Söz&Kalem Dergisi - Mustafa Gözel
İslam'da "millet" kavramı, dini bir birlikteliği ifade eder. Bu bağlamda, millet kelimesi daha çok bir inanç grubunu tanımlamak için kullanılır. Kuran-ı Kerim’de on beş yerde geçen “millet” kavramı bir dinin mensuplarından oluşan topluluk anlamına gelir. Kavim veya etnik köken ayrımı yapmaksızın, yalnızca iman birliği esasına dayanır. İslam literatüründe din ve şeriat anlamlarını dile getirmek için millet kavramı kullanılmaktadır. İslam literatüründeki anlam sahasını Kur'an belirlemiş ve din kelimesinin yerine bu kavramı yer yer kullanmıştır.
“Me-le-le” kökünden gelen millet sözcüğü, Arapçadan Türkçeye geçerken semantik açıdan anlam değişimi yaşamış kavramlardan birisidir. Tarih boyunca bütün kavramlar çeşitli anlam değişimlerine maruz kalmışlardır. Bazıları ilk anlamını korurken, çoğunluğu teşkil eden büyük bir yekûn ya anlam değişimine ya anlam kaymasına ya da anlam benzeşmesine uğramıştır. Çoğulu, milel’dir. Sık sık duyduğumuz “beynelmilel” kavramı da buradan türemiş olup, “milletler arası” anlamına gelmektedir.
Türkçede kavim, kabile veya belli bir topluluk anlamında kullanılan “millet” kavramı, İslâm kültüründe daha farklı manalara gelmektedir. “Millet” sözlükte, tutulan ve gidilen yol demektir. Bu yol eğri de olabilir, doğru da. Bu anlamdan hareketle ‘millet’ kelimesi ‘din ve şeriat’ yerine kullanılmaktadır. Kur’an’da ve İslâm kültüründe millet, din anlamında kullanılmıştır.
Millet, bir inanca sahip olan topluluğun tamamına verilen bir isimdir. Dolayısıyla, “Türk milleti”, “Kürt milleti” veya “Arap milleti” gibi ifadeler, bir bütünü değil, yalnızca bir parçasını ifade eder. Tıpkı İstanbul’un tek başına Türkiye’yi tanımlayamayacağı gibi, Türk milleti kavramı da tek başına İslam ümmetini tanımlamakta yetersiz kalır.
“De ki: Allah doğru söyledi; siz de bâtıl inançlardan yüz çevirip İbrahim'in dinine (milletine) uyun. Çünkü o asla müşrik olmadı.” (Âl-i İmrân/95)
Ayet-i kerimede geçen “Millet-i İbrahim” kavramı, Hz. İbrahim’in (a.s) tevhid dinine iman eden Müslümanları kapsar ve bu durum kıyamete kadar bu şekilde tescillenmiştir. Nitekim bütün peygamberler kavimlerine her ne kadar tevhid inancını tebliğ etmişlerse de, nihayetinde kavimlerinin öne çıkan kötülükleriyle mücadele etmişlerdir. Hz. Lut (a.s) kavminin sapkın fiiliyatıyla, Hz. Şuayb (a.s) kavminin faizcilik fiiliyatıyla, Hz. Musa (a.s) kavminin nankörlüğüyle mücadele etmiştir. Fakat peygamberlerin atası olarak kabul edilen Hz. İbrahim (a.s.) tevhidi öğretiyi yaymak için birebir mücadele etmiş, tevhid inancını insanlara somut örneklerle gözler önüne sermiştir. Bu nedenle tevhid inancını ifade etmek için “Millet-i İbrahim” kavramı kullanılır.
“Allah uğrunda gereği gibi cihad edin. O sizi seçti ve dinde sizin için bir güçlük kılmadı. Babanız İbrahim'in dininde. (olduğu gibi) O Allah, bundan önceki kitaplarda da, bu Kur'ân'da da size ‘Müslümanlar’ adını verdi ki, peygamber size şahit ve örnek olsun, siz de insanlara, şahit ve güzel örnek olasınız.” (Hac/78)
Ayet-i kerimede geçen “babanız İbrahim’in dini” ibaresi, “millete ebikum İbrahim” olarak geçmektedir. Dolayısıyla din ile millet kavramı eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Yine ayet-i kerimede anlaşıldığı üzere; İslam veya ondan türeyen Müslümanlık kavramları, Hz. Muhammed’in (s.a.v) peygamberliği ile gelişen kavramlar değildir. Önceki kitaplarda da geçtiği gibi İslam ve Müslümanlık kavramı Hz. İbrahim’in (a.s.) tebliği ile gelişen kavramlardır.
