Muhammed Cevher - Söz&Kalem Dergisi
Cihat kelimesi, bugün çoğu zaman yanlış anlaşılmakta, daraltılmakta ya da sadece belirli bir alanla sınırlandırılmaktadır. Oysa cihat, İslam’ın temel kavramlarından biri olarak insanın hayatının tamamına yayılan bir sorumluluğu ifade eder. Cihat; Allah’ın rızasını kazanmak için gösterilen her türlü samimi gayretin adıdır. Kimi zaman nefisle mücadele, kimi zaman ilimle hakikati savunma, kimi zaman da gerektiğinde bedeniyle, malıyla ve zamanıyla Allah yolunda seferber olmayı kapsar. İşte “Randevu ile Cihat” ifadesi, tam da bu noktada insanın cihatla olan ilişkisinin ne kadar ciddi ve ertelenemez bir sorumluluk olduğunu hatırlatır.
Randevu, gündelik hayatta verilen bir söz, belirlenmiş bir vakit demektir. İnsan randevusuna sadık kalmadığında güven kaybeder, ciddiyetsizlikle itham edilir. Peki, Allah ile yapılan randevular? Namaz vakitleri, sorumluluk bilinci, hak ile batıl arasındaki tercihler… Bunların her biri aslında ilahi birer randevudur. Cihat da böyledir. Cihat, “şartlar daha uygun olunca”, “biraz daha zaman geçince” ya da “başkaları yapsın” denilerek ertelenecek bir görev değildir. Nitekim her insan, kendi imkânları ölçüsünde cihatla muhataptır.
Bu hakikatin en çarpıcı örneklerinden biri Tebük Seferi’nde yaşanmıştır. Tebük Seferi, İslam tarihinin en zor seferlerinden biridir. Hava çok sıcak, yol uzun, düşman güçlü, imkânlar ise son derece kısıtlıdır. Üstelik Medine’de hurmaların tam olgunlaştığı, insanların bahçelerine, geçimlerine yönelmek istediği bir zamana denk gelmiştir. Böyle bir ortamda Resûlullah (s.a.v) Müslümanları cihada çağırmış, bu çağrı açık ve net bir randevu olmuştur. Bu seferde münafıklar türlü bahanelerle geri durmuş, iman iddiasında zayıf olanlar bu randevuyu önemsememiştir. Ancak içlerinden üç sahabe vardır ki onlar münafık değildir, imanları sabittir; fakat cihada çıkma randevusunu ertelemişlerdir…
Ka‘b bin Mâlik, Hilâl bin Ümeyye ve Mürâre bin Rebî‘… Onlar “sonra hazırlanırım”, “henüz vakit var” düşüncesiyle hareket etmiş, fakat vakit daralmış ve ordu yola çıkmıştır. Böylece randevu kaçırılmıştır. Bu üç sahabenin yaşadıkları, cihadın ertelenmesinin insan ruhunda ve toplum hayatında nasıl bir bedel oluşturduğunu gösterir. Seferden sonra Resûlullah’a mazeret uydurmadılar, yalan söylemediler. Samimi bir şekilde hatalarını kabul ettiler. Ancak bu samimiyetlerine rağmen ilahi bir imtihana tabi tutuldular. Toplumdan tecrit edildiler, kimse onlarla konuşmadı. Yeryüzü onlara dar geldi, kalpleri sıkıştı.
Nihayet elli gün sonra tövbe ayetleri nazil oldu ve Allah Teâlâ onların tövbesini kabul etti. Birkaç kelime ile anlattığımız bu olay, o sahabeler için çok acı ve ıstırap verici olmuştur. Ayetin ineceği elli günlük süre boyunca yeryüzü onlara dar geliyordu. Zamanlarını sürekli Rabblerine istiğfar ve ibadet ile geçiriyorlardı. Nihayet bu ıstırapları, elli günün sonunda sona erdi. Bu hadise, cihat randevusunun ne kadar ciddi olduğunu ve samimiyetin bile bazen gecikmenin bedelini ortadan kaldırmadığını açıkça ortaya koyar.
