Söz&Kalem Dergisi | Muhammed Cevher
Bugüne denk dünya tarihi, ne yazık ki sayısız vahşete, kanlı savaşa, yıkıma ve katliama tanıklık etmiştir. Ancak insanlık, şimdiye kadar hiçbir coğrafyada Gazze’deki kadar şeffaf, vahşi, korkunç ve böylesine uzun soluklu bir soykırımı naklen izlememiştir. Ekim 2023’te başlayan Aksa Tufanı, sadece bölgesel bir çatışmanın fitilini ateşlemekle kalmamış; modern dünyanın, uluslararası hukukun ve insan hakları evrensel beyannamelerinin yüzündeki sahte maskeyi de paramparça etmiştir. Bugün, dünyanın gözleri önünde, kameraların kaydettiği ve anbean dijital mecralara düşen eşi benzeri görülmemiş bir kıyım yaşanmaktadır.
Daha anne karnında henüz gün ışığıyla tanışmamış yüzlerce bebek, yaşını bile doldurmamış binlerce masum çocuk ve sivil, acımasızca katledilmiştir. İnsanlık tarihi, sivillerin, hastanelerin, okulların ve ibadethanelerin bu kadar fütursuzca hedef alındığı bir rezilliğe daha önce şahit olmamıştır. Dünyanın küçük bir köşesinde, etrafı duvarlarla çevrili bir açık hava hapishanesinde hayata tutunmaya çalışan Gazze halkı, kendilerini ve yurtlarını savunmak için orantısız bir güçle karşı karşıyadır. Bir yanda eşi benzeri görülmemiş teknolojik silahlar, tonlarca ağırlığında akıllı mühimmatlar, fosfor bombaları ve sınırsız bir askeri lojistik; diğer yanda ise onuruyla, taşıyla, sapanıyla ve kısıtlı imkanlarıyla direnen bir halk durmaktadır.
Dile kolay, tam üç yıldır Gazze halkı, aralıksız bir soykırıma maruz bırakılmaktadır. Açlık, susuzluk ve salgın hastalıklar birer silah olarak kullanılmakta, gökyüzünden ölüm yağarken yeryüzünde bir damla temiz su bulmak bile mucizeye dönüşmektedir. İşin en acı ve kahredici boyutu ise düşmanın acımasızlığı değil, dostun ve kardeşin sessizliğidir. Aynı bedenin uzuvları, aynı inancın mensupları olan dünya Müslümanları, bütün bu vahşete karşı maalesef derin bir gaflet uykusundadır. Milyarlarca nüfusa sahip İslam alemi, bu sistematik yok edişi yalnızca basit kınama mesajları, sonuçsuz yürüyüşler ve cılız basın açıklamalarıyla geçiştirmekte; adeta sadece kendi vicdanlarını tatmin etmektedir.
Evet, belki bugün sınırlar, coğrafyalar ve siyasi dengeler yüzünden gidip o topraklarda kardeşlerimizle omuz omuza savaşıp canımızı feda edemiyoruz. Ancak oraya gidememek, bulunduğumuz yerde hiçbir şey yapmamayı meşru kılmaz. Bizler, o zulmü durdurmak için elimizden gelen her yolu denemekle mükellefiz. Ne yazık ki, kardeşlerimizi katleden o bombaların finansmanını sağlayan, mühimmat tedarik eden devasa firmaları dahi istikrarlı bir şekilde boykot etmekten aciz durumdayız. Kendi konforumuzdan taviz vermemek adına, içtiğimiz kahveden, kullandığımız temizlik malzemesinden bile vazgeçemiyoruz.
Açıkça görülüyor ki, dünya Müslümanları genel olarak "Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın" anlayışının konforlu ama zehirli bataklığına gömülmüşlerdir.
Ancak işin en trajikomik noktası şudur: Bu soykırımın, bu ateşin, bu işgalci zihniyetin er ya da geç kendi sınırlarına da dayanacağını hepsi içten içe bilmektedir. Öyle bir akıl tutulması içerisine düşmüşüz ki, kapımıza dayanacak olan kötülüğe karşı hiçbir önlem almıyor, ancak o ateş evimize sıçradığında "ah vah" etmeye hazırlanıyoruz. Bu, kelimenin tam anlamıyla stratejik bir körlüktür.