*
İslam dininde, etnik köken, coğrafi sınırlar, renkler ve dillerine bakılmaksızın, Allah’a ve ahiret gününe iman eden herkes, Millet-i İbrahim kapsamında değerlendirilir. Bu, İslam'ın evrensel bir din olduğunun göstergesidir.
Millet kavramı sadece Müslümanları kapsamamakta olup, aynı zamanda batıl da olsa herhangi bir inanç için bir araya gelen topluluklara verilen bir sıfattır. Örneğin, ayet-i kerime şöyle buyurmaktadır: ‘‘Sen milletlerine tâbi olmadıkça, ne Yahudiler, ne de Hristiyanlar senden asla hoşnut ve razı olmazlar.’’ (Bakara/120)
Burada "millet" terimi, Yahudi ve Hristiyan topluluklarını ifade etmek için kullanılmıştır. Ayette, Yahudiler ve Hristiyanların, Müslümanların kendi inançlarına ve uygulamalarına uymadıkları, dolayısıyla onların hoşnut olmayacağı belirtilmektedir. Bu bağlamda, millet, dini bir grubu veya topluluğu tanımlayan bir terimdir. Dolayısıyla etnik köken ya da kültürel kimlikten çok, inanç birliğine dayalı bir topluluk anlamı taşır.
Osmanlı’da dört millet (millet-i erbia) kabul edilmiştir; Müslüman milleti, Rum milleti, Ermeni milleti ve Yahudi milleti. Müslümanlar Osmanlı'nın hâkim nüfusunu oluşturduğu için Müslümanlara “millet-i hâkime” yani hâkim millet denildi. Osmanlı’nın yıkılmasıyla birlikte, batıdan ihraç edilen milliyetçilik ideolojisinin etkisiyle günümüzde millet kavramı, ulus veya ırk kavramı ile eşdeğer görülmüştür. Batılıların cetvel ile çizdiği coğrafyamızda, bu sınırların içinde bulunan insanlara “Türk Milleti”, “Arap Milleti”, “Fars Milleti” şeklinde ayrı ayrı birer kimlik tahsis edildi.
Tarihsel hafızamız ile çelişen bu durum, Cumhuriyet dönemiyle birlikte Müslümanlar tarafından benimsendi. Artık belli bir kilometrekare içindeki insanlar, vatandaşlık bağıyla bağlı olduğu ülkenin üst kimliği altında alt kimlik olarak tanımlandı. Bugün kendilerini seküler milliyetçi olarak tanımlayan bazı çevreler tarafından şöyle bir iddia ortaya atılıyor: Bir ülke ve bir devlet kurmuş topluluğa “millet” denir. Bir ülke veya bir devlet kuramamış olanlara ise sadece ırk denilir. Bu nedenle “Türk milleti” üst kimlik iken, Kürtler, Çerkezler, Boşnaklar, Lazlar, Rumlar da alt kimlik olarak kabul edilir.
Avrupa'da millet kavramı (nation), çoğunlukla etnik kimlik ve coğrafi sınırlarla tanımlanır. Bir millet, belirli bir dil, kültür, tarih, gelenekler ve coğrafya etrafında birleşen toplulukları ifade eder. Örneğin, Fransa, Almanya, İtalya gibi ülkeler, kendi kültürlerine ve tarihsel geçmişlerine dayalı milletlerdir.
İslam'da millet kavramı, dini inanç etrafında şekillenir ve etnik köken ya da coğrafi sınırlar önemli bir yer tutmaz. Müslümanlar, Arap, Türk, Kürt, Çeçen gibi farklı etnik kimliklerden olsa da, İslam inancına sahip oldukları için millet olarak kabul edilirler. Örneğin, İslam’ın ümmet anlayışı kapsamında, tüm Müslümanlar bir millet olarak kabul edilir. Dil ve kültür farklılıkları göz önünde bulundurulmaz.
