Abdulhakim Çiftçi Söz&Kalem Dergisi
Doğrusu söze nasıl başlanılır, gönüldeki duygu nasıl tarif edilir, bu konuda kelimeler nasıl dizilir bilmiyorum. Bir şehir düşünün ki insanlar bırakın haftayı gününü kurtarmanın peşinde. Şehir adeta üstü açık büyük bir cezaevi. Oraya ayak basar basmaz siyonist işgalin baskıcı tutum ve davranışları kendini hissettiriyor. İnsana olan kin ve nefreti bakışlarında görebiliyorsunuz. Çürütülmüş argümanlarla zorla aldığı toprakları yine zorbalıkla idare ediyor. Çok sıkı ve üst düzey önlemler almış ve her şeyi didik didik ediyorlar.
Peki işini iyi yapıyor mu? Yapıyor. E nede olsa Babillerden ve perslerden 2000 yıl boyunca ders aldılar. O yüzden böyle fırıldak ve ‘’zekiler’’. Orada yaşayan ve o toprağın asıl sahipleri olan Filistinliler o kadar mazlum ve mahzun ki, bizi görünce bir yetimin annesini görmesi gibi seviniyorlar. Acaba bunlar bizi kurtaracaklar mı, bize el uzatacaklar mı diye içlerinden geçirdiklerini hissediyor insan. Bakıyorsun dünyanın bir ucuna, kimi canını veriyor bu uğurda kimi teolojik-politik tartışmalara giriyor kimi ise itikadi tartışmalarla kendini heba ediyor hem de oturduğu yerden sıcacık kaloriferinin başında kahvesini yudumlarken…
Derler ki II. Mehmet İstanbul’u fethederken, Hristiyan dünyasının kanaat önderleri meleklerin cinsiyeti erkek mi yoksa kadın mı diye tartışmaya dalmışlardı. Sultan Fatih de bu fırsatı değerlendirerek İstanbul’u kuşatır ve alır. İşte bizimki de tamda buna benziyor. Dünyanın dört bir yanında mazlumlarımız zulüm altındayken, bizimkiler sakız orucu bozar mı, tavuktan kurban olur mu, Mursi’nin itikadı sağlam mı diye tartışıp dururlar. Ne diyor kadim kitap: ‘’Bir kavim kendini düzeltmedikçe Allah onu düzeltmez’’. Evet dünyanın merkezi Bilad-ı Şam, onun merkezi Filistin, Filistin’in Mescid-i Aksa, Aksa’nın Muallak taşı; göğe en yakın yer.
Gökte yapılıp yeryüzüne indirilen yer. Peki nasıl kurtulacak burası? Klişe olmasın ama ilimle. Yahudiler güçlü olabilir ama diri olmak, orayı boş bırakmamak, hiç olmazsa gönülden bağ kurmak bir nebze de olsa işe yarar. Elimizde kalan tek varlığımız 144 dönümlük Aksa’mız. Artık teolojik ve politik tartışmaları bırakıp Yahudilerin yerine Süleyman mabedini yapmak istedikleri ve küçük bir sarsıntıda yıkılacak mescidimize sahip çıkmamız lazım. Yahudiler burada her taşın hikayesini yazmış olabilirler ama Müslüman bilincin diri tutulması ve yaşanması için sorumluluğumuzu yerine getirmemiz gerek.
Aslında işin başka bir tarafı da var. Siyonist Yahudilerin temelsiz iddiaları. Nedir bu iddialar? Diyorlar ki, bu topraklar bize Eski Ahit’te vaadedilen topraklardır. Burası atalarımızın yaşadığı yer ve biz dünyadaki bütün Yahudileri burada toplayacağız. Filistin toprakları bizim hakkımız. Peygamberlerimizin kabirleri burada ve burası dinimizin merkezi. Süleyman mabedi burada, özellikle Kudüs ile el-Halil bizim.
Fakat tarihi hakikatler bu iddiaları doğrulamıyor. Çünkü MÖ 19. Yy’da Hz İbrahim henüz Filistin topraklarına gelmeden önce burada Ken’aniler ve Yebusiler yaşıyordu. Arap yarımadasından 4500 yıl önce Filistin topraklarına gelen bu iki kabile, buraya yerleşen ilk insan topluluklarıdır. Daha sonra Hz Davud MÖ 12. Yy’da burayı almış ve akabinde Hz Süleyman burada geniş sınırlara ulaşan bir devlet kurmuştur. Yani eğer burada hak iddia edilecekse bu Yahudilerin değil, buraya ilk yerleşen ve philistine diye anılan Filistinli insanlarındır.
Hz Davud’un krallığından 1500 yıl önce bunlar burayı imar etmişlerdir. Daha sonra Asurlular, Persler, Grekler ve Romalılar bu topraklara uzun yıllar hükmetmiş, Yahudilerin 1800 yıl boyunca (M.135 ten 20. Yüzyıla kadar) bu topraklarla bağı kesilmiştir. Dolayısıyla günümüz Yahudilerin İsrail oğulları ile bir akrabalık bağları kalmamış, hatta çoğunun soyu da Hazar yahudilerine (Aşkenaz) dayanmaktadır. İlla bir hak iddia edeceklerse buyursunlar Rusya’nın güneyi onların işgal toprakları olabilir.
Bu toprakların asıl sahibi Filistinli Müslümanlardır. Çünkü Müslümanlar burayı Yahudilerden değil Romalılardan almış, M. 636 dan 1948’e kadar 1200 yıl boyunca (88 yıllık haçlı işgali hariç) bu topraklarla adeta mecz olmuşlardır. Fakat günümüzde Filistin’in demografik yapısı bir hayli karmaşık. Örneğin Kudüs’ün 800.000 olan nüfusunun %65’i Yahudi, %33,5’i Müslüman, %1.5’i Hristiyan; Yafa’nın nüfusu ise 500.000 yahudi, 25.000’i Müslüman. Müslümanların hiçbir idari ve siyasi yetkileri yok. Şehirden şehire giriş ve çıkış yok. Tam bir Auschwitz kampı. El Halil, Kudüs ve Yafa şehirleri Yahudilerin, Batı Şeria Yahudi işbirlikçisi Mahmud Abbas’ın önderliğinde El Fetih’in, Gazze ise İslami cihat örgütü Hamas’ın elinde. Gri renk yok orada; ya siyahsın ya beyaz. Dişlerini sıka sıka yürüyorsun sokaklarda.
Nefret bakışlarını yara yara... Bir Selahaddin gerek bize…