Selman Akman - Söz&Kalem Dergisi
‘’Aşık odur ki, şehadetle adar kendini Mevla’ya…
Şehit odur ki, feda olur da uçar ukbâ’ya…’’
Cihadın (Allah yolunda mücadele etmenin) ilk aşaması teslimiyettir. Allah'a teslim olmayan bir ruh; duygularını, düşüncelerini, kararlarını ve bedenini kontrol edemez. Cihattaki (mücadele sahasındaki) teslimiyetin şiarı ise “Hasbünallahu ve ni'me'l-vekîl” (Allah bize yeter) zikridir. Geçmişi, şimdiyi ve geleceği Allah'a teslim etmek, mücadele meydanına çıkacak Müslüman'a iki güzellikten birini yani ya zaferi ya da şehadeti nasip edecektir.
Allah yolunda mücadele etmenin ikinci aşaması ise fedakârlık göstermek ve adanmaktır. Cihattaki fedakarlığın ve adanmışlığın şiarı ise “Allahümme erzukni’ş-şehadeten fi sebilike’’ (Allah’ım, beni kendi yolunda şehadetle rızıklandır) duasıdır. Kendini feda etmeye hazır olmayan, kendini mücadelesine adamayan bir mümin için cihad meydanı sadece zindan olur. Fedakârlık ve adanmışlık olmadan ne zafer ne de şehadet nasip olmaz.
Allah yolunda mücadele ederken, şehadete talip olan bir mümin için o nurlu şehadet kervanına katılmanın mihenk taşları teslimiyet, fedakârlık ve adanmışlıktır. Teslimiyet olmadan duygular şehadeti arzulayamaz, teslimiyet olmadan düşünceler şehadet hayallerine dalamaz, teslimiyet olmadan şehadet kararı alınamaz ve teslimiyet olmadan beden kendini ne feda edebilir ne de adayabilir. İşte şehadet makamı, bütün bu teslimiyetlerin sonucunda ortaya çıkan fedakârlığın nişanesi ve adanmışlığın zirvesidir.
‘’Aşık odur ki, seyreyler feda olup İslam'a adanan serleri…
Aşık odur ki, şehadet için söner gözlerinin ferleri…’’
Müslüman, hayatı boyunca nice ulvi ibadetler ve ameller gerçekleştirir. Lakin hayatın içindeki en ulvi amel, en yüce makam ve en kutlu yol fedakârlığın nişanesi ve adanmışlığın zirvesi olan şehadettir. Feda olabilmenin ve kendini adayabilmenin yolu şehadeti bütün zerrelerimizle isteyebilmektir. Şehadeti, bu dünyadaki bütün duygulardan azade kılınmış bir sevda bellemek gerekir. Öyle bir sevda ki şehadet, bütün fani arzuları feda etmeyi ve duyguları, düşünceleri, bedeni ve ruhu ona adamayı gerektirir. “Şehadet aşktır, şehit ise aşık” sözünün her bir harfinde yer edinen fedakârlık ve adanmışlıktır. Fedakârlık olmadan aşk bir mana bulamaz ve adanmadan âşık olunamaz. Aşkın zirvesi şehadet ve aşığın nişanesi ise şehittir.
‘’Şehit odur ki, can ile adamalı kendini Canana…
Şehadet odur ki, vuslat olur Canan ile Cana…’’
Fedakârlık, Rahman’ın rızası için bir vazgeçiştir. Kimi zaman bir maldan, bir vakitten, bir lokmadan veya bir sevdadan; kimi zaman ise candan, serden ve o son nefesten vazgeçiştir. İşte şehadet, bütün bu fedakârca vazgeçişlerin sonunda varılan zirvedir. İmam Gazâlî bu fedakârca vazgeçişlerin bir kayıp olmadığını bize şöyle hatırlatır: “Hakikat uğruna verilen her şey, aslında sahibine geri döner; çünkü Allah yolunda kayıp yoktur.” İşte yapılan fedakarlıkların sonuncunda dönecek olan şehadettir ve bir kayıptan öte bir kazanç elde etmenin en nurlu örneği şehittir.
