Söz&Kalem Dergisi - Hüseyin Gülsever
“Şüphesiz biz emâneti göklere, yere ve dağlara arz ettik de onlar onu yüklenmekten çekindiler ve onun sorumluluğunu yerine getirememekten korktular. Ne var ki, onu insan yüklendi. Bunca kabiliyet ve nimetlerle donatıldığı halde yüklendiği emânetin hakkını veremeyen insan ne kadar zâlim, ne kadar câhildir.” (Ahzab 72)
Ayetteki emanet; Farzlar, mükellefiyetler, Allah’a itaat, akıl ve düşünme kabiliyeti olarak tefsir edilmiştir. İnsan bu emaneti yerine getirmek hususunda bir imtihana tabi tutulmuştur. Bunun sonucu ise ya ebedî bir saadet yahut sonsuz bir azaptır.
Aynı ayette geçen ifade ile emanet göklere, yere ve dağlara arz edildi. Ancak bunu yüklenmekten çekindiler. Ne var ki bunu yüklenmekten çekinmeyen insan oldu. Zira emaneti yüklenmek, iradesi olanın işidir. Örneğin cebimizdeki parayı kasaya koyduğumuzda, parayı kasaya değil de kasanın sahibine emanet etmiş oluruz. Kasa bu emaneti yüklenecek iradede değildir. Aynen bu şekilde göklere, yere ve dağlara da emanet arz edilmiş olsa dahi onların bu emaneti yüklenemeyeceği aşikârdır. Burada asıl mesele emaneti yüklenen insanın bu görevi layıkı ile yerine getirip getiremeyeceği meselesidir.
Yine ayette emaneti yüklenen insan, eğer hakkını verebilmişse zalim de cahil de değilken, yüklenemeyen insan cahil ve zalim olarak nitelendirilmiştir.
Allah Kur’an'ın birçok yerinde kâfirleri zalimler olarak nitelendirmiştir. "...kafirler, zalimlerin ta kendileridir.” (Bakara 254) Yani iman etmeyenler zalimdir. Ahzab Suresi 72. Ayetinde de belirtildiği gibi emaneti yüklenmeyen insan da zalimdir. Dolayısıyla iman etmeyenler, emaneti yüklenmeyenler veya emanete ihanet edenlerdir.
Bir diğer ayette buyrulur ki;
"Ey iman edenler! Allah’a ve Peygamber’e hâinlik etmeyin; yoksa bile bile size emânet edilen şeylere de hâinlik etmiş olursunuz." (Enfal-27)
Ayette geçen size emanet edilen şeylere hainlik etmenin ölçütü Allah'a ve Peygambere hainlik etmek olarak belirtilmiştir. Allah'a ve Peygamber'ine hainlik ancak onlara iman etmemekle mümkündür. Dolayısıyla iman etmemek emanete ihanetin en büyük ölçütlerindendir.
İman kelimesinin kökeni emanet kelimesinin kökeni ile aynı ve amn'dır. İman, teslimiyettir. Yani iman eden teslim ve emin olur. İlahi kudretin emirlerinden şüphe duymaz ve bu emirlere boyun eğer. O emirleri Allah'tan bir emanet olarak beller ve gereğini yerine getirir. Dolayısıyla iman, emin insanların işidir ve emin insan emanete ihanet etmez.
Bir hadiste Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyuruyor: “Emanete riayet etmeyenin imanı yoktur. Ahde vefa etmeyenin dini yoktur.”
Demek ki emanet imandandır. Hatta o kadar keskin bir netliktir ki emin olmayanın imanı yoktur buyuruyor peygamberimiz. Nitekim lakabı 'emin' olan peygamber de imanı kazanmak, istikamete koymak ve kemale erdirmek için gönderilmiştir.
Bir başka hadiste efendimiz "Münafığın alâmeti üçtür: Konuştuğunda yalan söyler, kendisine bir şey emanet edildiğinde ihanet eder, söz verdiği zaman sözünde durmaz." buyurmaktadır. Bu üç durumun ikisi eminlik ile ilgili diğeri emanet ile ilgilidir. Ve üçünden biri noksan ise bu iman hastalıklarından münafıklıkla özdeşleştirilir.
...
İman, emanet ve emin kelimelerinin kökeni olan amn kelimesinin, ümm (anne) kelimesi ile de etimolojik bağının olması muhtemeldir.
Zira anne cennetin ayakları altında olduğu kişidir ve cennet ancak iman edenlerin kazanabileceği bir mükâfattır. Yine anne, kendisine emanet olarak verilen evlada sahip çıkmakla mükellef yaratılmıştır. Eğer emanete sahip çıkmazsa zalimlerden olur. Ve yine evladın; eminliği, şefkati ve güvenilirliği konusunda kendisinden şüphe duymadığı yegâne varlık annedir.
...
Amn kelimesinin bir diğer anlamı da 'sağlam olma, sağlamlık'tır. Zira iman eden kâinata meydan okuyacak sağlamlıkta olur. Kamil iman insanın ayaklarının yere sağlam basmasına neden olur. Dünyaya onu çekecek ve ayaklarını istikametten kaydıracak her türlü fırtınaya karşı dimdik ve sapasağlam ayakta kalır. Ve emanet, ancak sağlam kalacağına inandığımıza verilir...
Eminlerden olmak duasıyla...
Vesselam...