Söz&Kalem - Hüseyin Gülsever
Dua, kalbin fısıltısıdır; nitekim sessiz bir el açma iradesi, kaderin kapılarını aralayabilir!
Dua, yalnızca Allah’a yönelmenin bir ifadesi değil, insanın kendi iç dünyasını ve kaderini dönüştürebilecek güçlü bir ibadettir. Dua; kalbi arındırır, niyeti düzeltir ve kişinin davranışlarını dönüştürerek hayatın seyrini olumlu yönde etkiler. Kur’an ve hadislerde, dua ile kader arasındaki ilişki açıkça ifade edilmiş ve insanın hayatında aktif bir rol oynayabileceği vurgulanmıştır.
Dua, insanın ruhsal ve zihinsel yapısını derinden etkiler. İmam Gazali, dua ile insanın kendi benliğine yöneldiğini ve kalbini Allah’a açtığını şöyle ifade eder:
“Dua, kalbin ilahi nurla aydınlanmasıdır; insanın iç dünyasında meydana gelen bu değişim, dış dünyadaki eylemlerine de yansır.”
Bu içsel dönüşüm, davranışlara yansır ve sonuçta kaderi şekillendiren eylemleri üzerinde etkili olur. Sabır ve metanet kazanmak için açılan el, dökülen yakarış, insanın zorluklar karşısında daha dirençli olmasını sağlar ve doğru kararlar almasına yardımcı olur. Kaderin değişimi tam da bu noktada başlar.
Hud Suresinin 9. ayetinde Rabbimiz şöyle buyurur: “Onlar, Rablerine dua ederler ve Rableri dualarını kabul eder.” Mezkur ayet, kaderin değişimi değil de nedir? Dua var olanı korumak veya korunanı değiştirmek talebi ise, duanın kabulü her iki durumun da talep doğrultusunda değişimi değil midir?
İşte bu değişim kavli(sözlü) duanın, gayrete sokma gücü etkisince fiili duaya dönüşümüdür. Halisane açılan bir el, atılacak adımlara bir yoldur. O yolun kıvrımları, avuçlardaki yarıklardır. O yarıklara düşen her yaş, gayrete teşne olacak bir adımı omuzlarında taşır. Bu yönüyle kavli dua, fiili duaya dönüşürse, kaderin değişimi kaçınılmaz olacaktır.
İbn Kesir, yukarıda bahsettiğimiz ayet hakkında şöyle yorum yapar:
“Allah, kulun samimi duasını bir vesile kılarak kaderin yönünü değiştirebilir; dua, insanın niyet ve eylemlerine meşruiyet kazandırır.” Meşruiyetten kasıt münafıklarla müminler arasındaki keskin farktır. Zira münafık, umuma açık amelde noksan değildir çoğu zaman. Niyette problemlidir. Ve el açarak isteksizce yaptığı bir iş için talepte bulunmaz. İşte bu sebeple dua, niyetin en halis ifadesidir. Ve dua mümin olmanın turnusolüdür.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), duaların önemini ve kader üzerindeki etkisini şöyle ifade etmiştir: “Kaderi ancak dua değiştirir.”(Müslim) İbn Arabi, bu hadisi yorumlarken şöyle der:
“Dua, insanın ruhsal niyeti ile ilahi irade arasında bir köprüdür; kul dua ederek kendi potansiyelini harekete geçirir ve Allah’ın takdiri ile kader üzerinde etki sahibi olur.”
Bu ifadeler, insanın dua ile kader üzerinde pasif bir konumda olmadığını, aksine aktif olarak Allah’a yönelerek hayatındaki olayları etkileyebileceğini açıkça göstermektedir.
-Dua, kalbi açar, niyeti arındırır ve ruhsal olgunluğa ulaşmayı sağlar.
-Dua eden kişi, hedeflerine ulaşmak için çaba gösterir; bu çaba, Allah’ın izniyle kaderin yönünü değiştirecek eylemler üretir.
-Dua, insanı sabırlı ve umutlu kılar; zorluklarla karşılaşan kişi, bilinçli seçimler yapar.
-Samimi yapılan dualar, Allah’ın izniyle hayatımızda olumlu değişim yaratır.
Burada akıllara gelen şu soru olacaktır: Sonsuz ilim sahibi Allah, kaderi değiştireceğinden-haşa- bihaber midir? Hayır. Peki değiştireceğini biliyorsa bu mutlak anlamda bir yenilik veya değişim midir?
Anlaşılması gereken husus, insan tahayyülünün zaman algısına bakışı ile ilgilidir. Zaman, bizim için geçmiş, şimdi ve gelecektir. Ama zamanı da yaratan için, gelecek kavramı yoktur. Ân'dır. Ve O (c.c), her ân'ı, tek bilir. Duanın değiştireceği gelecek, sadece insan için bir zaman ifadesidir. Bu, sadece iki boyut bilgisine sahip bir varlığa gökyüzünü anlatmak gibidir.
Ezcümle; Dua bir iksirdir. Toprağı gümüşe, gümüşü altına, beşeri insana, esfeli eşrefe çevirir! Dualarınızda Gazze’nin mazlumlarını ve mücahitlerini unutmayın. Zira zamanın hakimi Allah, zamanı da mekanı da er ya da geç lehimize çevirecektir! Yeter ki seferde kalalım, zafer için el açalım. Allahumme amin diyelim...