Söz&Kalem Dergisi - Yunus Çetin
Fizikte, her şey temelde iki kategoriye ayrılır: Madde ve enerji.
Ses, enerji kategorisine girer. Enerji denen olgu, iş yapabilme yeteneği olarak tanımlanır. Ses de maddelerin titreşimleri sonucu oluşan ve yayılan enerjidir. Madde değildir ama maddeden zuhur eden dalgalardır.
Bir cisim, ses kaynağı, örneğin gitar teli, bir enerjiyle etkileşime girdiğinde (biri çaldığında mesela) hızlı bir şekilde ileri geri hareket etmeye, yani titreşmeye başlar. Titreşen bu cisim, çevresindeki madde moleküllerini (katı, sıvı veya gaz) sıkıştırır ve genleştirir. Bu durum, taneciklerin birbirini titreştirmesi anlamına gelir. Titreşimler, bulunduğu ortamdaki tanecikler aracılığıyla dalgalar halinde kaynaktan çevreye doğru yayılır. Kulaklarımız bu basınç değişimlerini (ses dalgalarını) algılar ve iç kulakta sinir sinyallerine dönüştürülerek beyne iletilir. Beyin de bunu "ses" olarak yorumlar.
Sesin oluşabilmesi için ortamda maddenin bulunması gerekir. Maddenin olmadığı yerde sesin oluşması mümkün değildir. Bu yüzden uzay boşluğu sessiz olur. Sesin ortaya çıkıp da yayılabileceği katı, sıvı, gaz gibi maddesel bir ortam yok çünkü.
Uzayda her gün devasa, havsalamızın alamayacağı büyüklükte patlamalar yaşanır ancak çıt yoktur. Hiç birini duymayız. Mesela güneşte bu tür patlamalar çokça yaşanır ancak sesleri dünyamıza ulaşmaz. O esnada güneşe yakın olsak, sırtımız da ona dönük olsa ve bir patlama yaşansa, hiçbir şey duyamadan alevleri bizi kavurur ve sessizce ölür gideriz.
Bu çok ürkütücü bir durum gerçekten. İnsan için çok ters. Buna alışık değiliz. Gökyüzünde şimşeğin ışıklarını gördüğümde bir duraklama yaşarım. Görüntüyü gördüm ama sesin de gelmesini beklerim. İster istemez acaba ne kadar şiddetli çaktı bu şimşek diye merak ederim. Duymasam içim rahatlamaz. Ses tamamlayıcıdır çünkü. Ses olmasa güdükleşir hayat.
Sesin olmadığı bir dünyada düşünce aktarımı imkânsıza yakın hale gelir. Konuşmak mümkün olmaz ve toplumsal bağlar giderek zayıflar. Kelimelerin anlamını güçlendiren ve duyguyu aktaran ses tonu, vurgu ve perde olmaz; duygusal bağ kurmak ve ince ayrıntıları anlamak çok zorlaşır. İletişim teknolojilerimiz (telefon, radyo, televizyon) büyük ölçüde yeniden tasarlanmak zorunda kalır; sesli komutlar, sesli asistanlar veya sesli bildirimler var olmaz. Yangın alarmları, araba kornaları, sirenler, patlama sesleri, yaklaşan bir hayvanın veya aracın sesi gibi hayati uyarılar ortadan kalkar; bu durum, günlük hayatta ve trafikte güvenliği ciddi şekilde tehlikeye atar.
Hatta şu anki hayattan söz etmemiz bile mümkün olmayabilir diyebiliriz. Zira sahip olduğumuz teknoloji, bilgi, birikim yazının bulunması sayesinde gerçekleşti. Yazıyla bilginin kaydedilmesi olayı olmasaydı bu kadar gelişim yaşanmazdı. Bunun yanında ses olmasaydı yazının olması da mümkün olmazdı. Yazı sesin kâğıda yansımasıdır. Harfler tamamen ağzımızdan çıkan seslere işaret etmek için icat edilmiştir.
