Muhammed Zeki Aygur | Söz&Kalem Dergisi
Modern toplumun anahtarı olarak bizlere sunulan bireysellik, izolasyon ve yabancılaşma üçgeninde 1+1 hayatlara maruz bırakılıyoruz. Peki, kimler 1+1 eve çıktı? Kimler 1+1 veya 1+0 stüdyo daireye çıkmayı planlıyor? Elbette 1+1 veya stüdyo daireler şeklinde evler olabilir, buna karşı değilim lakin değinmek istediğim, bireyselliğin toplum arasında hızlıca yayılmasıdır. Ailelerdeki birey sayısının giderek azalması, aile kurmak gibi toplumsal bütünlüğü meydana getiren kurumların yavaş yavaş ortadan kaldırılması ve azaltılması içerisinde bulunduğumuz hali izah etmektedir.
Bireycilik veya bireyselcilik sosyal grupların değil bireylerin önemine inanan doktrinin adıdır. Bu doktrine göre bireylerin çıkarlarının ahlaki bakımdan diğer grupların çıkarlarından daha üstün olduğuna inanılır. Bireysellik bireyin özgürlüğüne büyük ağırlık veren ve genellikle kendine yeterli, kendi kendini yönlendiren, görece özgür bireyi ya da benliği vurgulayan biri olarak ilan eder ve yönetir. [1]
Aile kurumu tamamen ortadan kaldırılamasa bile ev kurmak için gerekli olan kriterler zorlaştırılıyor ve insanlar bir mobilya yüzünden dahi atacakları hayırlı adımları ertelemek veya iptal etmek zorunda bırakılıyor. Bununla birlikte yuva kuranların da yuvaları en hızlı hangi şekilde yıkılır bunun ince hesapları yapılıyor. Toplumu ayakta tutan aile dinamiğinin altına dinamitler yerleştiriliyor, kanunlar çıkarılıyor ve bu kurumun içi boşaltılıyor. Bu böyle yabana atılacak bir konu olmadığı gibi altında ince bir toplum mühendisliğinin yattığını unutmamak gerekir. Bu girizgahtan sonra toplumdan bireye ve bireyselliğe nasıl adım attığımıza değinmek istiyorum.
İmece; “Genellikle kırsal yerleşim yerlerinde, birçok kişinin toplanıp elbirliğiyle bir kişinin tarlasını sürmek, ekinini biçmek, harmanını kaldırmak, mısırını, fındığını toplamak vb. gibi bir işini görmesi ve böylece herkesin bu türden işlerinin sırayla bitirilmesi, köydeki işlerin ailelerin çoğunun karşılıklı yardımlaşması yoluyla yapılması.” anlamını taşımaktadır.
Az çok modayı bilirsiniz, o yıl içerisinde belli markalar tarafından üretilen ve piyasaya sunulan ürünler ön plana çıkarılır ve o yılın trendi, modası şeklinde pazarlama başlar. O yılın modası ne ise ona göre giyinmeye içmeye ve hareket etmeye yönlendirilirsiniz. O yıl size sunulan her neyse onu bir şekilde tüketmeye zorlanırsınız. Sonra bir yıl daha geçer ve yeni bir ürünle karşı karşıya kalırsınız ve yine aynı zorbalıkla sürekli ona maruz bırakılır ve onu tüketmeniz için ellerinden ne gelirse yapmaya hazır bir orduyla karşı karşıya kalırsınız. O şey her neyse iyi bir şekilde cilalanır, parlatılır ve olduğu değerden katbekat yüksek bir meblağa satılır. Aslında bu yazımda benimde dikkat çekmek istediğim konu bu. Acaba son yılların popüler akımı veya modası bireysellik midir? Bu bireysellik birkaç yıl sonra modası geçen bir eşyanın kenara atılması gibi kenara mı atılacak?
Sosyal medyayı yakından takip edenler bilirler ki özellikle günümüzün fenomen insanları diye tabir edebileceğimiz kişilerin çoğunluğu 1+1, 1+0 stüdyo dairelerde yaşamaktadır. En özel ayrıntısına kadar hayatlarına hâkim olduğumuz bu insanların takipçilerinin milyonları bulduğunu ve bu milyonların büyük bir çoğunluğunun 12-17 yaş arasında olduğu gerçeği de ortada zaten. Bunu, bu kanalların kendi istatistiklerini paylaşmalarından ayrı olarak, yaptıkları etkinliklerde buluşmaya gelen kitlenin yaş ortalamasından da öğrenebilirsiniz. Gününün büyük bir çoğunluğunu oyun oynayarak ve kendisine çok da faydalı olmayacak viral videoları izleyerek geçiren bu kitle ister istemez bu fenomenlerden etkilenmekte ve onların yaşamış olduğu hayatlara özenti duymaktadır. Yine bu kitle teknoloji ile büyüdüğü için her türlü bilgiye çok çabuk ulaşmaktadır. Teknolojiyi ve sosyal medyayı iyi bir şekilde kullanan genç kardeşlerimi tenzih ederek üzülerek belirtmeliyim ki büyük bir çoğunluk zamanını boşa harcamaktadır. Evet, bu kitlenin içinde ben de varım, bunu kabul ederek yazıyor ve bu tehlikenin farkına varmamız gerektiğini vurgulamak istiyorum. Her ne kadar ben dikkat ediyorum desek de saatlerce telefonu elimizden düşürmüyor, işimiz olmasa da onlara bağımlı halde yaşıyoruz. Elektrik kesildiğinde, şarjımız azaldığında, internetsiz kaldığımızda neler hissediyoruz? Hiç düşündük mü? Ya gündemi kaçırırsam korkusu, iletişimsiz zamanım nasıl geçer endişesi… Hâlbuki en büyük gündem, en sağlıklı iletişim, bulunduğumuz ortamda sevdiklerimiz ve yakınlarımız ile bulunduğumuz etkileşim değil midir?
