Söz&Kalem-Sümeyye Yılmaz
İnsanlık tarihi boyunca her çağın kendine özgü imtihanları olmuştur. İçinde bulunduğumuz dijital çağın en büyük sınavlarından biri ise teknolojiye bağımlılıktır. Akıllı telefonlar, tabletler, bilgisayarlar, sosyal medya platformları ve mobil oyunlar hayatımızı kolaylaştırırken; bilinçsiz ve ölçüsüz kullanıldığında bireyin inancını, ahlakını, psikolojisini, aile hayatını ve sosyal ilişkilerini olumsuz etkileyen ciddi bir bağımlılığa dönüşebilmektedir. Özellikle gençler arasında yaygınlaşan bu bağımlılık, fark edilmeden insanın zamanını, dikkatini ve ömrünü tüketen görünmez bir zincir hâline gelmiştir.
Bağımlılık kişinin zararlı olduğunu bilmesine rağmen bir davranışı tekrar etmekten vazgeçememesi ve bu davranış üzerinde kontrolünü kaybetmesidir. Günümüzde psikoloji alanında davranışsal bağımlılık, telefonsuz kalma korkusu, gelişmeleri kaçırma korkusu, olumsuz içerikleri durmaksızın takip etme, dijital yorgunluk ve sosyal medya bağımlılığı gibi kavramlar sıkça kullanılmaktadır. Bütün bu durumlar, insanın zihnini meşgul ederek üretkenliğini azaltmakta ve manevi hayatını zayıflatmaktadır.
Nitekim, Kur'an’ı Kerim de insanın en büyük sermayesinin zaman olduğunu şöyle bildirilmiştir. "Asra yemin olsun ki insan gerçekten ziyan içindedir. Ancak iman edenler, salih amel işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır." (Asr Sûresi)
Bugün milyonlarca insan, farkında olmadan saatlerini sosyal medya akışında, kısa videolarda veya mobil oyunlarda tüketmektedir. Dakikalar saatlere, saatler günlere dönüşmekte geriye ise çoğu zaman pişmanlık kalmaktadır. Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur
"İki nimet vardır ki insanların çoğu onların kıymetini bilmez: Sağlık ve boş vakit." (Buhârî)
Bir başka hadis-i şerifte ise şöyle buyurulur
"Kıyamet günü kul ömrünü nerede tükettiğinden, gençliğini nerede yıprattığından sorguya çekilmedikçe yerinden ayrılamaz." (Tirmizî)
Bu hadisler, dijital dünyada geçirilen her dakikanın da bir gün hesabının verileceğini hatırlatmaktadır.
Tüm bunlarla birlikte Müslüman birey, nefsin her türlü arzu ve heveslerine karşı irade ve istikrarı ile karşı durmayı bilmeli, nefsini eğitmeli ve terbiye etmelidir. Şüphesiz bu terbiye metodunun en güzel örneği, sağlam bir irade ve istikrardır.
İnsan, irade sahibi olarak yaratılmış yegâne varlıklardan biridir. Hayat yolculuğunda karşılaştığı her tercih, onu ya hakikate ya da nefsinin arzularına yaklaştırır. Günümüzde ise bağımlılık, yalnızca alkol, sigara veya uyuşturucu maddelerle sınırlı değildir. Dijital bağımlılık, sosyal medya bağımlılığı, mobil oyun bağımlılığı, kumar bağımlılığı, alışveriş bağımlılığı, ekran bağımlılığı gibi birçok alışkanlık çağın önemli problemleri arasında yer almaktadır. Bu bağımlılıkların ortak noktası, insanın iradesini zayıflatması, zamanını tüketmesi ve onu farkında olmadan kendi arzularının esiri hâline getirmesidir.
