Söz&Kalem Dergisi - Vuslat Şen
Kur’an-ı Kerîm, Allah Teâlâ’nın insanlığa indirdiği son ilahî vahiydir. Kur’an, yalnızca lafzının okunması ve hıfz edilmesi için değil, anlamının kavranması, ayetleri üzerinde düşünülmesi ve ilahî hitabın hayata aktarılması amacıyla da indirilmiştir. Kur’an, birçok ayetinde muhataplarını ayetleri üzerinde düşünmeye davet ederken, tedebbürü bu sürecin temel kavramlarından biri olarak ele alır. Tedebbür, ayetlerin zahirî anlamıyla yetinmeyip maksadını, bağlamını ve insan hayatındaki karşılığını dikkate alarak bütüncül bir şekilde değerlendirmeyi esas alır. Tedebbürün mahiyetini, Kur’an ve sünnetteki yerini, ayrıca günümüzde Kur’an’ı anlama bakımından taşıdığı önemi değerlendirmek, konunun daha isabetli anlaşılmasına katkı sağlayacaktır.
Tedebbür Kavramı ve Mahiyeti
Tedebbür kelimesi, Arapça “d-b-r” kökünden türemiş olup sözlükte “bir işin akıbetini önceden düşünmek ve sonucunu değerlendirmek” anlamına gelir. Aynı kökten türeyen tedbir kelimesi ise “neticeleri dikkate alarak gerekli tasarrufta bulunmayı ve buna göre hareket etmeyi” ifade eder. Kelimenin kök anlamı, tedebbürün salt zihinsel bir faaliyet olmayıp belirli bir maksadı gözettiğini gösterir.
Istılahî anlamda tedebbür, Kur’an ayetlerini sadece lafız yönüyle okumakla sınırlı kalmayıp onların anlamlarını, işaret ettikleri hususları ve hakikatleri kavramayı hedefleyen bir okuma biçimidir. Ayetlerin ne söylediğini anlamanın ötesinde, işaret ettiği anlam ufkunu ve insana yönelik mesajlarını eksenine almayı amaçlar. Kur’an’da düşünmeyi ifade eden nazar, tefekkür, tedebbür, i’tibâr ve taakkul gibi kavramlara yer verilmiştir. Bu terimlerin her biri düşünmenin farklı bir yönüne temas etmekle birlikte, tedebbür Kur’an ayetlerine yönelen özgün bir yaklaşım olarak müstakil bir yere sahiptir. (TDV Ansiklopedisi İlhan Kutluer, “Düşünme”, 10/334)
Kur’an, insanı kâinat, yaratılış ve nefsi üzerine düşünmeye davet ederken daha genel anlam alanına sahip kavramlara yer verir; kendi mesajı üzerinde durmaya çağıran ayetlerde ise özellikle tedebbürü merkeze alır. Bu perspektiften bakıldığında tedebbür, ayetlerin zahirî anlamıyla yetinmeyerek siyak ve sibak ilişkisini gözetmeyi, ilahî murada vukuf sağlamayı ve ayetler arasındaki anlam bütünlüğünü dikkate almayı önceleyen bir anlama faaliyetidir.
Kur’an’da Tedebbür
Kur’an-ı Kerîm, tedebbürü yalnızca bir tavsiye olarak değil, vahyin doğru anlaşılmasında temel bir unsur olarak göstermektedir. Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Ayetlerini tedebbür edip (iyice düşünsünler) ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye, (bu Kur’an) sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır.” (Sâd, 38/29) Bu ayet, Kur’an’ın indirilme gayelerinden birine işaret etmektedir. Şüphesiz ilahî kelâm, yalnızca tilavet edilmek üzere değil, ayetleri üzerinde tedebbür edilmesi, muhtevasının kavranması ve ondan öğüt alınması için indirilmiştir. Kur’an’la kurulacak sahih irtibatın temelini bu anlayış oluşturmaktadır.
Bir başka ayette Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Onlar Kur’an’ı inceden inceye düşünmüyorlar mı? Yoksa kalplerinin üzerinde üst üste kilitler mi var?” (Muhammed, 47/24) Bu ayette, tedebbürden uzak durmanın kalplerin kilitlenmesiyle olan bağına dikkat çekilmektedir. Vahyin anlaşılmamasının önündeki önemli engellerden biri, insanın ayetler üzerinde gerektiği şekilde teemmül etmemesidir. Ayetlerin gerektiği şekilde mütalaa edilmemesi, insanın vahyin gösterdiği istikametten uzaklaşmasına yol açmaktadır.
Nisâ Süresi’nin 82. ayetinde bu hususa şöyle işaret edilmektedir: “Acaba Kur’an üzerinde hiç düşünmüyorlar mı? Şayet o, Allah’tan başkasının sözü olsaydı, elbette pek çok tutarsızlık ve çelişki bulurlardı.” (Nisâ, 4/82) Ayetlerin bütünlüğü dikkate alınarak yapılan inceleme, Kur’an’ın ilahî kelâm vasfına dalalet eden yönlerini daha belirgin hâle getirmektedir. Kur’an’ın kendi içindeki ahenk, hükümlerindeki tutarlılık ve muhtevasındaki bütünlük, dikkatli bir okumayla daha iyi müşahede edilir.