Kolay yoldan para kazanmak, belli bir mevkie kısa zamanda gelmek, dilediği gibi yaşamak dilediği gibi harcamak, özgürce yaşamak bu genç kitlenin maalesef hayallerinin ilk sırasında gelmektedir. Şimdi yazımızın başında da belirttiğimiz İmece usulüne geri dönelim. Dayanışmanın ve işbirliğinin olmadığı bir toplumda tekrar eski değerlerimize nasıl dönebiliriz? Şunu unutmayalım ki hepimiz aynı gemideyiz. Bu gemiye bir zarar gelirse içinde yaşayanlar olarak hepimiz zarar görürüz. Bu gemiyi sahil-i selamete çıkarmanın tek yolu var oda ekipçe aynı hedef doğrultusunda kürek çekmektir. Her kafadan sesin çıktığı, farklı yönlere küreklerin çekildiği hiç bir gemiye rüzgâr da yardım etmez, unutmayalım.
Unutmayalım ki bedenimize yapılan bu müdahale yalnızca şekil üzerinden yapılmıyor aile kurumumuz da hedef alınıyor. Hatta cinsiyet ayrımının önüne bile geçilerek insanlara sadece birey adı altında tek tipleştirme yapılıyor. Çünkü bunu biliyorlar ki ne kadar az tipte insan olursa bunları sürü gibi tek noktadan idare edip yönetmek daha da kolaylaşacaktır.
Aynı şeyleri yiyen, içen, düşünen, okuyan, dinleyen, hisseden, kullanan, birbirinden kopuk ama aynı şeyleri yapan bir toplum düşünebiliyor musunuz? Bu mümkün değilmiş gibi düşünüyoruz ama çoğumuz buna maruz kalıyoruz. Toplumun tüm değerlerinin ayaklar altına alındığı bireysellik adı altında insanların cinnet geçirdiği ve tamamen kendi inancına zıt düştüğü bir toplumu tekrar eski haline getirebilmek mümkün müdür? Korkarım ki bireysellik modasının geçtiği bir zamanda tekrar bu toplumu eski haline getirebilmek çok zor olacaktır.
Bireysellik ile beraber tüketim alışkanlıklarımız da ciddi bir şekilde değişmektedir. Şöyle bir anne baba ve iki çocuğun olduğu 4 kişilik bir aileyi veya evi düşünelim. Bir de anne babanın beraber ve iki çocuğun da ayrı olduğu 3 tane ev düşünelim. Birinci durumda ev için alınması gereken eşyalar genel olarak birer adet olarak yetecektir. Örneğin; Beyaz eşyalardan birer adet almak tüm aileye yeter. Ama ebeveynler ve çocuklar ayrı ayrı evlerde olduğunda her ev için alınması gereken eşyalar ayrı ayrı olacaktır. Bu kapitalist tüketim endüstrisi için bulunmaz hint kumaşıdır. Tabi burada evden ayrılmanın zorunlu halleri bulunmaktadır, bunları hariç tutarak yazıyorum. Ama genel olarak bireyselleşme, tüketimi de teşvik etmekte ve yapılan israfı katbekat artırmaktadır.
Gelecek yılın ilk yarısında dünya nüfusunun 8 milyarı geçeceği öngörülüyor. Nüfusun bu kadar arttığı bir dönemde bireysel olarak hareket etmemiz bir faciaya neden olur. Onun için ekip olmayı, ekipçe hareket etmeyi, ben merkeziyetçilikten bize dönüşüm başlatmayı ihmal etmemeliyiz.
Başta kendi nefsime tavsiyede bulunarak genç kardeşlerime seslenmek istiyorum: Köyden kente göçebilirsiniz, kendi yaşadığınız şehri terk edip daha büyük bir şehre de gidebilirsiniz hatta bulunduğunuz coğrafyayı, ülkeyi terk edip farklı bir ülkeye de gidebilirsiniz Ama tüm bunların ötesinde olup daha da önemli olan mesele özümüze ve köklerimize bağlı kalmaktır. Yani nereye gidersek gidelim özümüzden ve köklerimizden kopmadan yaşamayı başarabilmeliyiz. Peki, şimdi 1+1 hayatlarımızdan başımızı dışarıya çıkarıp imece usulüne dönmemiz gerekmez mi? İsteyenler köye dönebilir belki ama ben köye dönelim demiyorum, o ruha dönelim diyorum. Rabbim hepimize o şuuru kazanmayı, kendini iyileştirdikten sonra topluma katkı sağlamayı, yuva kurmayı ve gelecek nesillere faydalı olmayı nasip etsin.
[1] https://www.majorscope.com/modern-cagin-gerekliligi-bireycilik/