzel örneklerinden biridir. Şeyh Kassam, sadece cephede tüfek tutan bir mücahit değil; hayatın her alanını ibadete, adalete ve direnişe dönüştüren kapsamlı bir rehberdi. Onun hayatı, “Müslüman nasıl yaşamalı?” sorusunun yaşayan cevabıdır.
Kassam, fildişi kulelerde yaşayan bir teorisyen değildi. O, halkın derdiyle dertlenen, sosyal yaralara ilaç olmaya çalışan bir aksiyon adamıydı. Fakirlikle mücadele etmek için çalışmayı, cehaletle savaşmak için ilmi, tembellik ve durağanlığa karşı ise cihadı bir hayat tarzı olarak teşvik ediyordu.
Onun direnişi, İngiliz sömürgeciliği ve Yahudi yerleşimcilerin haksız işgallerine karşı bir onur duruşuydu. Tavizsiz bir mücadele, bitmek bilmeyen bir ilmi heyecan ve tükenmez bir sabırla geçen ömrü, 1935’te Ya’bad ormanlarında kuşatıldığında zirveye ulaştı. Kanlara bulanmış sarığı ve cübbesiyle şehadete yürüdüğünde, aslında büyük bir uyanışın fitilini ateşlemişti.
Bugün onun adını taşıyan tugaylar ve füzeler, sadece bir ismin devamı değil, o gün sergilenen o sarsılmaz imanın ve teslimiyetin bir tezahürüdür. O, şu ilahi müjdeye tüm kalbiyle inanmıştı: “Allah yolunda öldürülenlere ‘ölüler’ demeyin. Hayır, onlar diridirler, fakat siz farkında değilsiniz.” (Bakara, 154)
Şeyh Kassam’ın şehadeti, hayatı boyunca yaptığı irşat ve vaazların en etkili olanıydı. Cenazesinde konuşan Ekrem Züayter, onun bu etkileyici duruşunu şu tarihi sözlerle özetlemişti:“Ben seni daha önce kılıcına dayanarak minberin üzerinde kükreyen bir aslan gibi asil bir hatip olarak dinlemiştim. Bugün ise seni insanların omuzlarına dayanmış vaziyette tabutunda dinledim. Allah şahit ey Kassam; sen bugün, dünden daha etkili bir hatipsin!”
Onun en dikkat çekici yönlerinden biri, insanlara ulaşmak için her meşru yolu kullanmasıydı. Öyle ki, asıl mesleği vaizlik olmasına rağmen 1930 yılında bir nikah memuru olarak görev yaptı. Bu görevi, sadece resmi bir iş değil, aile kurumunu sağlamlaştırmak, toplumsal çözülmenin önüne geçmek ve gençleri evliliğe teşvik ederek İslami bir toplumun temellerini atmak için bir fırsat bildi.
Şeyh Kassam, ilmi derinliğiyle adeta sahabi döneminden bugüne taşınmış vakur bir karakterdi. Yaygın bidatlerle ve hurafelerle mücadele etmek için kitaplar yazdı, saf İslam inancını savundu. Sosyal ve siyasi her alana dokunarak “numune bir Müslüman” tablosu ortaya koydu.
Kur’an-ı Kerim’de buyurulduğu üzere, ‘’Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.” (Âl-i İmrân, 104)
Şeyh Kassam, bu ayetin gereği olarak sadece işgalle değil, toplumun içindeki manevi çürümeyle de savaş açtı. Şeyh İzzeddin el-Kassam’ın hayatı, biz gençler için sadece bir kahramanlık hikayesi değil; her bir karesiyle dünyaya sunulmuş muazzam bir reçetedir.
Gelin beraber biraz inceleyelim;
Kassam, “ya sadece ilimle uğraşırım ya da sadece savaşırım” demedi. O, camide bir alim, mahkemede bir nikah memuru, sokakta bir yardımsever ve cephede bir komutandı. Bizde kendimizi tek bir alanla kısıtlamamalı. Hem dini ilimlerde derinleşmeli hem de çağın gerektirdiği teknik ve fenni bilimlerde gelişmeliyiz. Kassam gibi; hem gönülleri imar eden bir maneviyat eri hem de toplumu ileri taşıyacak bir birey olmayı hedeflemeliyiz.
Onun en büyük dertlerinden biri de durağanlık ve tembellikti. O, Müslüman bir gencin her daim hareket halinde, üreten ve katma değer sağlayan bir birey olması gerektiğini savunurdu. Bugün cihat; sabah namazına kalkmakla başlar, ders masasının başında ter dökmekle devam eder, bir yetimin başını okşamakla olgunlaşır.
Kassam, ordusuna asker seçerken sadece fiziksel güce bakmıyordu; gece namazı kılan, haramdan sakınan ve vesveselerden uzak duran karakterler arıyordu. Çünkü o biliyordu ki; ruhu fethedilmeyenin, toprağı fethetmesi kalıcı değildir. Modern çağın sunduğu popüler kültürün, yozlaşmış ahlaki değerlerin ve “ne pahasına olursa olsun kazan” mantığının karşısına; Kassam gibi vakur, dürüst ve ödün vermez bir İslami kimlikle çıkmalıyız. Gerçek özgürlük, nefsin arzularına değil, yalnızca Allah’a kul olmaktır.
Kassam, en imkansız görünen anlarda bile “teslim olma” kelimesini lügatinden silmişti. Onun “Bu bir cihattır; ya zafer ya şehadet!” sözü, pes etmenin Müslümana yakışmadığının ilanıdır. Hayatın zorlukları, sınav kaygıları veya küresel adaletsizlikler karşısında asla umutsuzluğa düşmemeliyiz. Kassam’ın o kısıtlı imkanlarla başlattığı ruh, bugün milyonlara ulaştıysa; bizim de bugünkü ihlaslı küçük bir adımınız yarının büyük fetihlerine kapı aralayabilir.
Ekrem Züayter’in tabutu başında söylediği o sarsıcı söz, bir ömrün özetidir. Bir mümin, öyle bir hayat yaşamalıdır ki; vefatından sonra bile duruşuyla, eserleriyle ve yetiştirdiği nesillerle konuşmaya devam etsin.
Bilinmelidir ki rol modellik, sadece hayattayken alkışlanmak değildir. Öldükten sonra “İyi ki bu yoldan geçmiş” dedirtecek bir miras bırakmaktır. Biz gençler, sosyal medyada tüketilen geçici şöhretlerin değil; asırları aşan “Kassamî” bir etkinin peşinde koşmalıyız.
Sonuç Olarak;
İzzeddin el-Kassam’ı örnek almak; sadece onun adını anmak değil, onun kuşandığı izzeti, taşıdığı sorumluluğu ve kalbindeki iman ateşini bugünün dünyasına taşımaktır. Bizler, sadece bugünün gençleri değil, yarının Kassamları, Selahaddinleri, Aişeleri, Ümmü Umareleri, Fatihleri olabiliriz.
Vakit O’nun sarığındaki beyazlık kadar saf bir niyetle, kılıcındaki keskinlik kadar net bir iradeyle yola çıkma vaktidir. Unutmayın; ‘’izzet ancak Allah’ın, Resulü’nün ve müminlerindir!’’ (Münâfikûn, 8)
Vesselam..