Sümeye Tarhan - Söz&Kalem Dergisi
Her sabah aynı sesle uyanıyordu çocuklar. Ne bir annenin yumuşak sesi, ne de pencereye vuran güneş… Onların sabahı; gökyüzünü yırtarcasına geçen uçakların uğultusuyla başlıyordu. Sanki demirden bir el, uykularını zorla gözlerinden çekip alıyordu.
Filistin’de sabahlar sessiz olmazdı. Her gün, silah sesleri küçücük bedenlere ninni söylüyordu. Ama bu bir ninni gibi huzur vermiyor aksine kalplerine korku işliyordu.
Dar sokakların duvarları, dumanın ve korkunun kokusunu içine çekmişti. Yıkılmış evlerin arasında rüzgar dolaşırken, geçmişin kahkahalarını taşıyor gibiydi. O yıkılmış evlerde kim bilir kaç bayram sofrası kurulmuştu, ne mutlu günler, ne neşeli anlar yaşanmıştı. Şimdiye kalan kırık pencereler, renksiz duvarlar, enkazın altında kalmış nice anılar… Bir zamanlar çocuk sesleri ile dolan sokaklar şimdi sessizliğe gömülmüş, oyuncaklar tozun altında kaybolmuştu.
Ama kimse, birazdan olacakların bu sessizliği paramparça edeceğini bilmiyordu. Yüksek bir gürültü koptu. Her yer toz, duman, insan çığlıkları yükseliyordu. Amir kendine geldiğinde kızının çığlıklarını duydu “anne-baba kurtarın beni” sese doğru yöneldi, kızı sıkışmıştı. Ailenin diğer üyelerinin nerede olduğunu bilmiyordu. Karısı ve küçük oğlu neredeydi? Amir, ciğerini yakan, boğazını kaşındıran toz bulutunun içinden dizlerinin üzerine kalktı. Her yer zifiri karanlıktı ve toz bulutu ışığı emmiş geriye karanlık ve çığlıklar kalmıştı.
Kızı Elif’in sesi net bir şekilde duyuluyordu. “Baba bacaklarımı hissetmiyorum, baba lütfen!”
Amir sese yöneldi, ellerini beton yığınlarının arasına geçirdi, elinin kesilmesinin farkında bile değildi. Elif’in yüzünü o enkazın aralık duran yerinde görünce kalbine ağırlık çöktü. Küçük kızı, babasının yüzüne dokunmaya kıyamadığı küçük Elif, mutfak tezgahının altında kalmıştı. Kızını kurtarmak için kaldıracağı her taş, yukarıdaki sütunu biraz daha sarsıyordu, sütun çoktan eğilmeye başlamıştı.
Amir ne yapacağını düşünürken bir ses geldi
-Amir…
Bu, hanımı Meryem’in sesiydi. Ses çok derinden geliyordu. Meryem yalnız değildi. Yanında daha iki yaşında olan oğlu Necip’in ağlama sesi geliyordu. Amir bir anlığına donup kaldı. Dünya bir saniyeliğine sessizliğe büründü. Elif’in durumu gözünün önündeydi, hemen müdahale etmezse sütun devrilecek ve saçının bir teline dünyaları yakacak olan kızı gözü önünde can verecekti.
Meryem ve Necip’in durumu; onlar çok derindeydiler. Oraya ulaşmak için Elif’in yanından ayrılmak zorundaydı. O toz bulutunun içinden bir yol açıp onlara ulaşması gerekiyordu. Ama o yolu açmak için harcayacağı her saniye Elif için tehlikeydi ve sütun gittikçe eğiliyordu. Amir’in bir seçim yapması gerekiyordu ya Elif ya da Meryem ve Necip.
“Baba gitme “diye seslendi Elif, babasını o çaresiz bakışlarını hissederek.
O anda Amir’in gözünün önünde hayatı film şeridi gibi geçti ve bir yerde tıkandı kaldı, o gün Elif’in ilk dünyaya geldiği gündü, Amir’in hayatının en mutlu günüydü. İlk defa baba olmuştu ve şimdiye kadar yaşamadığı o duygu bambaşkaydı. Dokunmaya korkuyordu, kucağına verdiler onu daha minicikti ama ne kadar tatlı ve güzel bir bebekti; daha şimdiden güçlü bir kız olacağı belliydi. Adı Elif olsun dedi; “Tıpkı elif gibi dimdik olsun benim kızım” diye içinden geçirdi. Ve şimdi o Elif’in narin vücudunun üzerinde enkaz yığını vardı.
Aşağıdan Meryem’in sesi tekrar yükseldi “Amir hızlı ol Necip nefes alamıyor, burası çok dar.
Amir iki köprünün arasına sıkışmıştı, hangi tarafa gitse diğer taraf yok olacaktı. Filistin’in o tozlu, gürültülü sabahında Amir eline baktı; bir yanda kızı Elif’in altında bulunduğu sütunu destekliyor, diğer eliyle Meryem’e giden yolun üstündeki molozu tutuyordu.
Dışarıda mahallenin “Yardım edin!” çığlıkları altında Amir hayatının en zor anını yaşıyordu. En zor soruyu sordu kendine: Gözünün önünde yok olacak olan kızı Elif mi? Yoksa karanlığın içinde nefesleri kesilen oğlu ve eşi mi? Zaman daralıyordu. Molozların arasına sızan su, çamura dönüşürken Amir hangi canın diğeri için feda edilebileceğine karar vermek zorundaydı. Bu sadece bir enkaz değil, bir babanın ruhunun parçalandığı son noktaydı.
İşte böyleydi Filistin’de baba olmak; Direnişin kalbinde yaşam sürmek. İzzetle, haysiyet ve onurla bir ömür yaşamak. Allah’a yönelmenin, O’na sığınmanın ve O’nun rızası için verilen mücadelenin bir bedeliydi Amir’in meselesi. Ve dahi kendisi gibi binlerce Amir’lerin…