Söz&Kalem Dergisi - Selman Akman
Her medeniyeti ve dönemi inşa eden bir nesil ve her neslin bu inşa döneminde kendini tanımlayan özgün bir sesi vardır. Müslüman neslin de her dönemde kendine has bir sesi olmuştur. Bu ses, kimi zaman gönüllere nakşolmuş bir ilahi, kimi zaman yüreklere ulaşmış bir ezgi ve kimi zaman ise ruhları harekete geçiren bir marş ile nesillere ilham olmuştur.
İlahi, ezgi ve marşların sesi sadece bir müzik veya bir kafiyeden ibaret değildir. Tam aksine bu sesler, Müslüman neslin imanını artıran bir ruhun, bir şuurun ve bir davanın yankısıdır.
Bugün bir nesil “Ben ilahilerle, ezgilerle, marşlarla büyüdüm” diyorsa eğer; kalbinde yer edinen imandan, ruhuna nakşolmuş duygulardan ve bugünlere taşıdığı davasından bahsediyor demektir.
Bir medeniyetin ruhunu ve bir toplumun şuurunu biçimlendiren en kuvvetli araçlardan biridir müzik. Müzik sadece duyulan bir sesten ibaret değildir. Ses yani müzik; fikirleri karşıya aşılayan, duyguları depreştiren, düşünceleri harekete geçiren ve bazen de insana yeni bir kimlik bile inşa ettiren bir etkiye sahiptir. Yanlış sesler (müzikleri) işiten bir neslin ne derece kültür, kimlik, inanç ve fikir erozyonuna maruz kalacağının herkesçe farkına varılması zor olmasa gerek. İşte bu yüzden doğru müzikleri dinlemek, nesillerin doğru bir gelecek, kimlik, inanç ve fikir inşa etmesine olanak sağlar. İslami bir nesil için bu doğru müzikler; inancımızı besleyen ilahiler, fikirsel şuurumuzu yansıtan ezgiler ve dava duruşumuzu sergileyen marşlardır.
İlahiler, ezgiler ve marşlar; her biri derin bir mana ülkesi ve nesiller için bir yön pusulası gibidir. İlahilerle yetişen bir nesil, ruhsal olarak manevi bir yolculuğa çıkar. Yunus Emre’nin, “Ben yürürüm yâne yâne, aşk boyadı beni kane” dizeleriyle yetişen bir genç, sadece ayaklarıyla yürümekle kalmıyor, kalbiyle de yapıyordur yolculuğunu. Yunus’un dizeleriyle, “Gel gör beni aşk neyledi” diyen bir nesil, iç alemindeki manevi aşkı tezahür ettirir. Böyle ilahilerle yetişen bir nesil, Rabbiyle bir bağ kurar ve ilahiler artık onun için bir zikir aracı olur.
Ezgiler, davaların duygu kaynağıdır. Ezgilerle büyüyen bir nesil, dava kardeşiyle arasında davanın ilkelerini taşıyan bir köprü kurar. Her ezgi, davayı anlatmak için bir yoldur. Her ezgi, davanın derdini hissettirmek için bir duygu deryasıdır. Bu deryaya dalıp ruhunu bu hislerle yıkayan bir nesil, davanın hislerine boyanış olur. Ezgilerin sesiyle “Ben kalksam ve dirilsem” diyen bir genç; hislerini uyandırır, düşüncelerini ayağa kaldırır ve yoluna bu hislerle devam eder. Bir genç ki, “Yaradan adına can verendiler, onlar öndeler onlar öncüler” ezgisinin sözleriyle, bize can verenin kim olduğunu ve kimin için can vermemiz gerektiğini öğrenir. Bu ezgilerin sesiyle yetişen bir genç, önde olmanın ve öncü olmanın neyle mümkün olduğunun farkına varır.
“Herkese uğradın sen bana küsülü müsün?
Birçoğuna göz kırptın bana yeminli misin?
Ben senin aşkın ile kavrulurken burada,
Ey Şehadet sen bana neden nazlar edersin?’’
Böyle bir ezginin sözleriyle ruhunu besleyen bir nesil; gayesini, sevdasını, umutlarını ve davasını tarif etmiş olur. Her ezgi bir duygu ülkesi, her söz bir düşünce deryasıdır adeta. Bu duygu ülkesinde yaşayan ve bu düşünce deryasında yüzen bir nesil, öncü olup toplumu ihya eder, önde olup geleceği inşa eder. Bir genç, “Filistin’de uçurtmalar vurulur da yere düşer” ezgisinin sözlerini işittiğinde, Kudüs ve Gazze başta olmak üzere zulüm altındaki İslam beldelerinde bulunan Müslüman kardeşlerinin acısını içinde hisseder. Ezgilerin her bir sözünde kardeşlerinin hüznüne ve mazlumiyetine ortak olur.
Marşlar davaların aksiyon, eylem ve hareket ruhudur. Davaların meydanlarda haykırışlarla yankılanan sesidir marşlar. Nesilleri ayağa kaldırıp harekete geçiren kuvvettirler. “Bizde varız dediler, davayı yüklendiler, zulme kıyam ettiler, bu çağın Zeynepleri” marşının sözlerini şiar edinen ümmetin kadınları, hem davaya öncü olur hem de davaya öncü olacak nesiller yetiştirirler. “Zindanlar durağım olsa ne olur” marşına kulak veren bir neslin iman ve cesaretini hangi güç yenebilir?
“Şarapnel altında, kurşun altında,
tekbir getiririz, marşlar söyleriz ana.
şafakla birlikte düşman üstüne,
cehennem alevi olur, yağarız ana.”
Böyle bir marşın ruhunu sinesinde taşıyan bir nesil, ne ölümden ne de İslam düşmanlarından korkar. Bu marşların hislerini hisseden, manasını kavrayan bir nesil, imanına sarılarak Allah’a teslim olur ve tüm zorluklara meydan okur. Marşlarla büyüyen bir nesil; cesareti, kararlılığı ve direnmeyi öğrenir, meydanlarda davası uğruna aksiyon alır, bir şuur ve irade kazanır. Bir genç hangi marşı dinlerse, o yöne doğru adım atar, o yön için harekete geçer.
Son olarak bilinmelidir ki, işitilen her ses, insana bir düşünce ve yön verir. Hangi sesleri duyduğuna bağlı olarak, nesiller ya ihya ve inşa olur ya da ifsat olurlar. İşte bu yüzden ilahi, ezgi ve marşlar sadece bir nostalji, bir melodi veya müzikten ibaret değildir. Bu sesler, bir neslin yol azığı ve inşa edeceği medeniyetin sütunlarıdır. Bu sesler, bir neslin toplumu ihya etmek için, içinde bulunduğu hareket durumunun motivasyon ve enerji tazeleme kaynağıdır.
Unutmayalım ki, duyulan her ses ruhta bir iz bırakır… Ruhumuzda güzel izler kalması duasıyla…
Vesselam…