Söz&Kalem Dergisi - Muhammed Cevher
21. yüzyılın hızla değişen dünyasında bireylerin kimliği, yalnızca coğrafi, etnik veya kültürel kökenlerle değil; aynı zamanda inanç, aidiyet, değer sistemi ve kişisel duruşla da şekillenmektedir. Bu bağlamda "Müslüman" kimliği, tarihsel süreçte birçok dönem geçirmiş, çağdaş zamanda ise yeni bir dünya ile karşı karşıya kalmıştır. Teknoloji, Dünyanın köye dönüşmesi, siyasi çalkantılar ve modern yaşam naraları Müslüman bireyin hem iç dünyasını hem de dışa dönük duruşunu yeniden tanımlamaktadır.
Kimlik: Sabit mi, Değişken mi?
Kimlik, kişinin hem kendini tanımlama biçimi hem de toplumun kişiyi nasıl algıladığıyla doğrudan ilişkilidir. Müslüman kimliği de bu bağlamda yalnızca “inanıyorum” demekle sınırlı değildir; aynı zamanda bir yaşam biçimi, bir ahlak anlayışı, hem dünya hem de ahiret görüşüdür. Ancak modern çağda bu kimlik, çeşitli zorluklarla yüzleşmek zorunda kalmıştır: Sekülerleşme, bireycileşme, medya bataklığı, İslamofobi ve siyasal İslam tartışmaları gibi.
Bugün birçok Müslüman, kendini hem inancına sadık bir birey olarak tanımlamak hem de modern dünyanın sunduğu imkânlardan faydalanmak gibi iki uç arasında sıkışmış hissedebilir. Bu çelişki, bize “modern Müslüman” gibi bir terimi getirmiştir, bu terim özellikle genç kuşakta daha görünürdür ve gençleri inancına sadık olduğu kanısına vardırarak küresel patronların masasına meze olarak sunmaktadır. Zira sosyal medya çağında kimlik yalnızca yaşantıda kalmaz, aynı zamanda sergilenmektedir.
Temsil ve Medya Etkisi
Batı medyasında İslam denince akla genellikle terör, kadın haklarının ihlali, baskı, gerilik gibi negatif temalar gelir. Bu temsiller, özellikle Batı’da yaşayan Müslümanların hayatını doğrudan etkiler. Birçok Müslüman genç, okulda, iş yerinde ya da sokakta “potansiyel tehdit” olarak görülüp ötekilileştirilmektedir. Bu durum Müslüman kimliğin daha savunmacı ve içe dönük bir hâl almasına neden olabilir halbuki Müslüman kimliği hakikatlerin kavramış ve tamamıyla bu hakikatlerin bilincinde olan biri için savunulacak bir hal değil başı dik ve alnı ak bir duruşu hakettiğinin farkına varır.
Ancak bu tabloya karşın, Müslümanların kendi medya organları, sanat alanındaki üretimleri, akademik başarıları ve sosyal medya üzerindeki etkileri de kimlik algısını yeniden şekillendirme gücüne sahiptir. Modern dünyada Müslüman birey, sadece "savunmada" değil; aynı zamanda kültür üreten, alternatif söylemler geliştiren bir özne olarak da yer almaktadır.
Buna karşı oluşturulabilecek en büyük anti-tezlerden bitanesi Afganistan olarak verilebilir. amerikan işgalinden kurtularak İslami nizamlara uygun olarak yönetilmeye başladığından beri kadına verilen değer arttı, ülkenin dışarıya olan borcu kapandı, Dünya’da uyuşturucu ile ünlenen biryer iken uyuşturucudan eser kalmadı, sanayi ve teknoloji olarak birçok büyük ilerleme sağlandı ve son olarak da Dünya’da en az suç işlenen ülkelerden biri olmayı çok kısa bir sürede özveri ile başardı bu durum Müslümanların iddiaların aksine bir nizama sahip olduklarının kanıtıdır.
Medyanın etkisinin kendini gösterdiği bir başka yerde batıdır. batı’yı dünyanın cenneti olarak gösteren tam olarak budur. Bugün birçok gencin kafasında dert ve sıkıntılarının çözümü batı’ya gitmek olmuş durumda medyanın etkisi medeniyet çöplüğü olan batı’yı bir ütopya olarak göstermektedir,
İman ve Modernizm
Bir başka temel mesele ise Müslüman kimliğin modern yaşamla ilişkisi bağlamında şekillenmektedir. Modernite; bireyselleşme, özgürlük, rasyonalite ve seküler değerlerle özdeşleşmiş bir kavramdır. İslam ise toplumsal adalet, ahlak, Allah’a kulluk, ümmet bilinci gibi değerleri önceleyen bir din ve yaşam biçimidir. Modernizm bazı prensipleriyle İslam ile çelişiyormuş gibi algılansa da aslında Müslüman kimliği, her dönemde içinde bulunduğu çağa cevap verebilmiş esnekliğe sahiptir.
Kimlik ve Çağ
Çağdaş dünyada Müslüman olmak, çoğu zaman yalnızca inancını yaşamak değil; aynı zamanda bir duruş sergilemektir.
Kültürel asimilasyon, kimlik erozyonu, tüketim kültürü ve ahlaki yozlaşma karşısında Müslüman kimlik bir tür Muhafaza kalkanıdır. Bu kalkan, kaba bir çatışma şeklinde değil; bilinçli bir tercihle, yaşam pratiğiyle, ahlaki örneklikle ortaya çıkmaktadır.
Bu bağlamda Kur’an ve Hz. Muhammed’in örnekliği, çağdaş Müslüman için yalnızca ibadetlerde değil hayatın tüm alanların da yön göstericidir. İslam sadece camide yaşanan bir din değil, tüm hayata yayılan bir sistem ve bir yaşam biçimidir.
Çağdaş dünyada Müslüman kimliği, hem bir aidiyet hem de bir sorumluluk taşımaktadır. Bu kimlik, yalnızca kendine dönük bir manevi hâl değil; aynı zamanda topluma, doğaya, Rabbine ve sonra insana karşı sorumluluk hissiyle donanmış bir bilinçtir. Bu kimliği diri tutmanın yolu, çağın imkânlarını inkâr etmekten değil; onları İslam’ın ahlaki çerçevesiyle yeniden yorumlamaktan başka bir yol değildir.
Selam tüm çağlarda “Müslüman” kalabilenlerin üzerine olsun.