Firavun, bir faninin gıpta edeceği her türlü nimete sahipti. Ama Kızıldeniz'in dibinde, son nefesini alıp son nefesini verdiğinde "Âmentü/iman ettim" ve "Ene mine'l müslimin/ben Müslümanlardan oldum" dedi. Firavun'un bu ifadelerinde insan için en büyük iki nimetin ikrarı ve ilanı saklıdır. Bu iki nimet iman ve İslam'dır. Diğer bütün nimetler bu iki nimetle anlamlıdır, güzeldir, hoştur. Eğer bu iki nimet elden gitmişse diğer bütün nimetler anlamsızdır, hükümsüzdür, boştur.
Yedi Ayet Yedi Şahsiyet / Yasin Pişgin
Korku ve baskı sebebiyle ruh büzülür, içine kıvrılır, geriye çekilir, sıkışır, daralır. Zihin ise körelir, söner ve ölür. İbn Haldun buna inkıbaz diyor. Korku ve baskının olmaması, bunun yerini teşvik. Heveslendirme ve ikna usulünün alması halinde ise ruh genişler, dışarıya açılır, ileriye atılır, genişler, gelişir. Zihin ise açılır, parlar ve güçlü bir hayatiyet kazanır, böylece en yüksek seviyede olmak üzere talebedeki kabiliyetler rahat bir şekilde kuvve halinde fiil haline çıkıp gerçekleşeceğinden, bu ortam içinde insan en mükemmel şekilde insanlığın sırrını idrak eder.
Mukaddime / İbn Haldun
Bütün zulümler, haksızlıklar, eksiklikler, bu dünyayı bu dünyadan ibaret bilmekten kaynaklanıyor. Öteye ruhların kapalı oluşundan. Gözlerin perdeli oluşundan. Kalblerin mühürlü oluşundan. Vakti, hep "öğle" sanışımızdan. "İkindi"nin sırrından habersiz oluşumuzdan. Akşamı, güneş batmadan düşünemeyişimizden, geceyi, gece gelmeden hatırlayamayışımızdan.
Diriliş Muştusu / Sezai Karakoç
Bugün İslam ile Müslümanların arasında büyük farklılıklar oluşmuş durumda. İslam'ın ilk zamanlarında İslam ile Müslümanlar arasında hiçbir fark olmadığı için Müslüman tüccarlar ticaret için gittikleri ülkelerdeki insanların İslam'a girmesine vesile oluyorlardı. İnsanlara satacakları malların olumlu yönlerini anlattıkları gibi olumsuz yönlerini de anlatıyorlardı. İnsanlar da Müslümanların bu dürüst hallerinden etkilenerek toplu halde İslam'a giriyordu. O dönemler İslam ile Müslümanlar arasında fark olmadığı için İslam Afrika'ya ve Asya'ya kadar yayıldı. Fakat bugün durum hiç de geçmişteki gibi değil. İslam'ın tekrar dünyaya yayılmasını istiyorsak, her şeyden önce İslam'la aramızda olan farklılıkları kaldırmalıyız.
Cennete Otostop / Adem Özköse
Allah için yaptığın işleri önce sen beğen. En yüce ve en büyük olan Rabb'in için yaptığın şeylerin nasıl olduğuna cılız bir insan olarak önce sen bak. Beğenebiliyor musun yaptıklarını? Namazın, o yüce makama sunulabilecek bir namaz mı? Huşusu ile Sünnet' e uyumluluğu ile vaktinde yapılması ele alındığında namaz mı kıldın, ne yaptın bakıver? Namazına bak, kendine bak. Yaptığına bak, yapman gerekene bak.
