Ferhat Aydın - Söz&Kalem Dergisi
Dijitalizm ve dijital topluluklar nedir?
Modern çağ sonrası dünya, şimdi olduğu gibi hiçbir zaman tektipleşmemiş ve küreselleşmemiştir. Farklılıkların bu denli bilinçli olarak ortadan kaldırıldığı, silindiği ve buharlaştığı başka bir zaman dilimi olmamıştır. Ve yine bu zamana özgü olan bazı sistemlerde hayatımızın artık yeni şekillerde olduğunu görmekteyiz; dijital, sanal veya medyatik evren.
Dijitalizm ise gelişen dijital teknolojilerin hayatın merkezine yerleşmesiyle oluşan yeni yaşam tarzı ve düşünce biçimini ifade etmektedir. Bu yeni düşünce ve yaşam tarzının oluşturduğu insan yığınları ise dijital topluluklar olarak adlandırılmaktadır. Bu topluluklar fiziksel olarak bir arada olmayan ama internet üzerinden ortak bir amaç, ilgi ya da kimlik etrafında bir araya gelen insan gruplarıdır. Online oyun siteleri, Twitter/X – Instagram vb sosyal medya platformları bu toplulukların günümüzdeki en yoğun bulunduğu alanlardan sadece bazılarıdır.
Dijital yaşam biçimi bilgi hızının artması, fiziksel sınırların azalması, uzaktan çalışma ve üretim, algoritmaların irade/karar süreçlerine etkisi, kimliğin çevrimiçi inşa edilmesi gibi bir takım temel özellikleri ile düşünme biçimimizi, üretim modelimizi, ilişkilerimizi, ekonomiyi, hatta kimlik algımızı artık yeni bir forma bürümüştür. Ve bu durumun getirdiği doğal sonuçlardan biride insanlığın mevcut olan en sessiz krizlerinden birine dönüşmüş olan “toplulukların sahte yakınlıkları”dır.
Dijital Toplulukların Büyük Çıkmazı: Aidiyetsizlik ve Sorumsuzluk
İnsanoğlu modern çağın, sekülarizmin ve ilericilik adı altında insanı sömüren kapitalist üretim dünyasının elinden kaçışı medyatik evrene sığınmada bulmuştur. Yaşanılan ontolojik krizler ve insan doğasına aykırı yaşam ve düşünce biçimleri sonucunda bir uçurum kenarına atılan tüm insanlık, kaçışı sanal alemde bulsa da aynı zamanda kendi sonunu da hazırlamaktadır.
İnsan merkezli dünyadan veri merkezli dünyaya evrilen yaşam sistemimiz artık sadece yüzeysel ve sığ bir insan tipi üretmektedir. İnsanın manevi boyutunun göz ardı edilmesi bir yana, hazlar ve ayartılar ile maddi boyut hiç olmadığı kadar yüzeysel hale getirilmiştir. Dijital topluluklar işte bu sistemin ürettiği yığınlardır. Bu topluluklarda mekân önemli değildir, ortak ilgi alanı önemlidir. Coğrafyadan bağımsız, hızlı örgütlenen, algoritmalar tarafından yönlendirilen, güçlü ama kırılgan bağlara sahiplerdir. Anlık reaksiyon alınıp anlık ortadan kaybolma refleksleri bulunmaktadır. İletişimin çok kolay kurulması ve mekânsız ve coğrafyasız bir algının olması sorumluluk bilinci ve aidiyet hissini aynı oranda ortadan kaldırmaktadır.
Dijital ortamda iki insanın veya bir grubun sürekli iletişim halinde olması, birbirini takip etmesi, benzer içerikleri paylaşması ve aynı görüşleri savunmasını görmekteyiz. Ama buna rağmen gerçek hayatta sorumluluk taşımaması, fedakârlık üretememesi (yani fiziki çabadan ziyade yazılımlar aracılığı ile etkileşim olması), kriz anlarında ortadan kaybolunması ve derin bir tanışıklık barındırmamasının da sahte yakınlığa sebep olduğunu söyleyebilmekteyiz.
Algoritmik Yakınlık: Bu sistem kişiye kendi gibi düşünenleri gösterir. Bu da kişi de “beni anlayan insanlar var” hissi oluşturur. Ama bu süreç çoğu zaman gerçek anlaşılma değil, benzer fikirlerin karşılıklı olarak yankılanmasından ibarettir.
Düşük Maliyetli İlişki: Gerçek ilişkiler; zaman, sabır, yüzleşme, affetme vb. gibi insan iletişiminde bulunan en zaruri unsurları barındırırken, dijital ilişkiler ise daha çok konuş tuşuna basmak kadar kolay ve engelle tuşuna basmak kadar basittir. Bağ kurmak kolay, koparmak daha da kolaydır. Bu yüzden derinleşme zayıftır.
Sahte Kimlik: Dijital topluluklarda insanlar çoğu zaman “olduğu kişi” olarak değil, “olmak istediği kişi” olarak görünür. Yani bu ortamda gerçek benlikler değil, kurgulanmış ve görülmesi istenen benlikler konuşur. Bu yüzden yakınlık hissi oluşsa dahi gerçekçilik olmadığı için ontolojik temas oluşmaz. Ve bu da zayıf, kopmaya meyilli bir yakınlık oluşturur.
Psikolojik ve Sosyolojik Boyut
Dijital sahte yakınlık anlık aidiyet hissi vererek mutluluk hormonu denilen “dopamin”i üretir ve yalnızlık hissini geçici olarak bastırabilmektedir. Ama uzun vadede yalnızlık gittikçe artar, insanlar için gerçek ilişkiler daha zahmetli görünür ve yüz yüze temas kaygı üretmeye başlar. Bu da gerçek hayatta ki sosyal dinamikleri öldürerek bir toplumu yıkıma sürükler.
Geleneksel toplumlarda mahalle, cemaat, akrabalık bağı ve fiziksel sorumluluk gibi sosyal hayatın en temel unsurları bulunmaktadır. Dijital toplulukta ise o topluluğa istenilen zamanda girme, istenilen zaman çıkma, sahte kimlikten ötürü kimse tarafından gerçekten tanınmama ve kimse tarafından hesaba çekilmeme durumları vardır. Bu durumların varlığı kişi de bir yere ait olma hissini oluşturmadığı için beraberinde sorumluluk bilincini de üretmemektedir. Böylece en başından o bağ kırılgan olarak kurulmuş olmaktadır.
Dijital topluluklarda oluşan bu sahte yakınlığın belki de en tehlikeli yanı şudur: Gerçek yakınlığa olan ihtiyacı fark etmeyi engeller. Bireysellik aşırı noktalara ulaşır ve toplumda bozulma, çürüme ve nihayetinde çöküş başlar.
Ne yazık ki günümüzde yaşanan tam olarak bunlardır. Artık insan yüzeysel bağlara bağımlı, derin bağlardan kaçan ve yalnız ama kalabalık hisseden bir varlığa dönüşmektedir. Yeniden derinliği seçmediği sürece kalabalıklar büyüyecek, ama hayat daralmaya devam edecektir. Bu gidişatı tersine çevirecek olan şey ise teknoloji değil, yeniden emek verilmiş, sorumluluk taşıyan ve bedel ödenmiş ilişkileri seçme iradesidir.
Vesselam