Bu dünya üzerinde, süslü kelimelerle kendi vicdanımızı kandırmayı bir köşeye bırakalım. Asıl mesele, ahirette, o muazzam ve dehşetli mahşer gününde Allah’ın huzuruna çıktığımızda ne cevap vereceğimizdir. Yaptıklarımızdan, daha doğrusu yapmadıklarımızdan dolayı nasıl hesap vereceğiz? Gazze'de aileler bütün fertleriyle eşi benzeri görülmemiş şekilde birer birer soy kütüğünden silinirken, bizler klimalı, sıcak yuvalarımızda oturup sadece "Keşke bu katliam olmasaydı" diyerek mi kurtulacağız? Maalesef, bugün tam olarak bunu yapıyoruz.
Sahada yaşanan zulüm, diplomasi masasında da büyük bir ikiyüzlülükle devam etmektedir. Yakın zamanda büyük umutlarla duyurulan sözde "Barış Anlaşması" bunun en net örneğidir. Sadece bu anlaşma yapıldığından beri, ateşkes şartlarına rağmen tam 1303+ masum insan, anlaşma sonrası düzenlenen kalleş saldırılarda hayatını kaybetmiştir ve yine binlerce yaralı vardır.
Gazze halkı, belki bu kıyım son bulur, çocuklar gökyüzüne korkmadan bakabilir umuduyla o masaya oturup imza atmışken; Siyonist terör şebekesi kendi payına düşen hiçbir insani ve hukuki şartı yerine getirmemiş, anlaşmanın tüm maddelerini pervasızca çiğnemiştir. Peki bu pervasızlığın kaynağı nedir? Elbette arkasında duran, Allah’ın kudreti karşısında zerre hükmü olmayan ancak dünyevi sistemde "Süper Güç" olarak adlandırılan Amerika'dır. Büyük şeytan ABD destek oldukça, Birleşmiş Milletler ve Uluslararası Mahkemeler işlevsiz kalmakta, tüm dünya bu sistematik cinayet şebekesine sessiz kalmak zorunda bırakılmaktadır.
Bu karanlık tabloda umut verici tek şey, dünyanın dört bir yanındaki vicdanlı insanların din, dil, ırk ayrımı gözetmeksizin sokaklara dökülmesidir. Ancak burada da devreye devasa bir sansür ve baskı mekanizması girmektedir. "Hey! Durun, burada bir terslik var; bir anlaşma imzalandı ama kıyım hala devam ediyor, bu bir soykırımdır!" diyen onurlu aktivistler, cesur gazeteciler, yazarlar, oyuncular, akademisyenler ve sporcular anında hedefe konulmaktadır.
Bu isimler antisemitizm iftiralarıyla itibarsızlaştırılıyor, işlerinden ediliyor, sözleşmeleri feshediliyor ve sosyal bir ambargoyla susturulmaya çalışılıyor. Sadece bireyler değil, devletler bile bu mafyatik düzenden nasibini alıyor.
Sırf "Biz bu katliamın, bu soykırımın karşısındayız" dediği, Filistin devletini tanıdığı ve hukukun yanında durduğu için bir Avrupa ülkesi olan İspanya bile ağır siyasi ve ekonomik yaptırım tehditlerine maruz kalıyor. Ülkelerin liderlerine fütursuzca hakaretler ediliyor ve sözde demokratik dünya bu zorbalığa susmak zorunda kalıyor.
Bunun tek sebebi; Siyonist vahşetin arkasında duran küresel finans, medya ve silah sanayisini elinde tutan o sözde "Süper Güçler"in kurduğu korku imparatorluğudur. Ancak unutulmamalıdır ki, hiçbir zulüm imparatorluğu ebedi değildir. Gazze, bugün insanlığın kanayan yarası, turnusol kağıdı ve dirilişin merkezidir. Kanla yazılan bu tarih, susanları utançla, direnenleri ise onurla anacaktır.
"Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! O, sadece onları, gözlerin dehşetten donup kalacağı bir güne erteliyor." (İbrâhîm Suresi, 42. Ayet)
Selam gelecek nesillerin onlar adamdı diye anacakları insanların üzerine olsun.
Vesselam...