Söz&Kalem Dergisi - Esadullah Kaya
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ حَقَّ تُقَاتِه۪ وَلَا تَمُوتُنَّ اِلَّا وَاَنْتُمْ مُسْلِمُونَ
"Ey iman edenler, Allah'tan hakkı ile korkun ve ancak müslümanlar olarak ölün."
(Ali İmran 102)
Allah (cc.), Ali İmran suresinde bizlere korkunun hakkını vererek Allah'tan korkmayı emrediyor. Peki, nedir bu korkunun hakkı? Nasıl bu korkuya sahip olabiliriz?
Bu hakkın bir yönünü manası takva ile iç içe olan "vera" kavramı ile tanıyabiliriz. Helaller ve haramlar günlük hayatımızda bizlere yön veren temel kavramlarımızdır. Helali bir daire olarak düşünebiliriz, bu dairenin dışında atılan her adımı, yapılan her işi de haram olarak görebiliriz. Vera, bu dairenin dışında yürümenin insanda bıraktığı hoşnutsuzluktan ibaret değil, dairenin dışına çıkma ihtimali olan yollara bile çekince ile bakmaktır.
Örnek vermek gerekirse:
- Günlerden bir gün bir kadın Ahmed ibn Hanbel'e gelip geceleri evlerinin damında ip eğerdiklerini ve bunu yaparken devlet adamlarının yaktıkları meşalelerle sokaktan geçtiklerini, bu meşalelerin aydınlığından faydalanmalarının caiz olup olmadığını sorar.
- Haris el Muhâsibi hakkında babasından kalan yüklüce mirası, babasının kadere iman etmemesi sebebiyle almadığı rivayet edilir.
Yukarıda verdiğimiz iki örnek Vera kavramını yeterince açıklayacak durumdadır. Pratikte bu kavramın yansımalarına baktığımız zaman görüyoruz ki korkup çekindikleri meseleler kesin olarak dairenin dışında kalan meseleler değil. Dar ve basit bir bakış açısı ile bu insanlar helal dairesini daraltıp mübahları da haramlardan sayıyor deyip çıkamayız işin içinden. Başta da ifade ettiğimiz üzere İslam'ın bize sunduğu sınırlar vardır elbette ama bunla kalmayıp o sınırların içerisindeki hareketlerimizi yönlendirmek için de belli tavsiyeler sunar.
Bu tavsiyelerin birkaçından bahsedecek olursak:
1. Şüpheli şeylere yaklaşmamak.
"Şurası muhakkak ki haramlar apaçık bellidir, helaller de apaçık bellidir. Bu ikisi arasında (haram veya helal olduğu) şüpheli olanlar vardır. İnsanlardan çoğu bunları bilmez. Bu durumda, kim şüpheli şeylerden kaçınırsa dinini de ırzını da korumuş olur. Kim de şüpheli şeylere düşerse harama düşmüş olur, tıpkı koruluğun etrafında sürüsünü otlatan çoban gibi ki her an koruluğa düşebilecek durumdadır. Haberiniz olsun, her melikin bir koruluğu vardır, Allah'ın koruluğu da haramlarıdır. Haberiniz olsun, cesette bir et parçası var ki eğer o sağlıklı olursa cesedin tamamı sağlıklı olur, eğer o bozulursa cesedin tamamı bozulur. Haberiniz olsun bu et parçası kalptir."
(Buhari, Müslim, Ebu Davud)
Peygamber (s.a.v) efendimiz burada şüpheli bir duruma dalmayı günaha dalma ile eşdeğer görüyor. Buna sebep olarak öne sürdüğü ise sürü-koruluk misaliyle sunulan şüpheli meselelerin çevresinde rahat bir biçimde dolaşan kişinin, istemeden de olsa harama düşebileceği gerçeğidir. Peygamber (s.a.v) efendimize bir gün bir tabak hurma gelir. Efendimiz, hurmayı getiren sahabeye sadaka mı, hediye mi olduğunu sorar. Sadaka cevabını alınca Efendimiz, hurmaları Suffe'ye gönderir. O sırada henüz küçük olan torunu Hz. Hasan ağzına bir hurma atar. Efendimiz, Hz. Hasan'ın ağzına hurma attığını görünce, ağzından hurmayı alır: "Ben ve ev halkım sadaka yemeyiz" der.
