Söz&Kalem Dergisi - Ahmed Mutlu
Yıkıldı şehir, toz kalktı göğe.
Ama bir ad kalmıştı dumanın ardından: Yahya.
Rüzgârın bile eğilmediği bir ses.
Toprak susarken o konuştu,
ve her kelimesi duvarlara çarpan bir yankı oldu.
Ateşle yıkanan gecelerde bile
umutu taş gibi sakladı avucunda.
Küller arasında çocuklar ağlarken
bir ses dedi: “Henüz bitmedi bu hikâye.”
O sesi taşıdı siperden sipere, yürekten yüreğe.
Her sarsıntıda bir kalp daha uyandı.
Korku, göğsünde yer bulamadı.
Yemin etmiş gibiydi;
bir halkın onurunu kendi nefesiyle korumaya.
Yenilmek onun sözlüğünde bir durak değildi.
Çünkü zafer bazen yaşamak değil,
bir inancı son nefese kadar savunmaktı.
Ay ışığı bile bazen kanla parlar;
ama o, gözlerini yerden kaldırmadan yürüdü.
“Bir gün,” dedi, “her sabah yeniden doğacak.”
Ve bu söz, taşların arasından filizlendi.
Sessizlik onun en gür çağrısıydı.
Her adımı tarihin kalbine kazındı.
Yıkıntıların içinden yükselen bir direnişti o;
Yahya, sessizliğin içindeki haykırış.
İnandı,
ama inancı sadece göğe değil, insana da idi.
Her canı bir emanet gibi taşıdı sırtında.
Ne fırtına, ne zindan, ne de ölüm...
Hiçbiri susturamadı onu.
Çünkü o, bir adamdan fazlasıydı:
bir halkın iradesi, bir toprak kadar sabırlı bir direnişti.
Ve gün geldi; rüzgâr adını fısıldadı sınırların ötesine.
Bir halk uyandı o fısıltıyla.
Çünkü bazı isimler ölmez;
onlar direnişin hafızasına kazınır.
An geldi, gökyüzü kızardı,
ama o hâlâ ayaktaydı —
yıkıntıların ortasında, bir halkın umudu gibi.
Ruh rüzgâra karıştı,
ama adı kaldı geriye:
bir direniş, bir hikâye, bir nefes kadar gerçek.