Söz&Kalem Dergisi - M. Hüseyin Kardaş
Sükûtun tesiri kabarırmış
Sesi kısılırmış tümcelerin
Kendini aşikâr ettiği vakit
Firak, elem ve deruni bir hüzün…
Dağların taşıyamadığı yükü
İmanlı yürekler ancak taşırmış,
Yakup’un (a.s) gözlerini ağartan hüzün
Kalbin odacıklarından taşarmış.
Firak aileden biri olunca
Hüzün kapıda karşılanır
Elemden gömlek giyilir
Beş vakit vuslat yakarışını
Melekler arşa taşırmış…
Sonra hakikati kebiri hatırlatırmış yitirilen
Hasretinin yarası Eyüp’ü (a.s) düşündüren
Dar’ı ukbaya vuslatı biçilen,
İçtenliğin en yüksek perdesinden haykırırmış;
“Kâbe’nin Rabbine and olsun ki ben kazandım…”
Sonra şehit
Aşarmış kendi benliğini
Taşarmış caddelere, sokaklara,
Şehirlere ve dahi âlemlere.
Basarmış hakikat mührünü
Gaflette boğulan ruhlara,
Yolda tökezleyen dimağlara...
Kalanlar için değildi artık
Baharın kelebekler senfonisi.
Belki
Bir hüzün vakti…