Söz&Kalem Dergisi - Mehmet Ali Oğuz
Değerli Söz&Kalem okurları, müzikal sanatın ruhunu ve manasını ele aldığımız Aralık ayı dosya konumuzda, bu alanda 30 yılı aşkın tecrübesi bulunan Sanatçı Mehmet Ali Oğuz beyefendi ile müzik, söz, ses, mana ve günümüz müzik anlayışı üzerine bir röportaj gerçekleştirdik.
Sizleri, birbirinden değerli cevaplar aldığımız röportajımız ile baş başa bırakıyoruz.
*
Öncelikle şöyle bir soru ile başlamak isteriz. Sizce müzik, insanın ruh halini ve duygusal yönünü nasıl etkiler?
Sorunuza cevap vermeden önce, bu röportaj vasıtası ile müzik hakkındaki duygu ve düşüncelerimi genç kardeşlerime iletme imkanı tanıdığınız için Söz&Kalem Dergisinin değerli emektarlarına teşekkürlerimi sunup çalışmalarında başarılar diliyorum. Okumanın giderek azaldığı bir dönemde Söz&Kalem Dergisi olarak, genç okuyucuya ulaşıp onlara dolu dolu bir dergi okutmayı başarma gayretiniz ve güzel çalışmalarınızdan dolayı sizleri ayrıca tebrik ediyorum.
Sorunuzun cevabına gelince; İnsan, ilk müzikal tınıları daha bebekken annesinin ninnilerinden dinlediğine göre, bir defa müzik kesinlikle insan ruh hali ve duygusal yönü üzerinde etkilidir. Tarlada, inşatta veya ağır şartlarda çalışan insanların bir ezgi terennüm edince bir yandan kendileri işlerine motive olurken bir yandan da beraberlerinde çalışan arkadaşlarına motivasyon sağladıklarına çok defa şahit olmuşuzdur. Yine hepimiz uzun yollarda müziğin, yolun stres ve yoğunluğuna ne kadar iyi geldiğine şahit olmuşuzdur. Bu türden örnekleri çoğaltmamız mümkün. Müzik, hayatımızın her alanına girmiştir. Tabi ki ruh halimiz üzerinde de olumlu veya olumsuz etkiler bırakıyordu.
Sizce bir besteyi “sanat” kılan şey nedir?
Sanattan önce sanatçıyı biraz konuşacak olursak, sorunuzun cevabını daha net vermiş olacağımı düşünüyorum. Bir defa müzik sanatçısı kimdir?
Müzik sanatçısı, icra ettiği müziği sıradan bir insandan çok farklı ve çevresinde hayranlık oluşturacak kalitede icra ediyorsa sanatçıdır. Bu durum, sesin estetiği, yorum ve sanatçının yansıttığı duyguyla çok alakalıdır. Zaten öyle olmasa, insanlara para verip konser salonlarını veya meydanları hınca hınç doldurmazdılar.
İşte sanatın tanımı burada ortaya çıkıyor. Sanat, sanatçının herkesin yapamadığı ve insanların büyük kısmında hayranlık duyulan estetik eserler meydana getirmesidir. Haliyle sanat sıra dışı estetikliktir bence. Çünkü çok alışılagelmiş ve tekrara düşmüş sanatsal icraatlar da zamanla ilgi görmeyecekleri için yok olurlar.
Bir sesin “kalbe hitap etmesi” ile “nefse hitap etmesi” arasındaki farkı nasıl ayırt edebiliriz?
Ben müziği ahenkle seyir halinde olan bir arabaya benzetirim. O arabaya neyi yüklersen onu taşır onu götürür. Müzik, Allah’u Teala’nın yarattığı objelerden çıkan güzel seslerin insan elinde şekillenmesidir. Yani nasıl ki bir ressam, Allah’ın bahşettiği renkleri ustalıkla tuale işleyip çok harika tablolar meydana getiriyor ise, bir sanatçı da bazen Ney’in, bazen tefin bazen ud yada kanunun ve en önemlisi kendi ses telinden çıkan sesi ustalıkla notalara döküp yorumlayarak etkileyici hale getirir.
Sanırım sorunuzun cevabı burada açığa çıkıyor. Bu melodiye ilahi sözler ve maneviyat yüklersen onu insanlara taşır. Şehvet ve fitne yüklersen onu taşır. Bundan dolayı insan veya enstrümanlardan çıkan sesler masumdur. Kötülük onlara yüklenen mana ve onları yorumlama biçimindedir diye düşünüyorum. Haliyle bu alanı kötüye kullanacak insanlara bırakmak ayrı bir kötülüktür bence. Bu alanda maneviyat taşıyacak sağlam sanatçılar kesinlikle olmalıdır.
Bugün dinlediğimiz müziklerin çoğunun manadan yoksun şekilde kalpten çok tutku ve hazza hitap etmesinin nedenleri nelerdir?
