Siyonizmin bombaları altında ölümsüzlüğe kanat açan Rahaf Al-Masry için…
Ⅰ
Bir ölüler kentinden geçiyorum bu gece…
Ellerimde sessizlikten utangaç bir dilekçe
Saklanıyor dünyalar, sorunca gözlerini
Bir hüzünlü bakışla kilitlerim kalbimi
Sevinçler sofrasında Rahaf gelir aklıma
Gülüyordu gözleri daha altı yaşında
Bayram sabahında, bir anne kucağında
Yarım kaldı ekmeği, yarım kaldı gülüşü…
Ⅱ
Bir çocuğun gözlerinde saklı dünyalar vardır
Hayatın en güzel sözleridir bakışlar
Söylenmemiş her özgürlük marşını çekip aldı
Geride sayısız ölümlün yetişkin öfkesi kaldı
Hayalini belki de bir avuç gökyüzünün
En güzelini dünyanın, bir uçurtma renginin
Taşır çocuk yüzünde ve zeytin gözlerinde
Taşır büyümesi muhtemel o küçük yüreğinde
Kimi zaman çağırdığı en hüzünlü şarkıdır sesin
Uzaklara bakınır fakat kalbimde ince sızılar her zaman baki kalır
Kalbim ki ancak Rahaf, sen düşünce ayaklanır!
Haber verilir, bir çocuğun narin bakışı tutuklanır bugün
Bir bayram sabahı Rahaf, köşelerinde ölüm biriken halılara dokunur yüzün
Sadelikle örülü, uykusuz bir bahar sabahıdır senin gözlerin
Dalında bir gül solmaz, bugün gül bahçesinin toptan yağma günüdür!
Kaçmıyor şiir bu derdin heybetinden, korkmuyor zulmün şiddetinden
Kahramanlar çoğalıyor, Gazze taşıyor küllerinden
Şiir oturup ağlıyor senin koptuğun yerden…
Kalbim, bir bayram sabahında, anne kucağında hatırlar seni!
Yarım kalan düşüne matemler tertip eder şiirim...
Ⅲ
Direniş annesidir bütün kurtuluşların
Evlat basar bağrına, hayat serper direniş
Şehit kanları çoğalır, sızar göz karasına
Oysa senin kollarından evvel direnişin vardır
Bilmelisin, şimdi siyah beyazdır dünya telaşın
Seni seven kim varsa haberdar bugün senden
Kalbin memleketi Kudüs’te soluklanır
Ve yiğit kahramanların omuzuna basar Kudüs
Yükselir ve sancağını gökyüzünün yüreğine asar!
Ellerin zulme gazap olan direniştir senin
Aşar kubbelerini, basar gırtlağına vahşetin
Parçalar korunaklı, yüksek duvarlarını siyonizmin
Kavganın göbeğidir cesaret, mukavemet, şehadet
Çağın haksızlığına razı değildir bilekleri müminin
Ardında ağır hasarlı zalimler bırakır çok kez
Diriltir kalplerimizi ölümün uykusundan
Yeşertir ümidin zarif kaşanesini bir diğer yandan
Dünyayı saran, zulmü bozan bir zafer verir bize!
Kurtuluş sabahını tutar getirir dize!
Ⅳ
Bilirim ki insanlık görünmez kafeslerde
Sahte tarafsızlığın zindan müebbetinde
Bu kente gelmeseydim tanımazdım ölümü
Hüzünleri aksak, bakışları tutsakların kızarmayan yüzünü
Senin adında tanıdım, sessizlikte yer bulan en koyu ihaneti
Gördüm ve tanıdım küfrün bütün cesametini
Ölüler kentinde ses, mezarlık bekçisidir
Nöbet tutar dünyanın bilinen yerlerinde
Bu kent, bu dünya, bu insan, değil kurşun izlerinin
Susarak ölmeyi tercih edenlerin doluluk oranına tekabül eder
Ve bu şartlar altında yaşamaya elverişli değil artık şiirler
İsmi meçhul ölümler serer toprağa vakitlice şairler
Gözlerim ansızın bir boşluğu kucaklar
Kaç yoklukta yer tutar senin ayrılışların
Yolunu önceden belirler istasyon ve çocuk
Kalbini bir kuşun kanadına nakşedip iliştirir
Belki tekrarı mümkün olmayan bir akşamüstüdür
Ya da bir bayram sabahında, bir anne kucağında
Can verir Rahaf, metal sağanakların acımasız sesleri altında
Gözleri gider, gülüşü gider, gider de bir daha dönmez…
Ⅴ
İçimde bir şiirin sıkıntısı birikir
Kalbim, bir bayram sabahında, anne kucağında hatırlar seni!
Senin eteğindedir umudun gözyaşları
Yaşamayı unutur, ölüm ezberler çocuk
Sokaklar bilir seni ve hep gülüşünden tanır Filistin’i
Ben seni unutmam, sarsılmaz bir yerde nefes alır hüznün senin
Söyle de işitsin bu insanlık sesini, dünya dediğin nedir, ne demektir?
Sükûtta saklanan masum ölümler yeri değil midir çocuk!
Yaşamak ve gülüşünde taşımak kurtuluş adresini
Bulutlarla tanışmak ve yağmurlara karışmak isterken
Kalbim, bir bayram sabahında, anne kucağında hatırlar seni!
Bir ses taşır uzaklar, altı yaşın ilkbaharında duyulunca sesin
Resmine bakar ve şöyle söyler gözlerim;
Gökyüzü gözyaşını sana sakladı çocuk
İnsan olanlar hep sana ağladı...
Söz&Kalem | Orhan Özsoy