***
Sesin ne kadar yüksek olduğu, Desibel (dB) ile, sesin ne kadar ince (tiz) veya kalın (pes) olduğu ise Hertz (Hz) ile ifade edilir. 0 - 85 Desibel (dB) insan kulağı için ideal ses şiddeti aralığıdır. Kişi 85 dB üzerinde sese maruz kaldığında bu onun için tehlikeli olmaya başlar. 140 dB civarında kulak zarının patlaması bile söz konusu olabilir. Bu şiddete maruz kalmak kişiye büyük bir azap olur.
Kuran’da bu şekilde helak olan kavimlerden söz edilir. Semud kavmi korkunç bir çığlıkla helak olmuştur. “Zulmedenleri, o korkunç ses yakaladı ve yurtlarında diz üstü çöke kaldılar.” (Hûd, 67)
Burada uzayın sessiz olmasının aslında bizim için büyük bir nimet olduğunu daha iyi kavrayabiliyoruz. Yaşanan bütün patlama seslerinin dünyamıza ulaştığını hayal edelim. Dalgaların şiddetiyle anında Semud kavminin yaşadığı acı tecrübeyi biz de yaşardık.
Dünyamız öyle tasarlanmış ki atmosferin varlığıyla gök taşlarından korunduğumuz gibi uzay boşluğu sayesinde de görünmeyen, belki de gök taşlarından daha büyük, korkunç ses dalgalarından korunur durumdayız.
Ashabı Kehf mucizesinin günümüzde de devam ettiğini söyleyebilirim. Mağarada uyuyan gençlerin yıllar boyu rahatça uyuyabilmeleri ve uyanmamaları için Allah onların ses işitme yeteneklerini işlevsizleştiriyor. “Bunun üzerine biz de onları o mağarada yıllarca kulaklarını kapattık (derin bir uykuya daldırdık).” (Kehf,11)
Aynı şekilde dünyamız dışında, evrende yaşanan korkunç patlamalar ve ürkütücü seslerin bize ulaşmasının engellenmesi ve bu sayede insanoğlunun asırlardır huzurla yaşayabilmesi de bu mucizenin bir benzerine işaret ediyor.
İnsan kulağı 20-20.000 Hertz (Hz) arasındaki sesleri duyar. Bu aralık dışında kalan tüm sesleri duymamız da büyük bir azap olurdu. Bizzat yaşadığımız dünyada bile kulaklarımızın birçok sesi işitmemesi, hala mucizelerle hayatta olduğumuzun göstergesidir. El hâsıl ses büyük bir nimettir. Şu bir gerçek ki bize bahşettiği nimetlerden mutlaka bir pay da kendisine ayırmamızı ister Allah Teâlâ. Özellikle hayatımızı ilgilendiren, eksikliğiyle yaşamın mümkün olamayacağı büyük nimetler söz konusu olduğunda.
Ruhsuz yaşayamayız mesela. Ruhumuzla ona yönelmemizi ister. Veya araç olarak beden vermiş. Bedensiz bu hayat mümkün değil. Ancak bedenle sadece yaşamamızı istememiştir. Bir de ibadet için kullanmamızı istemiştir. Ya da zaman vermiştir. Zamanın bir kısmını O’na ayırmamızı istemiştir. Mal vermiştir. Sadece iaşede kullanmamızı istemez, O’nun adına infakta bulunmamızı istemiştir. Susuz yaşayamayız. Suyu sadece hayatta kalmamız için kullanmamızı istemez. O’nun adına da kullanmamızı ister. O’nun rızası adına abdest alıp manevi arınma için de kullanmamızı emreder.
Örnekler böylece uzayıp gider. Aynı mevzu bize bahşedilen ses nimeti için de geçerlidir. Bu nimetin sadece yaşamın idame ettirilmesi ya da güzelleşmesi için kullanılması ters bir durum olurdu şüphesiz. Ses enerjisinin bir kısmının Allah adına da sarf edilmesi gerekliydi.