Siyer-i Nebî’de buna benzer başka örnekler de vardır. Bedir’e katılamayan bazı sahabeler, daha sonra Uhud’da ve diğer gazvelerde bu eksikliği telafi etmeye çalışmışlardır. Mus‘ab bin Umeyr, genç yaşında bütün dünyevî imkânlarını geride bırakarak İslam davası için seferber olmuş, cihat randevusunu ertelememiştir. Mekke’deki işkencelere rağmen Bilâl-i Habeşî’nin “Ahad, ahad” diyerek direnişi, cihadın sadece kılıçla değil, sabırla ve imanla da yapıldığının en güzel örneklerindendir.
Bugün cihat kavramını sadece savaş alanına hapsetmek büyük bir eksikliktir. Genç bir Müslüman için cihat; ahlakını korumak, haramdan uzak durmak, ilimde derinleşmek, hakikati doğru bir dille anlatmak, zulme karşı sözünü esirgememek ve yaşadığı çağın fitnelerine karşı bilinçli olmaktır. Ancak bu cihat da randevu ister. Namazın vaktinde kılınması, bir haksızlığa zamanında müdahale edilmesi, doğru sözün tam vaktinde söylenmesi… Ertelenen her görev, kaçırılan bir randevuya dönüşebilir.
“Randevu ile Cihat” bize şunu öğretir; İman, sadece kalpte taşınan bir duygu değil, zamanı geldiğinde harekete dönüşen bir sorumluluktur. Allah yolunda yapılması gerekenler, uygun şartlar bahanesiyle sürekli ertelenirse, insan farkında olmadan Tebük’te geride kalanlar gibi ağır bir pişmanlığın içine düşebilir. Önemli olan kusursuz olmak değil; çağrı geldiğinde, randevu verildiğinde hazır olmaya çalışmaktır.
Bu noktada cihadın sadece bedenle yapılan bir mücadele olmadığı özellikle vurgulanmalıdır. İslam’da cihat; mal ile cihat, vakit ile cihat, ilim ile cihat ve söz ile cihat gibi farklı boyutlara sahiptir. Her mümin, şartlarına göre bu alanlardan en az biriyle sorumludur. Kimisinin gücü bedeniyle mücadeleye yetmez; fakat malıyla Allah yolunda infak eder. Kimisi infak edecek imkâna sahip değildir; fakat zamanını, emeğini ve bilgisini İslam’ın hizmetine sunar. Bu da cihadın bir parçasıdır ve yine randevu bilinci gerektirir.
Mal ile cihat, insanın en çok zorlandığı alanlardan biridir. Çünkü mal, insanın kalbine en yakın olan nimetlerdendir. Kur’an’da sıkça “mallarıyla ve canlarıyla cihat edenler” ifadesinin birlikte zikredilmesi boşuna değildir. Tebük Seferi’nde Hz. Osman’ın büyük servetini Allah yolunda seferber etmesi, mal ile cihadın zirve örneklerinden biridir. O, “sonra veririm” dememiş, randevuyu ertelememiştir. Çünkü biliyordu ki Allah yolunda verilen sadaka, zamanı geldiğinde verilirse kıymetlidir sefer bittikten sonra Müslümanlar mağlup olduktan sonra verilecek o mallar ne Hz. Osman'a ne de Müslümanlara fayda vermeyecekti.
Vakit ile cihat ise günümüz Müslümanının en fazla ihmal ettiği alanlardan biridir. Zaman, geri getirilemeyen tek sermayedir. Allah yolunda yapılması gereken nice hayırlı iş, “yoğunum”, “daha sonra bakarım” bahanesiyle ötelenmektedir. Oysa bir gencin ilim öğrenmek için ayırdığı vakit, bir öğretmenin hakikati anlatmak için harcadığı emek, bir annenin evladını İslami bilinçle yetiştirme gayreti de cihattır. Bu cihat türünde de randevu vardır; gençlik giderse, imkân kaybolursa pişmanlık kaçınılmaz olur. Gençlik, Allah’ın insana vermiş olduğu en önemli randevudur bu vakitte nefsi istek ve arzuları reddetikten sonra yapılan cihat belki bütün ömrümüz boyunca yapılabilecek en faziletli cihattır.
‘’Müminler içinde Allah'a verdikleri sözde duran nice erler vardır. İşte onlardan kimi, sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir; kimi de (şehitliği) beklemektedir. Onlar hiçbir şekilde (sözlerini) değiştirmemişlerdir.’’ (Ahzab.23)
Selam Allah'a verdikleri söze sadık kalıp, her şeyleri ile cihat eden müminlerin üzerine olsun.