Bunu, Rabbimizin Âl-i İmran suresi 169. ve 170. ayetlerdeki müjdesinden öğreniyoruz: “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler, Rableri katında rızıklanmaktadırlar. Allah'ın lütfundan verdiği nimetlerle sevinçlidirler. Arkalarından kendilerine ulaşamayan kimselere de hiçbir korku olmayacağını ve üzülmeyeceklerini müjdelemek isterler.” Fedakarlığın zirvesi şehadet, şehadetin sonucu Allah'ın katında nimetleri kazanmak. Ne kutlu bir alışveriş, vazgeçerken kazanmak…
Adanmak; müminin yüreğini, ruhunu ve bütün benliğini Rahman’a bağlamasıdır. Bu adanış bağı öyle güçlü ve öyle mübarektir ki şehadet, adanmışlık nişanesi olur bu bağın. Bu bağı taşıyanlar yaşayan şehit olurlar. Hakikate ruhunu adamak, davaya zamanını adamak ve bütün varlığınla alemlerin rabbi olan Allah'a adanmak… İşte, şehitlere şehadet yolunu açan budur. Mevlâna şehitlerin bu şehadetle adanmışlığını şu sözüyle ifade eder: “Canını hakikate veren, aslında sonsuzluğa doğar.” Şehadetin lügatinde, canını Allah'a adarken yok olmak diye bir kavram yazmaz. “Bilakis onlar diridirler” Evet! Şehadetle adananlar, ebedi diyarda nimetler içinde doğarlar. Ne güzel bir adanış, can verirken nimetlerle doğmak…
‘’Can bulmak için şehadetle, can olanı menzil belle…
Mesrur olmak için her menzilde, canı can olana feda eyle…’’
Fedakârlık ve adanmışlıkla yoğrulan şehadet, davanın can damarıdır. Fedakârlık ve adanmışlıklarıyla şehitler, yaşarken davaya bereket oldukları gibi, şehadetleri ile de davanın ilerleyişine can olurlar. “Davamız için canımızı veririz; çünkü biliriz ki, kanla yazılan dava silinmez.” Diyen şehit Hasan el-Bennâ, hem bu sözüyle hem de şehadetiyle, fedakârlık ve adanmışlıklarıyla şehitlerin şehadetinin davayı ne kadar sağlam ve güçlü kıldığının en güzel örneğidir.
Şehadetleriyle dava yolunda feda olan her can ve adanan her bir ruh, davanın köklerini derinleştirmekte ve her bir kökten nice güzellikler yeşertmektedir. “Bir kelime uğruna ölmek, o kelime uğruna yaşamaktan daha şereflidir.” Diyen şehit Seyyid Kutub şehadetin izzetli makamına dikkat çekerek, kelime-i tevhid uğruna feda olmanın ve son nefesimizi ona adamanın en şerefli eylem olduğunu bizlere hatırlatmaktadır. Fedakârlık şehadete giden yoldur, adanmışlık şehadet yolundaki azıktır. “Biz ölmek için değil, yaşatmak için ölüyoruz.” Diyen Aliya İzzetbegoviç, bu fedakârlık ve adanmışlığın birlikte hayat yoluna giden pusula olduklarını ne de güzel ifade etmektedir. Şehadet ile feda olurken ve adanırken geride kalanlara can olmak. Ölürken yaşatmak, işte o kutlu mertebe şehadet…
‘’Şehadet odur ki, feda olana serer cennet yurdunu…
Şehit odur ki, adanınca davaya görür şehadet kuşunu…’’
İslam davasını ayakta tutmak istiyorsanız Allah'a teslim olun, teslimiyetinizle fedakârlık gösterin, fedakarlığınızla adanın. İşte o zaman fedakârlığın nişanesi ve adanmışlığın zirvesi olan şehadet mertebesi nasip olacaktır. Fedakârlık, Yermük Harbinde son nefeslerinde susuzluktan dudakları çatlayan Haris bin Hişam, İkrime bin Ebi Cehl ve Iyaş bin Rebia’nın her birinin diğerine suyu gönderip su içmekten vazgeçmeleridir. Öyle bir fedakârlık ki her üçü içinde sonu şehadet ile biten. Fedakârlık, Mus’ab bin Umeyr’i İslam sancağı uğruna Uhud Harbinde uzuvlarından vazgeçerek şehadet mertebesine ulaştırandır. Şehadet için fedakârlık göstermek, Mute savaşında Cafer-i Tayyar olmaktır.
Yine şehadet, “heyhat minez zille” (zillet bizden uzaktır) nidalarıyla Kerbela çöllerinde İmam Hüseyin olmaktır; “birruh biddem nefdike ya aksa” (ruhumuz, kanımız sana feda olsun ey Aksa) şiarıyla İslam'ın mukaddesatlarına sahip çıkan Filistin’in ve Gazze’nin yiğitleri olmaktır. Şehadet yolunda adanmak vücudunun hepsi felç olsa da başıyla mücadele eden Şeyh Ahmet Yasin olmaktır; “gözümün gördüğü hiçbir şeyden korkmam” diyen Uhud’un yiğidi Hamza olmaktır; “Bu dava çok büyüktür, bu yüzden en iyilerimizi feda etmek gerekir” diyerek ömrünü İslam'a adayan Hüseyinler olmaktır. Şehadet mi istiyorsunuz, o halde davada bütün benliğinizle ve imkanlarınızla fedakârlık gösterin ve kendinizi Allah'a canınızla adayın.
Rabbimiz! Bizleri senin yolunda teslimiyetle fedakârlık gösteren ve kendini sana adayarak şehadete layık olan mümin kullarından eyle…
Vesselam…