Bu gereklilik insanlığın başlangıcından beri peygamberlerin tebliğiyle kısmen yerine getirilmeye çalışılmışsa da en kapsamlısı İslam’ın gelişiyle gerçekleşmiştir. İslam’dan evvel ses enerjisi daha çok şirk, zevk, sefa için sarf ediliyordu. Müzikler bestelenir, şarkılar söylenir, şiirler seslendirilirdi. Hep ya nefsi tatmin etmek için ya da Allah’a şirk koşmak amacıyla yapılıyordu. Ve bu konuda gayet maharetliydiler. Cahiliye Dönemi'nde, İslam öncesi Arap Yarımadası'nda müzik, gelişmiş bir eğlence ve kültür unsuru olarak hayatın önemli bir parçasıydı. Henüz tam olarak sistemik bir hal almış bir sanat formu olmasa da, günlük yaşamdan dini ritüellere kadar geniş bir alanda kendine yer buluyordu. Müziklere eşlik eden şarkılar ve şiirlerde de bir hayli yol kat edilmişti.
Ancak İslam, bu enerjinin kullanılmasında yeni yöntemler sundu insanoğluna. Ne şiir, ne şarkı ne de müzik; yepyeni bir metot… Tilavet
Tilavet, Kur’an-ı Kerîm’in tecvit ve tertîl üzere okunması anlamına gelir. Yani güzelce okuma… Nağmeli, duygulu, hoş… Her cümlenin anlamını kavramaya çalışarak, hakkını vererek okuma… “Kur’an’ı tane tane, hakkını vererek oku.” (Müzzemmil, 4)
Kişinin sahip olduğu ses enerjisini yaratıcısı için dalgalandırdığı bir ibadet. Yeri geldiğinde insanlar önünde, mukabelelerde, cemaatle kılınan namazlarda yüksek sesle; yeri geldiğinde de sadece yaratıcısının duyabileceği fısıltıyla dualarda.
İslam’ın insanlığa sunduğu bir başka yenilik de Allah’a çağıran ezanlardır. Bizzat insanın sahip olduğu sesle haykırılan bu çağrının yapılmadığı bir an yok yeryüzünde. Yirmi dört saat içerisinde her an O’na çağıran ses dalgaları yayılmakta semaya. Tarih içerisinde İslam’dan önce böyle kapsamlı bir adet olmamıştır.
İslam tilavetle, ezanla, zikirlerle ve dualarla sesi Allah için nasıl sarf edebileceğimizi, böylece O’na nasıl daha çok yakınlaşabileceğimizi; daha önce bu enerjiyi boşa sarf eden, nereye kullanacağını bilmeyen, boş ve malayani emeller uğruna israf eden biz insanoğluna öğretmiştir. Şu açık ki, Allah Teâlâ kendisi için ses çıkarmamızı istiyor.
Bize verilen her nimetten mutlaka Allah’a da ayırmamız gerektiği kuralını unutmayalım. Ses nimeti de bunlardan biri. Ses sahibiysek onun adına da haykırmamız gerekli. Şu anda milyonlarca ses dalgası boş ve gereksiz amaçlar uğruna hava boşluğunda uçuşup durmakta. Bunlar arasında O’nun rızasını kazanmak gibi ulvi bir amaç için uçuşan bir ses dalgası varsa, o bizim sesimiz olmalı. Bizim boğazımızdan, nefesimizden ve çaldığımız enstrümandan çıkmış olmalı.
Elbette ki gökyüzüne gönderdiğimiz her bir ses dalgası bir gün dağlarda yankılanan sesler gibi bize geri dönecek.“Allah’a ve âhiret gününe iman eden kişi ya hayır söylesin ya da sussun.” (Ebû Dâvûd)