Arşın Gölgesindeki Genç / Nureddin Yıldız
Mesela günlük hayata baktığınızda trafiğin tıkandığını görüyorsunuz. Bir kilometre ötede görüyorsunuz ki biri kenara çekmiş, yolun ortasında arkadaşıyla camdan cama muhabbet ediyor. Ben bunları gördüğüm zaman diyorum ki bizim trafik sorunumuz yok, bizim ahlak sorunumuz var. Ya da adam yaptığı ticarette dolandırılmış... Dükkân açmışız, malı koymuşuz, başında bekliyoruz ama bir ahlaksız yüzünden dolandırılmışız ve mağdur olmuşuz. Bizim ticaret sorunumuz yok, ahlak sorunumuz var. Dolayısıyla ticaret, trafik vs... Bu perdelerin hangi birini kaldırırsanız arkasından İslam ahlakının olmayışı çıkıyor.
Fabrika Ayarı / Hayati İnanç
Düşünceyi küçümsüyoruz. Kitaba harcadığımız parayı, atlar için harcadığımızla kıyaslarsak, yerin dibine girmemiz gerekmez mi? Kitap sevene, kitap delisi diyoruz. Kimseye at delisi dediğimiz yok. Kitap yüzünden sefalete düşen görülmemiş. At uğrunda iflas eden edene. İngiliz milletinin içkiye verdiği para, kitaba verdiğinin kaç misli, hiç düşündünüz mü? En güzel kitap bir kalkan balığı fiyatına. Alan nerede? Umumi kütüphaneler resmî ziyafetler kadar pahalıya mal olsa idi hükümetimizin daha çok iltifatına mazhar olurdu şüphesiz. Kitaplar bileziklerin onda biri kadar etse beyefendilerimizle hanımefendilerimiz arada bir okumak hevesine kapılırdı belki. Birçokları kitabı ucuz olduğu için almaz. Düşünmez ki kitabın tek değeri okunmasındadır. Bir değil birçok defalar okunmasında, çizilmesinde, tanınmasında.
Bu Ülke / Cemil Meriç
İnsan kimi zaman, bu kadar gazete, radyo, televizyonla binlerce farklı görüş duyacağı hayaline kapılıyor. Sonra bakıyor ki, durum bunun tam tersi: bu megafonların gücü o anın hakim görüşünü genişletip yaymaktan başka işe yaramıyor, o kadar ki, başka hiçbir ses duyulmaz oluyor. Görüntü ve sözcük bombardımanı eleştirel düşünceyi her zaman besleyemiyor.
Ölümcül Kimlikler / Amin Maalouf
Sonunda yeni ve yakası olmayan bir kefene sarılacak olduktan sonra bu yalan dünyanın ibreti ne olabilirdi ki? Bir zamanlar bütün dünyaya hükmedip cümle mülke "benim" diyenler bu adamlar mıydı, şu topraklara başlarını koyup yatanlar, bir vakit köşkleri, sarayları beğenmeyenler miydi? Bir vakitler beylik yapan, kendisine kapıcı tutanlar acaba bunlardan hangisiydi? Hani o şirin sözlüler, nerede o güneş yüzlüler; sorsam, araştırsam bulur muyum? Kabristan; bir ibretlik yer idi; ne kapısı vardı giresi, ne yemek vardı yiyesi, ne ışık vardı göresi!
Od / İskender Pala
Onun için diyorum ki insanların çizdiği resme bakın ama çok bakmayın. Neye bakalım? Allah'ın çizdiği resme bakın. O resmi, Cenab-ı Allah sadece sizin için çizdi. Başka canlıların o resimden haz almaları mümkün değil ama siz alıyorsunuz. Onun için semaya bakın, bulutlara bakın.
Medeniyet Ufku / Sadettin Ökten
Gerçek mutluluk, yavaş yavaş, azar azar gelir ve bu bizim hayata bakış açımızla, çevremizle, çevremizdekilere karşı davranışımızla doğrudan doğruya ilgili ve orantılıdır. Mutluluk, birbirini tamamlayan ufak tefek şeylerin birikmesinden doğuyor.
Toprak Ana / Cengiz Aytmatov