*
Modern milliyetçilik düşüncesi, 1789-1799 yıllarında gerçekleşen Fransız Devrimi'nin fikirlerinden ortaya çıkmıştır. Avrupa'daki ilk milliyetçi hareketler, özellikle I. Napolyon'un Almanya'ya yaptığı istilalar (1804-1815) sırasında şekillenmiştir. Aynı dönemde, Rus işgali altındaki Polonya’da da güçlü bir milliyetçi akım doğmuştur. 1821’de Yunanistan, Osmanlı İmparatorluğu'na karşı başlattığı isyanla, Avrupa’daki milliyetçi çevrelerden büyük bir destek almıştır. 1848'de Macaristan, Avusturya İmparatorluğu'na karşı başlattığı ayaklanma ile milliyetçilik akımını Orta Avrupa'ya taşımıştır. Ardından Çekler ve Sırplar da benzer hareketler başlatmışlardır. 1860-1870 yıllarında gerçekleşen İtalya'nın birleşmesi, devrimci milliyetçiliğin en büyük zaferlerinden biri olarak kabul edilmiştir. 1870'lerde ise Rusya'da doğan Pan-Slavizm akımı, yayılmacı milliyetçiliğin ilk örneklerinden biri olarak görülmüştür.
1789’da gerçekleşen Fransız İhtilali, kendisiyle birlikte birçok yenilik getirdi; kavramlarımıza artık yeni anlamlar yüklenmeye başlandı. Kavramlarımız, Kuran, sünnet ve 1400 yıllık tarihsel hafımızdan uzak, batılı düşünürlere göre şekillenmeye başlandı. Kavramlarımızı Kuran, sünnet ve Müslümanların tarihsel hafızasından yoksun bir şekilde anlamlandırdığımızda ümmet olarak birçok sorunla karşı karşıya kalırız. Anlamlarını yitirirken veya farklı anlamlara çekilirken, sadece anlam kaybeden kavramlarımız olmadı, zihinlerimiz de anlamlarını kaybetti. İnsan aklı, dünyaya kavramlarla yaklaşır. Kavramlar ne kadar bizdense olaylara yaklaşımımız da o kadar bizce olur. Müslümanlar nicedir batının işaret ettiği yerden, onların oluşturduğu dünya ve kavramlar üzerinden pozisyon alıyor.
Fransız İhtilali'nin ardından ulus devletlerin ortaya çıkmasıyla birlikte, ülke sınırları içinde yaşayan bireyler için milli kimlik kavramı ortaya çıkmıştır. Zamanla bu milli kimlikler, millet kavramının ve milliyetçilik anlayışının gelişmesine zemin hazırlamıştır.
Millet terimi tanımlanırken, birçok farklı kriter göz önünde bulundurulmaktadır. Bunlardan en önemlisi, bir milleti tanımlarken kullanılan ölçütlerin başka bir milleti tanımlamak için uygun olmamasıdır. Bu nedenle, millet tanımında ortak bir uzlaşı sağlamak oldukça zordur. Millet tanımını yaparken kullanılan beş temel kriter bulunmaktadır: Dil, siyasi yapı ya da birlikte yaşama isteği, üzerinde yaşanılan topraklar ya da coğrafya, dini inançlarla bağlantılı gelenek ve görenekler ve son olarak ırk/soy kavramıdır.
Milliyetçiliğin ortaya çıkışıyla ilgili pek çok teori bulunmaktadır ve bu teorilerin hiçbirinde milliyetçiliğin başlangıcına dair kesin bir tarih verilmemektedir. Ancak modern milliyetçilik için genellikle bir dönüm noktası olarak Fransız İhtilali kabul edilmektedir. Avrupa'daki millet temellerinin, Roma İmparatorluğu'nun zayıflaması ve çöküşüyle başladığı düşünülse de, bu toplulukların kökenleri aslında çok daha eskiye dayanır. Milletleşme süreci ve milliyetçiliğin bir tarihi olgu olarak ortaya çıkışı, uzun bir evrimsel gelişimi yansıtan bir süreçtir.