Gülnida Dağılma - Söz&Kalem Dergisi
Şubat, soğuğuyla değil; hatırlattıklarıyla üşütür insanı. Şubat, hafızası güçlü olanların ayıdır. Çünkü bu ay, zamanın değil, hatırlamanın ağır aktığı bir duraktır. Takvim ilerler ama zihin durur. İnsan şubatta olup bitenleri yalnızca bilmez; omuzlarında hisseder. Bu yüzden şubat, bazıları için sadece kışın sonu, bazıları için ise suskun kalınmış cümlelerin hesabıdır. Hatırlamak isteyenler için şubat bir uyarıdır; unutmayı seçenler içinse hızla geçip giden bir sayfa.
Bu ay Müslümanlar için sadece bir takvim yaprağından ibaret değildir. Bu ay toprağa düşen bedenlerin, göğe yükselen şahitliklerin ayıdır. Vakti geldiğinde Allah’ın davası için gözlerini bile kırpmadan şehadeti göğüsleyenlerin ayıdır. Rızayı ilahi için ömürleri boyunca çabalayıp ömürlerini bu uğurda veren: İskilipli Atıf Hoca, Malcolm X, Hasan El Benna…
İsimlerin yanında Hama, El Halil beldelerinin acısıdır, ah’ıdır. Şubat takvim yaprağında en az ümmetin nezdinde en uzun geçen aydır. Yaşattıklarıyla iz bıraktıklarıyla toprağa düşen bir goncadır.
Yalnız bir acının değil binlerce acının lisanıdır. Yiten bir candan sonra yeten bin canın uyanışıdır. Şehitlik, şehadet yüceltmek değildir, ömrün hakikatli bir şekilde doğruyu bularak sona ermesidir. Geri dönüşü olmayan ağır bir seçim yalnız bir gidiştir. Arkasında sorumluluk, amaç bırakan izzetli bir gidiş. Fikirlerinin yaşamaya, isimlerinin anılmaya, adımlarının atılmaya devam etmesidir şehadet…
*
“Allah yolunda öldürülenler için ‘ölüler’ demeyin. Hayır, onlar diridirler, fakat siz bilemezsiniz.” (Bakara 154)
Bu ayet, şehadeti sadece bir ölüm biçimi olmaktan çıkarır; bir dirilik hali olarak tanımlar. Şehitlerin bedenleri toprağa düşer ama anlamları zamana karışmaz. Onlar hayattayken söyledikleriyle değil, öldükten sonra sordukları sorularla yaşarlar. Her şehit, geride kalanlara yöneltilmiş sessiz bir hitaptır. İşte bu yüzden şehadet, geçmişte kalmış bir olay değil; bugünü ve yarını şekillendiren bir ölçüdür. Ayetler ışığında da görünen gerçek onların sadece bedenlerinin göçtüğü, gerisinin bizler eliyle payidar kalacağıdır. Unutmamayı öğrenip öğretmeyi gerektiren bu anlar ve anılar, ümmetin tarihi ve hafızasıdır. Unutursak unutuluruz…
Bu anlamda her zaman yolumuzdan olan adımlarla, bırakılan izlerin izcisi olmalıyız. Sırtımızdaki yük taşıması zor, vebali ağır bir yüktür. Yükü tek başımıza değil bölerek taşımalıyız ki vakti geldiğinde kolayca birleşebilelim. Fikirlerimiz, zikirlerimiz, inkılaplarımız; örnek şahsiyetlerimizin, şehitlerimizin çatısı altında yeşermelidir. Ekildiğimiz toprak çok verimlidir; kanla sulanmış coğrafyaların topraklarındayız çünkü. Nadide çiçeklerin, nazenin bedenlerin üstünde atmaktayız adımlarımızı; bunu sadece şubatta değil, her şartta hatırlamamız gerekir.
*
Bugün şehadet kavramı, çoğu zaman ya romantize ediliyor ya da bilinçli bir şekilde daraltılıyor. Oysa şehadet; sloganlara sığmayacak kadar ağır, cümle aralarına sıkıştırılamayacak kadar sorumluluk yüklüdür. Şehitleri anmak kolaydır; onların bıraktığı yükü taşımak zordur. Asıl imtihan, hatırladığımızda değil, unutmamamız gereken yerde susmamayı başarabildiğimizde başlar. Şehadet, tam da bu yüzden yaşayanların sınavıdır. Şubat bizler için bir yas tutma ayı değil, saf tutma ayıdır.
Acımız bizi kendimizden geçirecek değil kendimize getirecek türden olmalıdır. Hangi zulüm karşısında ses çıkarmamız susmamızın nelere bedel ol(duğunu)acağını unutmamaktır. Şubat bize şunu hatırlatmalıdır: şehitler toprağa düşerken biz yerimizde sayamayız. Onlar zor şartlar altında yaşayıp canlarını verirken, konforumuzu kutsayamayız. Şehadet aklımızda bir hatıra değil, sorumluk olmalıdır. Bu sorumluk sadece şubatlarda değil, her tercihte, her olayda, attığımız her adımda önümüzde durur.
Bugün bizler İslam’ı rahatça yaşayalım diye canlarını feda edenlerin yarın bizden hesap sormaması için adımlarımızdan emin olalım. Zira emanete sahip çıkmak Müslümanın en önemli hasletlerindendir. Bize emanet ettikleri: fikirlerine, anılarına anlamını zihnimize kazıyarak sahip çıkmak boynumuzun borcudur. Rabbim, şubatların şahidi olan tüm şehitleri rahmetiyle kuşatsın. Onların bıraktığı izleri silinmeyecek bir yol olarak bıraksın bize. Akıllarımızı unutanlardan değil, hatırladıkça dirilenlerden etsin. Bize zulmün karşısında susmayan bir dil, attığı adımdan geri durmayan bir yürek, şehadetin ağırlığını taşıyabilecek bir ahlak nasip etsin.
Biz biliriz ki şehadet bir çağrıdır, nesillere ve çağlara…