Müfessirler, Kur’an’ın anlaşılmasında tedebbüre özel bir önem atfetmişlerdir. Celâleddîn es-Süyûtî, Kur’an okumanın mahiyetine dair şu ifadeleri nakletmektedir: “Kur’an’ı tedebbür ve tefekkür ile okumak sünnettir. Çünkü Kur’an okumada en büyük maksat ve en önemli gaye budur.” (Celâleddîn es-Süyûtî, el-İtkân fî Ulumi’l Kur’an, c.1. 299-300 tahkik: Ebû’l-Fadl İbrahim) Süyûtî’nin açıklamaları, Kur’an-ı Kerîm’in sadece tilavet edilmesi gereken bir kitap değil, aynı zamanda öğrenilmesi, öğretilmesi ve hükümleriyle amel edilmesi gereken ilahî bir hitap olduğunu ortaya koyar.
Hz. Peygamber’in Sünnetinde Tedebbür
Kur’an’daki tedebbür vurgusu, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) sünnetinde tatbikî örneklerle tezahür etmektedir. Resûlullah’ın (s.a.v.) uygulamaları, vahiy ile kurulan ilişkinin sadece lafzî okumayla sınırlı kalmadığına; anlam, amaç ve yaşantı boyutlarını kapsayan bir mahiyete sahip olduğuna işaret etmektedir. Bu hususta Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Kur’an’ı üç günden az bir zamanda okuyup bitiren kişi onu hakkıyla anlayamaz, üzerinde hakkıyla tedebbür edemez.” (Ebû Dâvûd, Vitr, 8/1390; Tirmizî, Kırâât, 11/2949; Dârimî, Salât, 173) Bu rivayet, Kur’an kıraatinde mühim olanın sadece süratli okumak değil, lafız ile mananın birlikte gözetilmesi olduğunu ifade etmektedir.
Hz. Ali’nin (r.a.) bu hususa dair değerlendirmesi şöyledir: “İçinde ilim olmayan ibadette hayır yoktur. İçinde fehm (anlama çabası) olmayan ilimde hayır yoktur. İçinde tedebbür olmayan kıraatte hayır yoktur.” (Dârimî, Mukaddime, 29/303-304) Hz. Ali’nin (r.a.) bu sözü, Kur’an kıraatinin okumadan ibaret olmadığını, anlama gayretini de içine alan bir faaliyet olduğuna işaret etmektedir.
Zeyd b. Sâbit’ten (r.a.) nakledilen rivayet, sahâbenin Kur’an okuma yöntemine dair önemli bir örnek teşkil etmektedir. Kendisine Kur’an’ı bir haftada hatmetmenin uygunluğu sorulduğunda, bunu mümkün görmüş; ancak kendi uygulamasında on beş veya yirmi günlük süreyi tercih etmiştir. Bu görüşünü şu ifadelerle beyan etmiştir: “Ancak bu şekilde Kur’an ayetlerindeki hikmet ve ibretleri daha iyi tedebbür edip manalarındaki inceliklere daha fazla nüfuz edebilirim.” (Muvatta, Kur’an, 4; İbn Abdilberr, el- İstizkâr, 2/477) Zeyd b. Sâbit’in bu uygulamasından, sahâbenin Kur’an’a dair yaklaşımlarında süratli kıraatten ziyade ayetlerin inceliklerine nüfuz etmeye önem verdikleri anlaşılmaktadır.
Günümüzde Kur’an’ın Anlaşılmasında Tedebbür
Kur’an-ı Kerîm’in günümüzde doğru anlaşılması, metnin anlam dünyasına ulaşmayı sağlayan ilmî esaslardan yararlanmayı gerekli kılmaktadır. Esbâb-ı nüzul, mekkî-medenî ayırımı, nâsih-mensûh, muhkem ve müteşâbih ayetler, kıraat farklılıkları ve güvenilir tefsir kaynakları, Kur’an’ın fehm edilmesinde başvurulan temel ilmî unsurlardır. Söz konusu ilmî esaslar, ayetlerin nüzul şartlarını, anlam çerçevesini ve tefsirine yön veren ilkeleri açıklamaktadır. Bütün bu ilmî hususlar tedebbürle birlikte ele alındığında, ayetlerin bağlamı ile taşıdığı anlam arasındaki ilişkinin doğru bir zeminde tahlil edilmesini ve Kur’an’ın bütüncül mesajının daha sağlıklı biçimde anlaşılmasını mümkün kılar. Nitekim Kur’an’ın müminlerden talep ettiği şey, vahyi sadece okumak değil; onu anlayarak öğüt almak ve hükümleri doğrultusunda amel etmektir. Vahyin doğru anlaşılması ve hayata aktarılmasında Kur’an ilimlerini öğrenmek ve onlardan istifade etmek önemli bir yere sahiptir.
Selam ve Dua ile