2. Fetva ararken ilk danışacağımız adresin kalbimiz/vicdanımız olması.
“...Bırakın onu, ey Vabisa! Yaklaş.” diye buyurdu. Yanına yaklaşıp önünde oturdum. Bana “Senin niçin geldiğini ben mi söyleyeyim yoksa sen mi soracaksın?” deyince, "Siz söyleyin.” dedim. “Sen iyilik ve kötülük hakkında soru sormak için geldin.” buyurdu. “Evet!” dedim. Bunun üzerine üç parmağını göğsüme dokundurarak “Ey Vabisa! Kalbine danış, nefsine danış.” buyurdu ve bunu üç defa tekrarladı. Sonra da şöyle devam etti, “İyilik nefsin yatıştığı şeydir. Kötülük ise -insanlar sana fetva verseler bile- nefsi tırmalayan, sinede gel-gitler / tereddütler meydana getiren şeydir.”
(Müsned)
Bizler 21. asrın insanları olarak ilme ve istediğimiz âlime çok rahat bir biçimde ulaşabiliyoruz. Bu durumun açık bir biçimde olumlu yanları olduğu gibi toplum pratiğinde olumsuz yansımaları da oluyor. Ev alırken, araba alırken çekeceğimiz kredi için "O hoca fetva vermese şu hoca verir" (vs.) mantığıyla hareket ederek yaptığımız her işi dine uydurmak adına, alışveriş merkezinden elbise seçer gibi fetva seçer olduk.
Oysaki Resulullah’ın (s.a.v) 14 asır evvel verdiği bu tavsiyeye ümmet olarak uyarsak, kapı kapı helal belgesi aramak için dolaşmayacağız. Peygamber (s.a.v) efendimizin bize emri nefsimizle baş başa kalmamaktı ama bizler vicdanımızla baş başa kalmama olarak aldık bu öğüdü. Bilmeliyiz ki vicdan, haramlarla karartılmamış bir ruhta her zaman fıtratın yolundan gider. Saf fıtrat ise kişiyi ancak selamete çıkarır
3. Haramlara giden yolları da haram görmek (Sedd-i Zerâi)
وَلَا تَقْرَبُوا الزِّنٰٓى اِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةًۜ وَسَٓاءَ سَب۪يلًا
Zinaya yaklaşmayın! Çünkü o hayâsızlıktır, çok kötü bir yoldur.
(İsra/32)
Ayet bize sadece zinayı yasaklamıyor aynı zamanda ona yaklaşmayı da haram görüyor. Bundan dolayıdır ki kişinin mahremi olmayan kimse ile yalnız kalması caiz görülmemiştir. Ayrıca sarhoşluk yapıcı özelliğinden dolayı haram kılınan içkinin, sarhoşluk yapmayacak miktarda kullanılması da haramdır.
"Çoğu sarhoş edenin azı da haramdır."
(Ebu Davud)
Hatta borçlunun alacaklısına hediye alması dahi ileride faize sebep olur diye yasaklanmıştır. Örnekler çoğaltılabilir ama esas olarak almamız gereken fikir şu ki, bu dairenin girişine çıkan tüm yoların önüne sed çekmeliyiz. Bu daireden çıkmaya bizi iten ne varsa terk etmeliyiz. Şeytan sistematik bir biçimde çalışıyor, bizler de ona karşı mücadeleye sistemin başından başlamalıyız. Harama giden ilk adımın yönünü hayır yoluna çevirmeliyiz.
El-hâsıl; Müminler, sadece harama düştükten sonra pişman olmalarıyla ve tövbe etmeleriyle vera sahibi olamazlar. Vera sahibi olmak, bazı mübahların bile terkini gerektirir. Allaha karşı duyulan korkunun hakkını verme yolunda, Vera bizim için taşınması zor bir kandildir. Konumuzu Hz. Ebubekir’in şu sözüyle noktalayalım: "Biz, harama düşme korkusundan yetmiş helâli terk ederdik." (İbni Abidin)