Selman Akman - Söz&Kalem Dergisi
İnsan, var olduğu ve aklını kullanmaya başladığı andan itibaren her daim kendini tanımaya çalışmış; “Ben kimim?” sorusu ile kimliğini arama ve kendini bulma çabası içerisinde olmuştur. İnsanın bu soruya cevap vererek kimliğine kavuşması; onun bakış açısına, düşüncesine ve yaşayışına etki ederek hayatının her alanında ve her aşamasında nasıl davranacağını belirlemiş olur.
Çağımızın gençliği, “Ben kimim?” sorusuyla ortaya çıkan kimlik arayışı ile geçmiş toplumlardan daha fazla muhatap olmakta ve bir kimlik krizi yaşamaktadır. Günümüz gençliği bilgiye ulaşma noktasında en az zorluk çeken nesil iken, aynı zaman da kimliğini bulma hususunda ise en çok zorluğu çeken nesildir. Birey için bilgiye ulaşmak kolay lakin bilginin ne kadar doğru olduğu, kendisini ne kadar tanımladığı veya kendisine ne kattığını anlamak oldukça zordur.
Bunun başlıca sebepleri ise sosyal medya, yanlış rol-model, sosyal çevreden uzaklaşma, inanç boşluğu ve çok fazla ideoloji ile karşı karşıya kalmış olmalarıdır. Modern dünya tüm bu alanlarla gençliğe sayısız kimlik sunarak onları karmaşıklığa, bilinmezliğe ve seçimsizlikle sürekli bir değişime ve arayışa hapsetmektedir.
İnsanlar sürekli olarak ırkları, meslekleri, ideolojileri, sosyal veya siyasi statüleriyle kendilerine bir kimlik biçmekte ve kendilerini bu hususlarla tanımlama çabası içerisindedirler. Sosyal medya ise fenomen, takipçi sayısı, beğeni ve popülerlik gibi hususlarla gençliğin önüne sürekli değişen kimlik ölçüleri koymaktadır. Yüzlerce farklı düşünce, binlerce yaşam tarzı ve rol-model…
Bütün bunlarla karşı karşıya kalan bir genç, sabah uyandığında neye inanacağı, kimi örnek alacağı ve hangi erdemleri benimseyeceği hususunda karar vermekte zorlanarak bir kimlik karmaşası içerisine hapsolmaktadır. Bu anlamda sosyolog Zygmunt Bauman, kimlik olgusunun modern çağda artık sabit bir mevcudiyet olmadığını, tam aksine sürekli değişime uğrayan bir proje olduğunu ifade etmektedir. İnsanların her uyandıklarında farklı kişiliklere bürünerek kendilerinde farklı kimlikler inşa etmeleri bunun en büyük örneğidir.
Müslüman genç de çağın gençleri ile aynı ortamı paylaşmakta ve kariyer sahibi olmak, eğitim hayatı, arkadaş ilişkileri, dijital ortamlar gibi hususlarla karşı karşıya kalmaktadır. Müslüman genç, bir yandan başarılı bir hayat yaşamaya çalışırken bir yandan da inancını koruma çabası içerisindedir. Kimi zaman modern dünyanın veya toplumun normları ile inancının gereklilikleri arasında sıkışıp kaldığını fark edebilmektedir.
“İnancımı yaşamam beni toplumdan soyutlar mı?”, “Dindar bir genç olarak görünürsem arkadaşlarım beni küçümser veya dalga geçer mi?”, “İslami yaşantımla bir meslek veya kariyer sahibi olabilir miyim? gibi sorular, Müslüman gencin kimlik yolculuğunda karşılaştığı hususlardır. Bu açıdan onun kimlik mücadelesi çağın gençlerinin mücadelesinden her ne kadar daha zor olsa da, bu mücadele içerisinde ona yön veren ve kimliğini inşa eden bir imana sahip olduğu için de daha avantajlı bir durumdadır.
