Söz&Kalem Dergisi - Firdevs Yüksel
Coğrafya, İslam inancında sadece fiziki bir mekan, dağlardan ve nehirlerden ibaret bir yeryüzü parçası değildir; bazı mekanlar vardır ki ilahi irade tarafından seçilir, sınırları bizzat bereketle çizilir ve müminlerin kalbine birer emanet olarak bırakılır. Bu mekanların yeryüzündeki en somut, en vakur ve en hüzünlü tecellisi şüphesiz Kudüs’tür. Kudüs’ün ve onun kalbi olan Mescid-i Aksa’nın Müslümanlar için taşıdığı değer, beşerî bir tarihin ya da siyasi bir aidiyetin çok ötesinde, doğrudan ilahi kelamla sabitlenmiştir.
Kur'an-ı Kerim, bu şehrin kutsallığını ve etrafındaki manevi haleyi İsra Suresi’nin ilk ayetinde net bir şekilde ilan ederken, kulunu bir gece Mescid-i Haram’dan, çevresini mübarek kıldığı Mescid-i Aksa’ya yürüten Allah’ın şanının ne yüce olduğunu bizlere hatırlatır. Ayet-i kerimede geçen "çevresini mübarek kıldığımız" ifadesi, Kudüs’ün sadece taşının toprağının değil, bizzat o coğrafyanın üzerine kurulu olduğu manevi iklimin, içinden çıkan peygamberlerin ve insanlığa sunduğu hidayet rehberliğinin bir tescilidir. Bu yönüyle Kudüs, Allah’ın yeryüzünde bereketini kalıcı kıldığı ve adeta ilahi bir mühürle işaretlediği muazzam bir merkezdir.
İslam’ın ibadet hayatının ve ümmet bilincinin inşasında da bu mukaddes şehir tam anlamıyla bir milat vazifesi görür. Müslümanlar, hicretten sonra yaklaşık on altı ya da on yedi ay boyunca namazlarında yüzlerini Kabe'ye değil, Kudüs’e, yani Mescid-i Aksa’ya dönerek saf tutmuşlardır. Bu yöneliş, İslam’ın Hz. İbrahim, Hz. Musa ve Hz. İsa gibi zincirin önceki halkaları olan peygamberlerin tevhid mirasını devraldığının, o zinciri tamamlayıp taçlandırdığının evrensel bir göstergesidir. Kudüs, bu yönüyle her Müslüman’ın secdedeki ilk göz ağrısı ve alnının yeryüzündeki ilk kutsal izi olarak hafızalara kazınmıştır.
Üstelik bu bağlılık sadece yatay bir düzlemde kalmaz; Müslüman hafızasında Kudüs, yeryüzü ile semanın, madde ile mananın en muazzam buluşma noktasıdır. Hz. Peygamber’in (s.a.v.) Mekke’den Kudüs’e olan gece yolculuğu (İsra) ve ardından göklere, Allah’ın huzuruna kabul edilişi olan Mirac, bu şehirde nihayete ermiş ve buradan başlamıştır. Efendimiz’in (s.a.v.) Mirac’a yükselmeden hemen önce Mescid-i Aksa’da kendisinden önceki bütün peygamberlere imamlık ederek namaz kıldırması, Kudüs’ün bütün peygamberlerin ortak mirası olduğunu ve bu mirasın nihai koruyuculuğunda Müslümanlar olduğunu açıkça simgeler. Dolayısıyla burası, ümmetin göğe açılan hidayet kapılarından biridir.
İslam; İbadet, tefekkür ve manevi bir arınma adına yeryüzündeki kutsal mekanları ziyaret etmeye her daim teşvik etmiştir; ancak bizzat Allah Resulü (s.a.v.) tarafından bu yolculuğun özel olarak adandığı ve değer atfedildiği sadece üç mabet bulunur. Sahih hadis kaynaklarında açıkça buyrulduğu üzere, ibadet etmek amacıyla ancak üç mescide, yani Mescid-i Haram’a, Mescid-i Nebevi’ye ve Mescid-i Aksa’ya yolculuk yapılabilir.
Bu nebevi hitap, Kudüs’ü Mekke ve Medine ile aynı manevi şeritte birleştirerek ümmetin ayrılmaz bir parçası kılar. Biz Müslümanların zihin dünyasında Mekke bir başlangıç, Medine bu başlangıcın filizlendiği bir süreç ise, Kudüs de nihai ufuk olmalıdır; biri olmadan diğerinin manevi coğrafyası hep eksik, hep mahzun kalır.
Tüm bu köklü geçmişin ışığında Kudüs, Müslümanlar için sadece geçmişe ait nostaljik bir sığınak veya tarih sayfalarında kalmış eski bir anı değil, her an yaşayan bir iman, duruş ve adalet sınavıdır. Hz. Ömer’in şehre girerken gayrimüslim halka sunduğu ve insanlık tarihine altın harflerle kazınan adalet beyannamesi ile Selahaddin Eyyubi’nin "Kudüs işgal altındayken ben nasıl gülebilirim?" diyen o asil duruşu, bu toprakların Müslümanların ruhundaki sarsılmaz yerini özetler.
Kudüs bir Müslüman için kıymetlidir; çünkü adaletle hükmedildiğinde tüm dünyaya huzur ve sükûnet veren, esaret altındayken ise tüm İslam coğrafyasının kalbini sızlatan ortak bir yaradır. O, ümmetin izzeti, yeryüzündeki adalet terazisi ve hürriyetinin en hassas aynasıdır. Kudüs’ün boynu bükük kaldığında, koca bir ümmetin başı öne eğilir; çünkü orası sadece işgal edilmiş bir şehir değil, Müslümanların izzet, onur ve bağımsızlık kalesidir. Mescid-i Aksa’nın her bir taşı özgürlüğüne kavuşmadıkça, İslam dünyasının hürriyet davası da hep yarım, hep eksik kalmaya mahkumdur.
Özgür Kudüs'e kavuşma duasıyla vesselam...