M. Furkan Aslan - Söz&Kalem Dergisi
‘’…Bediüzzaman ile meşhur olan biçare, tedennî-i milletten ciğeri yanmış gibi feryad ü figan ederek, "Ah, ah, ah! Vâ esefâ!" der ki: İslâmiyetin mağz ve lübbünü terk ederek kışrına ve zahirine vakf-ı nazar ettik ve aldandık. Ve su-i fehim ve su-i edeple İslâmiyetin hakkını ve müstehak olduğu hürmeti ifa edemedik.’’ (RNK, Muhakemat)
‘’’Çağımızın... Tasviri nesneye, kopyayı aslına, temsili gerçekliğe, dış görünüşü öze tercih ettiğinden kuşku yoktur...’’ (Feuerbach)
Her öğretinin ve düşünce yapısının oluşturmak istediği birey ve toplum modeli mevcuttur. Yani kendi fikri ve politik ilkelerini kolayca empoze etmek adına, kitlelerin kendi istedikleri sosyal yaşamı pratize etmesini isterler. Bunlardan birisi de sekülerizmin oluşturmak istediği yaşam biçimidir.
Sekülerizm, içerisinde birçok anlamı bir arada barındıran bir kavramdır. Fakat bir yaşam biçimi olarak ele alırsak; İnsanın, dini ve manevi olgulardan tamamen ve her yönü ile soyutlanıp salt dünyevi ve maddi hazlara esir olması anlamına gelmektedir. Seküler insan modeli, tüm olgusal yetilerini, manipülatif algılara teslim etmektedir. Böylece akıl gibi insanı diğer tüm canlılardan ayıran istidadını, salt gözüne indirgemektedir. Bir et parçasından ibaret olan göz ise hakikatte ve maneviyatta kördür.
Teşhir veya teşhircilik; mahremiyet, kişisel yaşam, özel hayat, özellik, özgünlük, orijinallik, hususi daire, gibi kendimize ve kişiliğimize mahsus olan ne kadar değer varsa, bunları bir şekilde haricimiz ile paylaşmak demektir. Evimize aldığımız bir koltuk takımından, yediğimiz yemeğe; üzerimizdeki elbiselerden, kullandığımız araç gereçlere kadar mikro veya makro ölçekte temas kurduğumuz her aygıtı, nesneyi, met’ayı, paylaşmak. Sosyal hayatın içerisinde gelişen her türlü olayı, gelişmeyi, sonucu; hususiyetine dair hiçbir ayrım yapmadan dışarıya açma isteği. Bu yaşam biçiminin en önemli temeli, yaşam koşullarının tümünü ve her safhasını teşhir etmektir. Yani sergilemek, gün yüzüne çıkarmak, görünmesi gereken veya gerekmeyen her şeyi ortaya dökmek, saçıp savurmak en nihayetinde hicap perdesini kaldırmak demektir. Özetle insanın, nev-i şahsına münhasır hiçbir olguyu kendi özelinde bırakmamasıdır.
Seküler dünya görüşünün bireyde tezahür etmesini istediği bu anlayış, zamanla toplumsallaşmaktadır. Guy Debord, ‘’Gösteri Toplumu’’ isimli eserinde bunu etraflıca izah etmektedir. Gösteri toplumunda, ‘’Gösterilen şey iyidir, iyi olan görünür’’ önermesi ile ‘’bir şey gösterilmişse iyidir, aksi halde bir iyilikten bahsedilemez’’ dayatması temel iki kaidedir. Bir şeyin iyi olması için onun görünüyor olması ilk şarttır. Çünkü gösteri toplumunda görüntü; iyi, doğru ve güzelin ilk şartıdır. Bu iki maddeden çıkan sonuç, şudur; ‘’Bir şey iyi olmasaydı gösterilmezdi.’’ Bu minvalde toplumsal güven anlayışı da ‘’görüntü’’ üzerine bina edilmektedir. Bir şeye duyulan güven ve sadakat, o şeyin reklamı ile direkt ilişkilidir. Bu anlamda görüntü veya gösteri(ş), reklama döner. Reklamlar ise çoğu kez aldatma ve kandırmanın cilalı yüzü olurlar.