Müslüman genç, her ne kadar diğer gençler gibi yukarda bahsettiğimiz hususlarla karşı karşıya kalsa da onun durumu daha farklıdır. Bu farklılığın sebebi ise kendisinde mevcut olan imanından gelir. Her ne kadar dış unsurlar insanın kimliğini inşa etmesine etki etse de, insanın kimliğini asıl inşa eden iç etmenler yani Allah tarafından kendisine verilen bir vazife olan kulluktur. Zariyat suresinin “Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” şeklindeki ayeti, insanın kimliğini inşa eden olgunun içteki iman ve kulluk olduğunu bizlere göstermektedir. Bu anlamda insanın asıl kimliği İslam’a göre; öğretmen, öğrenci, başkan, baba, anne veya çocuk gibi vasıflardan önce Allah'a kul olmaktır. Müslüman bir genç, kimliğinin merkezine Allah'a kulluğu koymalı ve diğer bütün vasıfları bunun etrafında inşa edip şekillendirmelidir.
İnsanların en büyük hatası, kimlik arayışında kendini tanımlamaya çalışırken Rabbinden uzaklaşarak bunu yapmaya çalışmasıdır. Müslüman genç ise tam aksine kimlik arayışında kendisini inşa edip tanımlarken inancından bağımsız hareket etmez. İnsan, kimlik arayışında Allah'ı unuttukça kendini de unutmaya başlar. Nitekim Rabbimiz, Haşr suresi 19. ayette bu hususla ilgili bizleri şu şekilde uyarmaktadır: “Allah’ı unutan ve bu yüzden Allah’ın da kendilerine kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın.” Allah'ı unuttukça kendini unutmak, kendini unuttukça kimliğini yitirmek ve kendini yitirdikçe, dirilmek yerine yok olup gitmek…
Müslüman bir genç, kimlik arayışında dirilmek ve kendini inşa etmek istiyorsa eğer, Allah'ı unutmamalı ve İslam'ın rehberliğinde kimlik arayışını ve inşasını sürdürmelidir. Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç kimlik arayışında İslam'ın rehberliğini şu şekilde ifade eder: “Yeryüzünün öğretmeni olabilmek için gökyüzünün öğrencisi olmak gerekir.”
İslam tarihi bu sözün nice örnekleriyle doludur. Genç yaşında şöhret ve servet kimliğini bırakarak İslam'a öğrenci olan Mus’ab b. Umeyr, İslam'ın ilk öğretmeni olma kimliğini kuşanmıştır. Hz. Ali daha genç iken peygamberin destekçisi olduğunu haykırarak büyük sorumluluklar üstlenmiş; Üsame b. Zeyd genç yaşına rağmen büyük komutanların olduğu büyük ordulara komutanlık etmiştir. Onları bu konumlara getiren ne yaşları ne makamları ne servetleri ne de dünyalık herhangi bir kimlikleriydi. Onlar İslam'a öğrenci olup onun öğretmenliğini ve rehberliğini kabul ettiler, bununla kimliklerini inşa ettiler ve hem dünya da hem de ahirette nice güzellikler içerisinde dirildiler.
Müslüman genç, kimlik arayışında çağın normlarının etkisinde, sosyal medyanın izinde veya akranlarının gölgesinde kalarak kendini inşa etmez. Tüm bu beklentilerden ziyade Müslüman genç kimliğini, “Allah benden razı olsun” düşüncesi üzerine inşa eder. Müslüman genç kimlik arayışının her aşamasında Rabbini tanımaya çalışır. Kimliğini inşa etmenin yolu kendini tanımaktan geçer, kendini tanımak içinde seni yaratan Rabbini tanıman gerekir. Bu yüzden Müslüman genç, kimlik arayışında çağın normlarına göre değil rabbinin kurallarına göre hareket etmelidir.
Müslüman gençler başta olmak üzere insanların kendilerine sorması gereken soru: “İnsanlar benim kimliğimi beğeniyor mu?” değil, “Allah benim kimliğimden razı mı?” olmalıdır.
Vesselam…