Söz&Kalem Dergisi - Zeynep Meva Okur
Büyük patlama teorisine göre tüm evren, çok küçük bir noktanın patlaması ile var olmuştur. Buna göre tüm mahlûkat bir bütünün parçaları gibidir. Evrendeki işleyişe dair birçok yasa, canlı ve cansızlarda benzer şekilde yürürken sosyal hayatta da bu yasaların tezahürleri görülebilmektedir.
Kimyada önemli bir yer tutan Le Chatelier İlkesi de bunlardan biridir. Le Chatelier İlkesi'ne göre, kimyada dengedeki bir sisteme dışarıdan bir etkide bulunulduğunda, sistem bu etkiyi azaltıcı yönde yeni bir denge hâli oluşturur. Yani mevcut denge durumuna yönelik müdahaleye, sistem karşı çıkmış ancak eski denge durumunu kaybederek yeni bir denge durumu oluşturmuştur. Bilimin soğuk ve resmi ifadesinden sıyrılarak bu prensibi tefekkür ettiğimizde maddenin de mananın da aynı sani-i zülcelalin kudret elinden çıktığının bir delili olduğunu görmekteyiz. Çünkü kimyasal reaksiyonlarda görülen bu durum yaşamın pek çok yerinde de kendini göstermektedir.
Sosyal hayatta etkileşimler kaçınılmazdır. İsteyerek ya da istemeyerek bezen bilinçli bazen de bilinçsiz bu etkileşimler dengemizi bozmaktadır. Bozulan dengeyi düzeltmek ve dengeyi bozan hususa karşı koymak isterken değişime uğrarız. Evet, biz ne kadar eski halimize dönmek için uğraşsak da artık eski biz olamayız. Bu değişim bazen daha iyiye bazen de daha kötüye doğru olabilir. Hayatın her anında farklı etkileşimlere maruz kalarak gelişmeye ve değişmeye devam ederiz. Bazen iyi bir dost bazen azılı bir düşman etkiler bizi bazen de daha önce hiç önemsemediğimiz biri… Bazen aşk boyar bizi maşukun rengine bazen de nefret fark ettirmeden düşmana benzetir bizi… Mutluluktan ayaklarımız yerden kesildiğinde bozulur bazen dengemiz bazen de hüzne gark olduğumuzda… İletişim ve etkileşim ortamlarının yoğunlaştığı günümüzde dengelerimiz sık sık bozulmakta ve yeni dengeler oluşmaktadır. Doğru denge hali ancak doğru bir çevre ile etkileşimde kalmakla mümkün olacaktır.
Etkileşimin en yoğun olduğu kişiler yakın çevremizde bulunan ailemiz ve dostlarımızdır. Ailelerimiz kaderi ilahi ile belirlenmiş olup onlarla ilişkilerimizi belirleyen kurallar hayat nizamımız İslam içerisinde mevcuttur. Peki ya dost seçimi nasıl olmalıdır? Bir Müslümanın her işinde ölçüsü İslam’dır. Samimi Müslüman dostluk-düşmanlık, sevgi-nefret gibi hayatın vazgeçilmezlerinde yol gösterici olan ilahi kaideler çerçevesinde yol yürümeli ve tedbirler almalıdır. Unutulmamalıdır ki doğru-yanlış arkadaş seçimi kişiyi yeni dengeler oluşturarak ebedi saadet veyahut ebedi hüsran ile neticelenecek akıbete götürecektir. Bu husus ayeti kerime ve hadislerde de yerini almış ve doğru dost seçmenin önemine dikkat çekilmiştir.
Yanlış dost seçiminden duyulacak pişmanlık sahnesi lütfu ilahi olarak gözler önüne serilmiştir. ‘Yazıklar olsun bana! Keşke falanı dost edinmeseydim!”(Furkan-28)
Efendimiz (sas)’de dosdoğru yolda kalabilmek için doğru dostun gerekliliği konusunda bizlere rehberlik etmiş, birçok hadiste yer alan ifadeleri ile yolumuzu aydınlatmıştır:
“Kişi dostunun dini üzeredir. Bu yüzden her biriniz, kiminle dostluk ettiğine dikkat etsin.” (Tirmizî, Zühd, 45; Ebû Dâvûd, Edeb, 16) “İyi arkadaşla kötü arkadaş misk taşıyan kimse ile körük üfüren kimse gibidir. Misk taşıyan ya sana onu ikram eder yahut sen ondan (miski) satın alırsın ya da ondan güzel bir koku duyarsın. Körük üfüren kimse ise ya elbiseni yakar ya da ondan kötü bir koku duyarsın!” (Müslim, Birr, 146; Buhârî, Sayd, 31)
Müslüman bireye düşen vazife bu hakikatler ışığında dost seçiminde dikkatli olmasıdır. Kendisine Allah’ı hatırlatan dostlar edinmektir. “Birlikte oturduğunuz dostlarınızın en hayırlısı, görünüşüyle size Allah’ı hatırlatan, sohbetiyle sizin güzel amellerinizi arttıran, salih ameliyle/güzel fiil ve davranışlarıyla size ahireti hatırlatan kimsedir.”(Suyutî, Camiu’s-Sağir, II/14).
Dostluklar rıza-i ilahi için olmalı ve hakiki dost kişiyi gafletten korumalıdır. “Dostun hayırlısı; Allah'ı zikrettiğinde sana yardım eden, Onu unuttuğunda sana hatırlatandır.”(Suyutî, Camiu’s-sağir, II/11)
Bu çağın yangınında imanı ve iman ehli kardeşleri korumak için İslam ehli fertler arasındaki dostluklar öylesine sağlam olmalıdır ki bu dostluk adeta bir zırh vazifesi görmelidir. Bu zırh; ateşten kor haline gelen iman hakikatleri avuçlanırken, küfrün amansız hücumlarına göğüs gererken, imtihanın en çetin anlarında kişiyi ve içerisinde mücadele ettiği İslam cemaatini muhafaza etmelidir. Risale-i Nurda geçen ‘’tefani’’ kavramı bu dostluk-kardeşlik zırhı ile kuşanma halinin zirvesidir adeta…
“Kardeşlerinizin meziyetlerini şahıslarınızda ve faziletlerini kendinizde tasavvur edip, onların şerefleriyle şâkirane iftihar etmektir. Ehl-i tasavvufun mabeyninde "fena fi-ş şeyh, fena fi-r resul" ıstılahatı var. Ben sofi değilim. Fakat onların bu düsturu, bizim meslekte "fena fi-l ihvan" suretinde güzel bir düsturdur. Kardeşler arasında buna "tefânî" denilir. Yani, birbirinde fâni olmaktır. Yani: Kendi hissiyat-ı nefsaniyesini unutup, kardeşlerinin meziyat ve hissiyatıyla fikren yaşamaktır. Zâten mesleğimizin esası uhuvvettir. Peder ile evlâd, şeyh ile mürid mabeynindeki vasıta değildir. Belki hakikî kardeşlik vasıtalarıdır.”(Yirmi Birinci Lem’a)
Evet, günümüzün maneviyatımızı bozmak için her türlü saldırının yoğunlaştığı, dengelerimizin sürekli etkilendiği şartlarında hakiki dostlar yardımı ile sıratı müstakim üzere kalmaya çabalamalıyız. Rabbim cümlemize ‘’tefânî’’ sırrına ermiş kardeşler nasip etsin…