Murtaza Çelebi - Söz&Kalem Dergisi
Şehirlerin kalpleri, onları inşa eden taşların arasında atar. Duvarların gölgelerinde şehirlerin yüzleri görünür. Bir minarenin göğe yükselen taşlarıyla şehirlerin sesleri duyulur. Şehirlerin bir taşı, her bir duvarı, her bir sokağı bir ömrün hatıralarını ve bir nefesin sıcaklığını taşır. İnsanlar unutsa da şehirler ve şehirlerin taşları unutmaz. Zaman, şehirlerin soluğunu taşır bizlere hep. Gelin hep beraber 3 şehrin 3 soluğunu beraber hissedelim…
1-) Zanzibar (Tanzanya)
Hint Okyanusu’nun turkuaz sularında, palmiye ağaçları arasında bulunan bir şehir: Zanzibar… Bu şehirde esen rüzgarlar hem denizden taşıdığı tuzun hem de tarihi hikâyelerin kokusunu ulaştırır insanlara. Zanzibar’ın dar sokaklarda yürürken, Arap, Afrika ve Hint kültürlerinin izleri çarpar gözlere. Zanzibar, sadece bir ada değil; geçmişin ve kültürün birleştiği bir mabet gibidir. Limanlarında duran tekneler, kum çöllerini aşan kervanları anımsatır. Zanzibar’da yaşamın ritmi, Okyanus’un dalgalarıyla uyum sağlar.
Zanzibar, Afrika kıtasının doğusunda, Hint Okyanusu’nun Tanzanya kıyılarında bir ada ve bir şehir olarak bilinmektedir. Tanzanya 'ya bağlı iki adadan oluşan özerk yönetilen bir bölgedir. Ana ada olan Zanzibar ve Pembe Adası olmak üzere iki adadan oluşan yönetsel bölgenin başkenti Zanzibar City'dir. Ekonomi, baharat üretimi ve turizme dayalıdır. Zanzibar dünyanın önde gelen baharat üreticilerinden biridir.
Stone Town Bölgesi
Hint Okyanusu’nun serin rüzgârları arasında, mercan taşlarından örülmüş bir şehir yükselir: Stone Town. Bu şehirde sokaklar, sanki geçmişin sırlarını gizleyen dar bir labirent gibidir. Ahşap işlemeli kapılar, her birinde farklı bir medeniyetin izlerini taşır. Bu izlerden kimi Arapların, kimi Hintlilerin, kimi Farsların, kimi Afrikalıların hislerini yansıtır.
Stone Town, Tanzanya’nın Zanzibar takımadalarının başkenti olan Zanzibar City’nin tarihî merkezidir. Adını, Arap ve Hint mimarisinde kullanılan mercan taşından yapılmış binalarından alır. 19. yüzyılda Doğu Afrika’nın en önemli ticaret merkezlerinden biri olan Stone Town, baharat, fildişi ve köle ticaretiyle ün kazanmıştır.
Stone Town Bölgesi, dar ve kıvrımlı sokaklarıyla ünlüdür. Bölgede, Arap tarzı oyma ahşap kapılar, süslü balkonlar ve mercan taşından yapılmış beyaz evler dikkat çekmektedir. Geleneksel binaların dış duvarları boyunca uzanan uzun bir taş bank olan “barazaları” vardır. Bu “barazalar”, şiddetli yağmurlar sokakları kullanılamaz hale getirdiğinde yükseltilmiş bir kaldırım olarak veya oturmak, dinlenmek, sosyalleşmek için bir bank olarak kullanılmaktadır. Çoğu binanın bir diğer önemli özelliği de oyma ahşap korkuluklarla korunan geniş verandalardır.
Günümüzde Stone Town, tarihî dokusunu koruyan bir turizm merkezi olmasının yanı sıra, Zanzibar’ın ruhunu yansıtan bir mekândır. Hem Müslüman Arap kültürü hem de Afrika kimliği burada iç içe yaşamaktadır.
2-) İsfahan (İran)
Pers topraklarının ortasında, kubbeleri ve minareleri güneş ışığında parlayan bir şehir: İsfahan… Dar sokakları, çarşılarının hararetli kalabalığı ve köprülerinin zarafeti, geçmişin nefesini bugüne taşır. İsfahan, sanatın, mimarinin ve kültürün birleştiği bir merkezdir. Her taşta, her çinide ve her köprüde gözleriniz ve ruhunuz şehrin ihtişamını hisseder.
İsfahan, günümüzde İran’ın merkezi Fars eyaletinde yer alan, tarih boyunca Pers medeniyetinin ve İslam dünyasının önemli kültür ve ticaret merkezlerinden biri olmuştur. Şehir, milattan önceki dönemlere kadar uzanan bir geçmişe sahiptir. Özellikle 16.–17. Yüzyılda Safevîler ve Selçuklular döneminde İsfahan, başkent olarak büyük bir gelişim göstermiş ve “Dünya’nın Yarısı” (Nesf-e Jahan) olarak anılmıştır. Bu iki medeniyete başkent olması hasebiyle, şehirde çok sayıda tarihî eser bulunmaktadır.
Günümüzde İsfahan, tarihi mirasını büyük ölçüde korumuş ve turistik olarak önemli bir merkez olmuştur. Şehir, özellikle mimarisi, meydanları ve köprüleri ile ziyaretçilerini karşılamaya devam etmektedir.
Nakş-ı Cihan Meydanı (İmam Meyanı)
İsfahan şehrinin içinde, göz alabildiğine uzanan bir meydan vardır: Nakş-ı Cihan yani İmam Meydanı… Güneşin ışıkları bu meydanda, çinili kubbelerin ve minarelerin üzerinde parlar. Meydanda yürürken, tarihi mekanlar ve sosyal yaşam iç içe geçmiş gibidir. İnsanlar, sanat ve ticaretle bir araya gelerek, meydanın şehrin nabzı gibi atmasını sağlar.
