Söz&Kalem Dergisi - Merve Şimşek
Ritmine özellikleri kaptırdığımız ve tesiriyle duygusal yoğunluğa erişilen herhangi bir müzik veya şarkı parçası, insanın duygusal, zihinsel ve ruhsal dünyasını etkileme potansiyeline sahiptir. Müzik, en kadim sanatsal uğraşlardan biriyken insanoğlunun her çağda kümülatif şekilde çeşitli katkılar sağlayarak, aralıklara değin uğraştığı bir alan olmuştur.
İnsanın beş temel duyusundan biri olan işitme duyusu, canlılarda kulakların yerleştirilmesi sağlanır; Kulak ise biyolojik olarak işitmeyi sağlayan her biri birbirinden minik çekiç, örs, üzengi gibi birçok kıkırdağımsı kemikçikten oluşan olağanüstü bir yaratılışa sahiptir. Dünyaya gelmeden önceki anne karnından başlayarak işitme serüvenimiz, bazı araştırmalara göre öldükten sonra dahi devam edebilmektedir. Bir fetüsün 18. haftada anne karnındayken işitmeye başladığı yerde bir kişinin yaşadığı veya maruz kaldığı onun kelimesi ve sözü, dış dünyayla olan ilişkisini biçimlendirmekte oldukça ayrıntılı bir süreç gerçekleşmektedir.
Modern psikoloji tarihinde henüz yeni sorunlar müzik psikolojisi alanında toplananlarımızın sadece basit bir tercihin tezahürü gösterilmemektedir. Araştırmalar dinlenilen bir parçanın beynimizdeki mutluluk hormonunu harekete geçirecek veya stres hormonu kortizolün aktifliğini ortadan kaldıracak düzeyde etkin rol oynadığını belirtiyor. Ayrıca, nörobilimin çalışma alanı olan müzik, 'coşku ve isteklerin uyanan soyut bir yolları' olarak, dünyada insan beyni üzerindeki psikolojik etkisi de 'tıpkı bir hap veya ilaç' şeklinde olanlar.
Peki biz bir ömrü boyu korumamız, dinlediklerimiz ve söylerken işlerittiklerimizle bir bütün isek, bizi hüzne boğması yahut anahtarımızı yerine getirmesi için birleştirmemiz bir parçanın ruh halimize hangi seviyede tutulabildiğini de bilmemiz gerekmiyor mu?
Gündelik yaşamda işittiğimiz ses, bazen bir veri aktarımı ritmi olur; enerjimizi yükseltir, bazen kederli bir türkü olur; ruhumuzu hüzne boğar, bazen kainatın neşvesine kulak veririz; gök gürültüsünü, kuş cıvıltısını, yağmurun toprakla buluşmasını, tenimize çarpanları esintinin yaprakta bıraktığı hışırtıyı duyarız; bazen hiç kirletici değil kendimizi işitiriz; beynimizden geçen olumsuz parlamanın yayılımı, geçmişteki pişmanlık veren anlarını, kalbimizin nadir de olsa sevincinden küt küt atışını ve doğum nefesi işitiriz. Bu sebeplerle dünyadaki, içindekileri ve kişisel dünyamızı da dışsal uyaranları işiterek anlamlandırmaya çalışırız.
Antik çağlardan itibaren insanın ruh haline ve duygu değişiminin kaydedilmesi, gücünden faydalanılmış, tamamlayıcı ve iyileştirici bir tedavi gücüne inanılarak tedavi yöntemi olarak kullanılmıştır. Çünkü mevcut ritim ve melodi unsurları, beynin duygu merkezlerini harekete geçirerek kişinin ruhsal dağılımı, duygu bilgilerinin ve çıktıların yeniden şekillenmesine yardımcı olmaktadır.
Darüşşifalarda Müzikle Tedavi
Müzik, İslam medeniyetinde ilerleme kaydederek çeşitli bağlamlarda somut bir uygulama alanına sahip, İslam medeniyetinin topraklarına toprak kattığı Selçuklu ve Osmanlı bilgilerini de hak ettiği ehemm görüldür. Daha çok müzik adıyla Selçuklu ve Osmanlı döneminde tedavi amacıyla darüşşifalarda, güncel hastanelerde, sistematik bir biçimde kullanıldı.
Hem çocukların hem de ruhsal hastalıkların kontrolünden kendisinden yararlanılan mûsiki, yalnızca dinletilerek değil, psikolojik iyi oluşum ve sinir sisteminin yönlendirici etkisi göz önünde bulundurularak sağlanır. Darüşşifalarda müzikle tedavi için gelişmelerin değerlendirilmesi sonrasında makamsal olarak seçilmiş; ney, ud, kanun, rebâb, tanbur gibi klasik enstrümanlar kullanılmıştır. Canlı icra edilen müzik, su sesiyle birleşerek loş ışık ve mimari akustiğin desteğiyle bir nevi 'terapötik atmosfer' oluşturuldu. Dönemin ünlü seyyahlarından Evliya Çelebi de bu daruşşifaları şu şekilde bize aktarır: “Merhum ve mağfur Bayezid Veli Hazretleri Vakıfnamesinde yaşayanların deva, dertlilere şifa, divanelerin ruhlarına gıdalarına ve def'i sevda olmak üzere on adet hanende ve sazende haftada üç kere ayakta kalan ve delilere musiki faslı verirler. Hastaların nicesi avazı sazdan hoşhal olurlar.”
Darüşşifa geleneğinin Osmanlı Devleti'ndeki ilk örneği 15.yy'dan itibaren faaliyete geçen ve Bursa'da bulunan Yıldırım Darüşşifası'dır. Bundan dolayı Anadolu'nun pek çok beldesinde yayılan bu metodla müzik, akıl ve ruhen sıkıntı yaşayanlara şifa vesilesi olmuştur. Fakat Cumhuriyet sonrasında dönemde pek çok nadide geleneği pörsümüş diye yaftaladığımız gibi müzikle şifaya vesile olan bu yöntem da elimin tersiyle kenara atıvermişiz.
Darüşşifalardan modern terapilere uygulanan bu kadim yöntemle, bize yalnızca bir sanat değil, aynı zamanda bir şifa dilinin de verildiği hatırlatılmaktadır. Şimdilerde ise Avrupa ve Amerika'nın hep terakki ettiğini varsaydığımız çağdaş dünya düzeninde psikolojinin, nöropsikoloji alanı olan “müzik terapi” adıyla bilimsel bir alan olarak gelişmeye başlarken bu durumun olağanüstü bir gelişme olduğu konuşulmaktadır. Bizler bir kez daha, Batının feraset sahibinin(!) aklının, bizim elimizden alıp yine bize satmaya kalkıştığına dair tanıklıklık etmekteyiz.
Hülasa, onu bir şekilde kullanmayı arzuladığımız ve kablosunun bir arada dolanıp kullanılmasını sağlayan diye en az hale getirilen kulaklıkların hayatımızın her anının grupçileri olduğu su götürmez bir gerçektir. Hal böyle iken daima aynı olan bu iki minik cihazla, işittiğimiz her kelimeyi ve cümlenin, ritmin ve melodinin duygu durumunu şekillendirdiğini ve bazen de şifaya neden olduğunu bildiği müziği sadece tuz bir ses ritmi olduğunu gösteriyor.
Kaynakça
Cherry, K. (24 Nisan 2024). Müzik dinlemenin psikolojik faydaları nasıl olabilir? Verywell Mind.
Vural, T. ve Gençoğlu, MSH (2024). YILDIRIM DARÜŞŞİFASI VE MÜZİKLE TEDAVİ. Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 6(2), 372-387.