Ahmed Yılmaz - Söz&Kalem Dergisi
Bir deve yarışıyordu…
Sıradan bir deve değildi bu. O, Allah Resul’ünün devesiydi. Adı “Adbâ” idi. Yarışlarda neredeyse hiç geçilememişti. Bir bakıma zirvenin, başarının zaferin adı olmuştu.
Ama bir gün…Çölde bir toz kalktı. Bir bedevî, sıradan görünen bir deveyle geldi. Ve o gün, Adbâ geçildi. Bu, sadece bir yarışın sonucu değildi. Ashabın yüreğine dokunan bir kırılmaydı. Çünkü onların gözünde bu sadece bir deve değildi; Allah Resul’üne ait olan ondan bir parçaydı. Onun geride kalması, gönüllerine çok ağır bir darbe indirdi.
Üzüldüler… Sustu sahabe. Ama o sessizlik, içten içe bir sızıyı taşıyordu. İşte tam o anda, insanlığın öğretmeni konuştu: “Dünyada yükselen hiçbir şey yoktur ki Allah onu alçaltmasın.” Bu, sadece bir teselli değildir. Bir kanunun ilanıydı: Sünnetullah…
Hayatın değişmez yasası. Zirve, kalıcı değildir. Yükseliş, sonsuz değildir.
Hiçbir başarı, ebedî bir mülk değildir. Her başarı ve zirve bir iniş ve kaybedişe gebedir.
Uhud sonrası inen bu kutlu ayet, bunun nişanıdır. “Biz zafer ve mağlubiyet günlerini insanlar arasında döndürüp dolaştırırız.” (Al-i İmran, 40)
Efendimiz (aleyhissalâtü vesselâm), kendi devesi üzerinden ümmete bir hakikati öğretiyordu:
Eğer en kıymetliye ait olan deve bile mağlubiyete mahkûmsa, bu dünyada hiçbir şey mutlak değildir.
Bu hakikat, sadece bir deve yarışıyla sınırlı değildir. Bu, medeniyetlerin kaderidir. Bu, toplumların hikâyesidir. Bu, insanların hayat serencamıdır. Nitekim İbn Haldun bu gerçeği asırlar sonra şöyle ifade edecekti: “Toplumlar ve medeniyetler de insanlar gibidir; doğar, büyür, zirveye çıkar ve sonra çözülürler.”
Öyleyse mesele, zirveye çıkmak değil sadece. Mesele, zirveye çıkarken nasıl çıktığındır.
Ve daha da önemlisi, düşüş geldiğinde neyi kaybettiğindir. Çünkü herkes yükselmek ister.
Ama herkes düşüşe hazır değildir. İşte burada ikinci bir hakikat başlar: Sünnetullah sadece inişi değil, emeği de kapsar. Hiçbir zafer tesadüf değildir. Hiçbir başarı da gayretsiz verilmez. Bu yüzden Rabbimiz, “İnsana ancak çalıştığının karşılığı vardır” diye buyurmaktadır.
Kim gayret eder, koşuşturur ve mücadele ederse galibiyet onun olacaktır. Kim pes etmez, Allah’tan ümidini kesmez ve yarının, bir yıl sonranın, yüz yıl sonranın programını çizer ve ona göre hayatını disipline ederse, galibiyet ona nasip olur.
Belki bugün değil, belki yarın da değil fakat mutlaka bir gün…
Çünkü ilahî kanun değişmez: Gayret eden, karşılığını bulur. Ama yine de unutmayalım:
Bulduğumuz şey kalıcı olmayacaktır. İşte denge burada. Çalışacaksın, ama sadece çalışmana bel bağlamayacaksın. Başaracaksın, ama bununla böbürlenmeyeceksin. Yükseleceksin, ama orada ebedî kalacağını zannetmeyeceksin.
Çünkü zirve, bir makam değil, bir imtihandır. Ve her zirvenin derununda, sessizce bekleyen bir iniş vardır.