Nakş-ı Cihan Meydanı, yaklaşık 160 x 560 metre ölçülerinde olup, dünyanın en büyük ikinci meydanlarından biridir. Çini süslemeler, minareler, kemerler ve zarif taş işçiliği gibi unsurlar meydanın estetik değerini artırmaktadır. Meydanın çevresi, İmam Camii, Şah Camii, Ali Kapı (Ali Qapu) Sarayı ve büyük çarşılarla çevrilidir.
Şah Camii, Nakş-ı Cihan Meydanı'ndaki en önemli yapılardan biridir. Cuma namazlarının kılabilmesi için çok daha eski olan Cami-i Şerif’in yerine yaptırılırmıştır. Caminin turkuaz renkli çinilerle bezenmiş büyük kubbesi, onu şehrin en ihtişamlı yapılarından biri haline getirmiştir.
Şeyh Lütfullah Camii, Nakş-ı Cihan Meydanı'nın çevresine hâkim olan dört anıttan biridir. Bu cami, sarayın karşısında bulunan ve ilk inşa edilen yapılardandır. Bu caminin kuruluş amacı, halka açık olan Şah Mescidinin aksine, kraliyet sarayının özel bir camisi olmasıydı.
Nakş-ı Cihan Meydanı, bütün bu yapıları ile sadece bir mimari yapı değil; şehrin sosyal, ticari ve dini hayatının merkezi olarak işlev görmüştür. Festivaller, pazarlar, törenler ve halkın günlük yaşamı burada bir araya gelmiştir.
Günümüzde Nakş-ı Cihan Meydanı, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer almakta ve İsfahan’ın en çok ziyaret edilen turistik merkezi olarak önemini korumaktadır.
3-) Cenne (Mali)
Kızıl toprağın rüzgarlarla göğe savrulduğu şehir: Cenne…
Cenne, Mali’nin İç Delta bölgesinde, Nijer Nehri’nin bir kolu olan Bani Nehri kıyısında kurulmuş eski bir şehirdir. Tarihi M.Ö. 3. yüzyıla kadar uzanır ve Batı Afrika’nın en eski sürekli yerleşimlerinden biridir. Yaklaşık olarak 2000 yıldır kesintisiz yerleşim görmüş bir alandır. Cenne, 11. yüzyıldan itibaren Gana ve Mali İmparatorluklarının hâkimiyetine girmiş, özellikle Mali İmparatorluğu döneminde altın çağını yaşamıştır.
13. yüzyıldan itibaren İslamiyet’in yayılmasıyla birlikte Cenne, Batı Afrika’nın önemli ilmî ve dinî merkezlerinden biri oldu. Şehir, Timbuktu ile birlikte Batı Afrika’da İslamî ilimlerin yayılmasında öncü rol oynamıştır. Bu rolü sayesinde medreseler, kütüphaneler ve camiler burada gelişmeye başlamıştır. Böylelikle Cenne, ticaret kervanlarıyla birlikte alimlerin ve talebelerin uğrak noktası olmuştur.
Günümüzde Cenne, kerpiç mimarisiyle tanınır ve 1988 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmıştır. Hâlen her pazartesi kurulan ünlü Cenne Pazarı, bölgenin sosyal ve ekonomik hayatında canlılığını korumaktadır.
Cenne Ulu Camii
Caminin asıl temelleri 13. yüzyılda, Mali İmparatorluğu döneminde atılmıştır. Koy Konboro adlı yerel bir kral tarafından İslam’a geçtikten sonra inşa edilmiştir. Günümüzde gördüğümüz yapı, 1907’de Fransız sömürge yönetimi sırasında, yerel ustaların ve halkın katılımıyla yeniden inşa edilmiştir. Buna rağmen, hem mimari hem de ruh itibariyle, Batı Afrika İslam kültürünün en önemli simgelerinden biri olmayı sürdürmektedir.
Mimari Özellikleri açısından, Dünya’nın en büyük kerpiç yapısıdır. Sudan-Sahel mimarisinin şaheseri olarak kabul edilmektedir. Tamamen çamur tuğla (kerpiç) ve ahşap desteklerle yapılmıştır. Duvarlara uzanan ahşap kirişler (toronlar) hem yapının güçlendirilmesini sağlamakta hem de yıllık bakımlarda iskelenin kurulmasına yardımcı olmaktadır. Üç büyük minaresi, konik kuleleri ve geometrik dengesiyle ihtişamlı bir görünüm sunmaktadır. Avlusunda medrese yapıları ve ders halkaları için ayrılmış mekânlar bulunmaktadır.
Camii sadece ibadet yeri değil; aynı zamanda Cenne’nin toplumsal hayatının merkezidir. Her yıl düzenlenen “Cenne Sıvama Festivali” sayesinde, bütün halkın katılımıyla caminin kerpiç sıvalarının yenilenmesi sağlanmaktadır. Bu etkinlik, Cenne Ulu Camisini birliğin sembolü hâline getirmektedir. Cenne Ulu Camiinde, yüzyıllar boyunca fıkıh, Kur’an ilimleri ve Arap dili eğitimi verilmiş, Batı Afrika’da İslam’ın yayılmasında öncü olmuştur.
Günümüzde de ibadet için kullanılan cami, aynı zamanda bir turistik ve kültürel merkezdir. UNESCO tarafından korunmakta olup, Afrika İslam medeniyetinin en önemli sembollerinden biri sayılmaktadır.