Söz&Kalem - Vuslat Şen
Filistinli kahramanlar, genç yaşta şehit olurlar. Bu gençler, çoğu zaman davanın ön saflarında bulunan ve ileri atılırken bir an tereddüt göstermeyen bir yürek taşırlar. Filistin’de hemen her gün gençler yeni bir kahramanlık hikâyesine imza atarlar. Anneler ve babalar sabrın, metanetin, tevekkülün, fedakârlık ve bilincin yaşayan örnekleri olmaya devam ederler. Sadece şu son birkaç yılda yaşananlar bile, dünyevileşen ruhları temizlemeye, insanlığın üstüne çöken amaçsızlığı, ümitsizliği ve depresyonu iyileştirmeye kadir bir derinlik ve anlam taşıyor.
Filistinli gençler, Ortadoğu’nun en modern ve gelişmiş silahlarına sahip olduğu öne sürülen işgal rejimini sarsıyorlar. Gençler, dünyanın en habis rejiminin “en çok arananlar” listesine girmeyi başarıyorlar. İşgal rejimine karşı direniyor ve onlar için birer, tehdit olmayı seçiyorlar. Hayatına değinmek istediğim Şehit İbrahim Nablusi, bunun en bariz örneklerinden biridir. Şehit İbrahim, binlerce Filistinli direnişçilerden sadece biri, bazılarımızın yaşıtları, belki de daha küçük. Omuzunda özgürlük ve onur silahını taşıyan her özgür kişinin karşılaşabileceği sonu tercih etmişti. Bu söylediklerimiz sadece birkaç edebi cümleden mi ibaret? Yoksa ey okur kardeşim, seni yönlendirmek için kurgulanmış bir öyküden mi ibaret? Belki de bundan dolayı Şehit İbrahim’in hikâyesini kaleme aldım.
Nabluslu İbrahim: Bir Yiğit Mücahit
İbrahim Nablusi, 13 Ekim 2003’te Nablus şehrinde doğdu. Filistin’de tanınmış bir aileye mensup olan babası, İsrail’e karşı savaşmış ve gazi rütbesi almış eski bir savaşçıydı. İbrahim, küçüklüğünden itibaren direnişin heyecanıyla büyümüş, genç bir delikanlı olmuştu. İbadetlerine önem veren, okulda başarılı ve azimli bir öğrenci olmasına rağmen, aklı ve kalbi direnişe katılmaktan yanaydı. Ortaokuldan mezun olunca, Siyonist rejimin, Batı Yaka (Şeria)’da yaptıkları işgal, zulüm ve baskılara daha fazla dayanamayıp, çok istediği el-Aksa Şehitleri Tugayına katıldı. Arkadaşlarıyla olan her sohbetinde Gazze’de direnişin öncüleri olan, el-Kassam Tugaylarına büyük bir saygı duyduğunu, onlarla aynı yerde mücadele etmekten gurur duyduğunu dile getirirdi. Direnişin sevdasıyla büyümüş olan İbrahim, henüz 17 yaşında Nablus’ta direnişin en önemli komutanlarından biri oldu.
Şehit İbrahim, Allah yolunda ülkesini işgalden kurtarmak isteyen cesaretli bir direnişçiydi. Bundan dolayı işgalci rejime karşı pek çok operasyon yürüttü. Katıldığı çatışmaların sayısı yaşından fazladır. Öyle ki, Siyonist rejimin “en çok arananlar” listesinin başında yer aldı. Cesurdu, vatanı için, Mescid-i Aksa için her şeyini feda etmeye hazırdı. Siyonist rejim tarafından dokuz kez suikasta uğradı, en yakın beş arkadaşı şehit edildi. Allah’ın yardımı ve zaferi ile her suikasttan yara almadan kurtuldu. Bundan dolayı işgal rejimi kendi basınında İbrahim’i “dokuz canlı” diye tanımladı.