Bağımlılık; kişinin bir alışkanlığın veya davranışın kendisine zarar verdiğini bildiği hâlde onu terk etmekte zorlanması, zamanla bu davranış üzerinde kontrolünü kaybetmesi ve hayatında gereğinden fazla yer vermesidir. Başlangıçta sadece keyif almak, rahatlamak veya vakit geçirmek için yapılan bir davranış, zamanla vazgeçilmez hâle gelebilir. Kişi, kısa süreli bir rahatlama veya mutluluk hissetse de bu his kalıcı olmaz. Aksine, tekrar etme isteği giderek artar ve insan hem zamanını hem de huzurunu yavaş yavaş kaybetmeye başlar. Böylece bağımlılık, insanın iradesini zayıflatan ve onu farkında olmadan kendi esiri hâline getiren bir sürece dönüşebilir.
İslam ise insanı nefsinin kölesi değil, Allah'ın kulu olmaya davet eder. Gerçek özgürlük, nefsin her istediğini yapmak değil; yanlış isteklerine "hayır" diyebilmektir. İşte irade burada devreye girer. İrade, doğru olanı seçebilme gücüdür. İstikrar ise bu doğruyu kararlılıkla sürdürebilmektir. Bir insanın bağımlılıktan kurtulması çoğu zaman tek bir büyük kararla değil, her gün yeniden verdiği küçük ama kararlı mücadelelerle gerçekleşir.
Yüce Allah Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle buyurur:
"Nefsine ve onu şekillendirene; sonra ona fücurunu ve takvasını ilham edene andolsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir. Onu kötülüğe gömen ise ziyana uğramıştır."(Şems Suresi, 7-10)
Bu ayet, insanın içinde hem iyiliğe hem kötülüğe meyil bulunduğunu, kurtuluşun ise nefsi terbiye etmekten geçtiğini açıkça ortaya koymaktadır. Bağımlılıklardan kurtulma mücadelesi de aslında nefis terbiyesinin önemli bir parçasıdır. Bu husus ile ilgili Peygamber Efendimiz de şöyle buyurmuştur: "Gerçek pehlivan, güreşte rakibini yenen değil; öfke anında kendisine hâkim olandır." (Buhârî, Müslim)
Bu hadis, gerçek gücün insanın kendisine hâkim olabilmesinde olduğunu göstermektedir. Çünkü insanın en büyük mücadelesi çoğu zaman dışındaki engellerle değil, kendi nefsiyle verdiği mücadeledir. Resûlullah (sav) bir başka hadis-i şerifte de şöyle buyurur:
"Allah katında amellerin en sevimlisi, az da olsa devamlı olanıdır." (Buhârî, Müslim)
Bağımlılıklardan kurtulmanın yolu da sabırlı ve istikrarlı adımlardan geçer. Büyük değişimler çoğu zaman küçük ama sürekli gayretlerin sonucunda meydana gelir. Bediüzzaman Said Nursî de insanın tercih gücüne dikkat çekerek şöyle ifade eder: "Sû-i ihtiyâr ile inkişaf eder, hüsn-i ihtiyâr ile söner." (Risale-i Nur Külliyatı)
Bu ifade, insanın kötü alışkanlıklarının değişmez bir kader olmadığını; yanlış tercihlerle güçlenebileceği gibi doğru tercihlerle de zayıflatılabileceğini anlatmaktadır.
Bağımlılıkla mücadelede insanın kendini tanıması, hangi durumlarda zayıf düştüğünü fark etmesi ve iradesini güçlendirecek alışkanlıklar kazanması önemlidir. Sabır, öz denetim, dua, düzenli ibadet, faydalı meşguliyetler ve sağlıklı bir yaşam düzeni bu süreçte kişiye destek olur.
Unutulmamalıdır ki bağımlılık insanın özgürlüğünü azaltırken, irade ve istikrar onu yeniden özgürlüğüne kavuşturur. Nefsinin her arzusunun peşinden gitmek gerçek özgürlük değildir. Asıl özgürlük, insanın kendisine zarar veren şeylere karşı durabilmesi ve kendi iradesine sahip çıkabilmesidir. İrade bir başlangıçtır, istikrar ise o başlangıcı sonuca ulaştıran güçtür. Sabırla mücadele eden, hatalarından sonra yeniden ayağa kalkan ve Allah'ın yardımına sığınan insan, zamanla kendisini esir alan alışkanlıklardan kurtulabilir. Çünkü insanın en büyük zaferlerinden biri, kendi nefsine karşı kazandığı zaferdir.