Görünür olma isteği, hakikat dairesine karşı ciddi bir tehdittir. Bu arzu zamanla bireyde karakter haline gelir. Böylece madde ile suret, suret ile tasavvur birbirine karışır. Böylece, gerçeklik, hakk ve hakikat gibi hayatın temel kavramları, karmaşık bir hal alır. Neyin iyi, doğru ve güzel olduğu ile nelerin kötü, yanlış ve çirkin olduğu hakikati, gölgede kalır. J. Baudrillard’in, ‘’Simülasyon’’ kavramı, gösteri toplumunun bir neticesidir. J. Baudrillard’in, bu kavramı ile gerçeğin bir kökenden yoksun olarak modeller aracılığıyla üretilmesinden söz eder. Burada birey ve toplum için köklü ve sabit bir gerçeklikten söz edemez. Nitekim her şeyin somutlaşıp teşhir ürün haline geldiği yerde, bir kökten ve manadan söz etmek yersiz olur.
Seküler insan modelinin kendine yaptığı en büyük kötülük, kendine ait hiçbir şey bırakmamasıdır. Kendinde olanı, gösteriş arzusu ile hoyratça toplumla paylaşabilme cüretidir. Gösteriş, bireyi adeta kendine zincirler. Topluma göstermeden yani teşhir etmeden yaptığı hiçbir şey kendisini mutmain etmez. Yaptığı şeyin değerini, gösterdiği insanların yaklaşımları ile değerlendirir. Eğer ki o şeyi insanlar yeterince görmüş ve tatmin edici düzeyde takdir etmişlerse, demek oluyor ki iyidir. Aksi halde yapılan, büyük bir erdem de olsa bir karşılığı yoktur. Çünkü başkaları tarafından görülmemiş, teşhir edilmemiş ve beğenilmemiştir. Günümüz dünyasında bu teşhir, bilhassa sosyal medya kanalları aracılığıyla yapılmaktadır.
*
Modern medyatik uygarlık, günümüz insanına ilkel cahili hayat tarzından farksız bir anlayış vermektedir. Bireyi maddenin içerisine hapsetmeye çalışmış ve böylece hayatını ilkel cahili toplumların hayat düzeyi ile aynı seviyeye indirgemiştir. İyiye ve güzele ait olan her şeyi, somutlaştırma çabasında bulunmuş ve materyalist bir anlayış aşılamıştır. İyi ve güzel olanı, hep bir cisim/madde/nesne/obje olarak kurgulamış ve gösteri ihtirasında olan bireylere bu şekilde algılatmıştır. Böylece kalp gözü manevi değerlere kapanan insan, çağının seküler insan modeli olup kalmıştır. Karşımıza, ‘’sanal ortam’’ imtihanı gibi soyut ama görünenden daha tehlikeli bir imtihan çıkıvermiştir. Her hal, hareket, nesne ve gelişme reklamlaşma aracına dönmüştür. Byung-Chul’un, Şefaflık Toplumu eserinde dediği gibi; ‘’Teşhircilik toplumunda her özne, kendi reklam nesnesidir. Her şey sergi değeri ile ölçülür. Ve her şey dışa çevrilmiş, ifşa edilmiş, soyulmuş ve ortaya serilmiştir.’’
Nokta Yerine
Teşhircilik anlayışı, her ne kadar salt ‘’sanal ortam’’ imtihanı olarak görülse de, iş görünenin ötesindedir. Nitekim konumuzun sosyal medya yönünü ele alacak olursak; İnstagram, X, WhatsApp veya ismini söyleyip istemeden bile olsa reklamını yapmaktan çekindiğimiz birçok sosyal medya mecrasının patronları, sanal ortamı kendi tahakkümleri altına alıp birçok özellikleri ile küresel ifsat komitelerine hizmet ettikleri gerçeği açıktır. Bu platformların başlarında bulunanların piyondan ibaret olduğunu unutmamak gerekiyor. Perdenin arkasındaki yüzlerin; ahlaki, kültürel, manevi ve fikri anlamda toplumları ifsada, fıska ve fücura sevk etmeye çalışan ifsat komitelerinin olduğu hakikati bilinmelidir. Dolayısıyla bu mecralara olan yaklaşımımız, akl-ı selim bir şekilde olmalı ve hiçbir şekilde kendimiz, ailemiz veya çevremiz ile ilgili mahrem görüntü, yazı, bilgi ve belgeleri paylaşmamalıyız.