Şehit İbrahim’in adı Yusuf kabri diye bilinen türbeye yaptığı operasyonla bilinir. Yahudi yerleşimciler, işgal askerlerinin koruması altında Şeyh Yusuf’un kabrini işgal ederek ayin düzenlerler. Ancak Nablus halkı buna daha fazla tahammül edemez. Şehit İbrahim, arkadaşlarıyla beraber türbeye baskın düzenler. İntifadayı andıran büyük bir çatışma yaşanır. Çatışmada İsrail askeri birliğinin başındaki subay öldürülür. İsrail Genel Kurmay başkanı televizyona çıkarak İbrahim’in mutlaka öldürülmesi gerektiğine dair talimatlar verir. En sadık dostlarından Çeçen lakaplı Ethem Mebruke şehit edilir. Her tarafta aranmasına rağmen, ertesi gün arkadaşının cenaze törenine katılarak elindeki silahla gözyaşları içinde intikam yemini eder. İsrail’i şaşırtan ve ürküten bu cesaret, Filistin halkının gözünde İbrahim daha da kahraman olur.
Şehadet Giden Yol
Rejimin istihbaratı, bu yiğit gençleri yoğun bir gözetim altında tuttular. Gençlerin gece geçirdiği evi tespit ederek büyük bir operasyona hazırlık yaptılar. İşgal güçleri 9 Ağustos 2022 tarihinde, sabah erken saatlerde, İbrahim ve arkadaşlarının bulundukları evi ve bölgeyi kuşatma altına aldılar. Gençlere seslenerek teslim olmalarını emrettiler. İbrahim ve yanında bulunan iki arkadaşı, işgal rejiminin kendilerine yaptıkları teklife Hz. Hüseyin’in, Yezidin komutanlarına verdiği cevabı verirler: “Heyhat minne’z zilleh!” (Zillet bizden uzaktır) ilkesine bağlı kalarak, direnmeyi ve teslim olmamayı tercih ettiler. İbrahim, işgal rejiminin kurşunlarına hedef olmadan birkaç dakika önce bir arkadaşına telefonla gönderdiği ses kaydında son vasiyetini şu sözleriyle dile getirir:
“ Etrafımız sarıldı! Birazdan şehit oluyorum dostlarım. Annemi çok seviyorum. Benden sonra vatana iyi bakın. Onurumuz adına rica ediyorum, kimse silahını bırakmasın. Burada kuşatıldım ve şehit olacağım. Benim için dua edin.”
Bu, İbrahim’in son sözleriydi; sade, gösterişsiz, belagatsiz, mübalağasız…
Saatlerce süren çatışmanın ardından işgal güçleri matador füzesiyle direnişçilere saldırdı. Direnişçilerin bulundukları ev tamamen yıkılmıştı, artık onlar için vakit tamamlanmıştı, Şehit İbrahim, İslam Sabuh ve Hüseyin Cemal Taha şehitler kervanına katılarak, uğruna inanmış oldukları davalarına, gencecik yaşlarında canlarını feda ederek, Kudüs’ün özgürlüğüne giden yolun meşalesi oldular.
Bir gün sonra düzenlenen cenaze merasiminde, Nablusi’nin annesi, önce dokuz ay karnında taşıdığı oğlunun cansız bedenini bu sefer omuzlarında taşıdı. Şikâyet etmeden, kimseye yalvarmadan, sitem ve teessüf etmeden İbrahim’in silahını havaya kaldırdı. Rividya Hastanesi’nin önünde Nablus halkına şöyle seslendi:
“Yüzlerce İbrahim’den bir İbrahim’i vurdularsa hepiniz bir İbrahim Nablusi’siniz. O çok sevdiği Muhammed aleyhisselam’a doğru yola çıktı. İbrahim kazandı. Rabbime şükürler olsun. Ey Rabbim! Ben oğlumu sana bağışladım. Onu şehitlerin arasında kabul et!”
İbrahim’in annesi tek bir gözyaşı bile dökmedi. Oğlunun bir kahraman olduğunu söyleyerek Allah’a hamd etti. Filistinli diğer tüm anneler gibi, özgürlük yolunda kurban verdiği ciğer paresini bağrına bastı. Tarih boyunca Kudüs’ten Gazze’ye, Hayfa’dan Nablus’a kadar her köşe, zulme karşı direnenlerin ayak sesleriyle, mücahitlerin tekbirleriyle yankılandı. Filistin ve Mescid-i Aksa söz konusu olduğunda, mücadelenin ve cihadın hududunu kestirmenin mümkün olmayacağını tüm dünyaya gösterdiler. Ruhun şad olsun Nablus’un Aslanı. Hatıran nesiller boyu yaşayacak.
Selam ve Dua İle