Bu sorunuza kısa ve klasik bir cevap vereceğim. Atalarımız, ‘’dervişin fikri ne ise zikri de odur’’ demişler. Tarih boyunca kötüler ve kötülük hep olagelmiştir. Kötü fikirli insanların doğal olarak zikirleri de kötülük oluyor. Haliyle kıt imkanlarla hazırlanan ilahi ve ezgi müziğinin yanında maalesef sayısız, bir önceki sorunuzda verdiğim cevapta da değindiğim gibi fitne, şehvet, Allaha isyan ve bir sürü boş şey taşıyan müzikler de var.
Günümüz müzik endüstrisinde hâkim olan anlayışı nasıl değerlendiriyorsunuz? Bir kalitesizleşme söz konusu mu?
İlkin özel radyo, televizyonlar ve müzik kanalları sonrasında da dijital müzik platformları ve dijital ses taşıyıcıları, binbir emekle üretilen müziklerin kısa sürede hiç ücret ödenmeden her tarafta dinlenebilmesine olanak sağladı. Bu durum müzik piyasasını ve müziği son derece olumsuz etkiledi. Eskiden çıkan kaset ve CD’ler piyasaya girer onlardan gelen gelirden yapımcı firma hem geçimini sağlar hem de bir sonraki albümümün hazırlıklarını çok rahat yapardı. Bahsettiğim olumsuz şartlardan dolayı yapım olayı bitti.
Normalde yılda on eser yapan bir sanatçı, şimdilerde ancak bir eseri ancak kendi imkanlarıyla yapabilmektedir. Bu durum parası olan ve ehil de olmasa müzik yapan bir kitlenin çıkmasına sebep oldu. Haliyle hem üretilen iyi eser ve sayı, hem de kalite oldukça düştü. Son zamanlarda yapay zekanın da devreye girmesiyle olayı içinden çıkılmaz bir hale getireceğe benziyor. Akıbet hayırlı olur inşallah.
Anlam bakımından zayıf olan bestelerin çokça dinlenmesinin sebepleri neler? Rap müziğine nasıl bakıyorsunuz?
Geçenler de TV de bir haber kanalında, ‘ev genci’ diye adlandırılan bir gençlik kitlesinin çıktığı konusunun işlendiğine şahit oldum. Bu kategoriye giren gençler ne evde veya dışarıda bir işte çalışıyor, ne de okul okuyorlarmış. Tabi bu konu biraz müziği aşıp sosyoloji ve psikolojinin alanına giriyor. Bizi ilgilendiren kısmı ve sorunuzun cevabını verebilmem için gençliğin geldiği durumu biraz resmetmem gerekti. Hal böyle iken bir kitlenin insan ve insanlığın sorunlarını, gurbeti, sılayı, çileyi ve ulvi değerlerimizi içeren eserleri dinlemeleri tabiî ki beklenemez.
Düşünsenize bütün vaktini evde telefon ve internetle geçiren ve ekmek elden su gölden mantığı güden bir genç var. Eskiler nerde hareket orda bereket derlerdi. Sözü çok dolandırdım cevabınıza geliyorum:
Hayatında hareket, aktivite ve çalışma olmayan yani aslında boşlukta yaşayan bir genç, haliyle biraz hissiz kaygısız ve nötr olur. Böyle bir kitlenin dinleyeceği müzik de sürdükleri hayat tarzına benzeyerek laf olsun torba dolsun kabilinden içi boş eserler olacaktır. Bu sorunuza cevap verirken inşallah genç kardeşlerimi incitmemişimdir. Bunun için kelimeleri seçerek yazmaya çalıştım. Bazen dava, bazen ailenin yükünü sırtlanmış aslanlar gibi çalışan gençlerimizin olduğunu da biliyor ve görüyoruz. Onlarda diğerleri de bizim gençlerimiz. Rabbim hepsini doğru istikamette sabit tutsun.
Son olarak şöyle bir soru sormak istiyoruz: Sizce eski marş, ezgi ve ilahilerin bu denli kalbe hitap etmesinin nedenleri nelerdir? Bugün hâlâ aynı tesiri uyandırabiliyorlar mı?
İzlenen bir film, tiyatro veya sinema olsun yada dinlenen müzik olsun ne kadar gerçekçi ve ne kadar yaşanmışlıkları yansıtıp dile getiriyorsa, o kadar etkili olur. Eski marş ve ezgiler demin izah ettiğim gibi yaşanmışlıkları dile getiriyordu. Doksanlı yılların kuşağı iyi bilirler 28 şubat süreci ve genel anlamda dönemin karanlık yapılarının insafsızca cami ve medreselerde inançlı kesime saldırmaları, camiye giden gencecik fidanların cami yolunda ve -Susa katliamı örneği gibi- cami içerisinde şehit edilmesi tam bir trajedi idi.
Tabi bu zulme ve baskıya direnmek bir destandı. İşte bu atmosferi teneffüs eden bir şair çok içten yazıyor, bestekar iyi besteliyor ve yorumcuda yürekten okuyordu eserleri. Eski marş ve ezgilerin daha etkileyici olmasının belki başka etkenleri de var. Fakat bence en can alıcı tarafı bana göre sözünü ettiğim konulardır. Bu arada günümüz sanatçılarınında teknoloji ve popüler kültürün bütün dayatmasına rağmen çok iyi işler ürettiklerini de görmezlikten gelmememiz gerekiyor.