Zaman ne de çabuk geçiyor... Bundan tam 6 yıl önce dergimizde “Dijital Emzik” başlıklı bir yazı kaleme alarak çocuklarda ebeveyn ihmali sonucu meydana gelen dijital bağımlılık meselesi hakkında hasbihal etmiştik. Bugün ise aradan geçen vaktin ardından bir baba olarak aynı meseleyi önemine binaen tekraren siz değerli okurlarımızla hasbihal etmek istedim.
Her çağın kendine özgü imkanları ve imtihanları olmuştur. Matbaanın icadı bilgiyi çoğaltmış, sanayi devrimi üretimi artırmış, dijital çağ ise bilgiyi cebimize kadar taşımıştır. Bugün saniyeler içinde dünyanın herhangi bir noktasındaki gelişmeden haberdar olabiliyor, eğitim alabiliyor ve iletişim kurabiliyoruz. Bir dönemler savaşlar, kıtlıklar, ve salgın hastalıklar ile aile kurumu tehdit altındayken, günümüzde ise etkisi çok daha derin olan bir tehlike kapımızda: dijital bağımlılık. Özellikle çocuklar söz konusu olduğunda mesele artık sadece teknoloji kullanımı değil; çocukluk kavramının dönüşümüdür.
Bugünün çocuğu sokakta düşerek büyümüyor, ekrana dokunarak büyüyor. Ağaç dallarına tırmanmak yerine dijital karakterleri yönlendiriyor. Mahalle arkadaşlarıyla oyun kurmak yerine, dünyanın öbür ucundaki yabancılarla çevrim içi oyun oynuyor. Toplum ise bu tablo karşısında çoğu zaman tek bir cümle kuruyor: "Bu çağın çocukların iyice telefon bağımlısı oldu." Oysa asıl soru şudur: Bu çocukları telefonlarla kim tanıştırdı? Çocukların eline o cihazı kim, neden verdi? Birçok evde çocukların susturucusu emzik değil, videolarıdır. Çocuklar, ekran olmadan yemek yemiyor veya uyumuyor. Masal anlatan anne-babaların yerini algoritmalar; oyun parklarının yerini ise dijital oyunlar aldı. Sonuç olarak çocuklar ekranlarla büyümekte, aileler ise bunun bedelini yıllar sonra ağır bir şekilde ödeme durumunda kalmakta...
Dünya Sağlık Örgütü, çocukların ve ergenlerin aşırı ekran kullanımının uyku kalitesini, dikkat süresini, ruh sağlığını ve fiziksel aktivite düzeyini olumsuz etkilediğini raporlarında vurgulamaktadır. UNICEF ise çocukların dijital dünyadaki en büyük riskinin yalnızca ekran süresi olmadığını, ebeveyn rehberliğinin yetersizliği olduğunu belirtmektedir. Çünkü çocuk, dijital dünyayı tek başına yönetebilecek olgunlukta değildir. Ülkemizde de konuyla alakalı tablo dikkat çekicidir. TÜİK'in 2024 Çocuklarda Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması sonuçlarına göre düzenli dijital oyun oynayan çocukların %40,1'i planladığından daha uzun süre oyun oynadığını; %35,6'sı oyun nedeniyle günlük sorumluluklarını ihmal ettiğini;
%34,4'ü ekran başında vakit geçirdiği için daha az kitap okuduğu, verileri elde edilmiş.
Yaklaşık her dört çocuktan birinin ise oyun oynayamadığında huzursuzluk yaşadığı ifade ediliyor. Bu rakamlar yalnızca çocukların davranışlarını değil, ailelerin dijital rehberlik konusundaki eksikliklerini de gözler önüne sermektedir. Bir çocuk hiçbir zaman yalnızca oyuncak istemez. O, ilgi ister; güven ister; dokunulmayı, dinlenilmeyi ve anlaşılmayı ister. Çocuk psikolojisinde önemli bir gerçek vardır: Çocuk, karşılanmayan duygusal ihtiyaçlarını farklı yollarla telafi etmeye çalışır. Sevgi eksikliği bazen öfkeye, bazen içine kapanmaya, bazen de dijital bağımlılığa dönüşebilir. Çocuk doğuştan bağımlı değildir, bir bebek dünyaya geldiğinde sosyal medyayı bilmez. Oyun konsolunu istemez, telefon veya televizyon ekranını aramaz. Onun ihtiyacı yalnızca sevgi, güven ve temastır.
Çocuklar telefondan ziyade telefondaki ilgiyi sever. Çünkü dijital platformlar onu sürekli ödüllendirir, sıkılmasına izin vermez, her kaydırışta yeni bir görüntü, yeni bir ses, yeni bir heyecan sunar. Güvenli bağlanma kuramının öncüsü psikiyatrist John Bowlby, çocuğun sağlıklı kişilik gelişiminin temelinin güvenli bağlanma olduğunu ifade eder. Güvenli bağlanmanın olmadığı ortamlarda çocuk, boşluğu farklı yollarla doldurmaya çalışır. Bugün birçok çocuk bu boşluğu ekranlarla doldurmaktadır. Çünkü ekran ilgi sunar, çocuk ise ilgiyi sever ve eksikliğinde özler.
Bununla birlikte ihmal denildiğinde çoğu insanın aklına aç bırakılan, eğitimden mahrum edilen ya da fiziksel şiddete uğrayan çocuklar gelir. Oysa modern çağın en yaygın ihmali sessizliktir. Çocuğuyla aynı odada olduğu halde onunla konuşmayan ebeveynler... Yemekte herkes kendi telefonuna bakarken bunu normal gören aile mi desek, "Şimdi işim var." diyerek çocuğunu saatlerce ekranla baş başa bırakan anne veya babalar mı desek, işte tüm bunlar fark edilmeyen ama derin izler bırakan ihmallerdir. Çocuk, ilgi göremediği yerde de doğal olarak ekranı kendine arkadaş edinir. Bir çocuğun elindeki telefon, çoğu zaman anne ve babasının elinden düşmeyen telefonun yansımasıdır.
Kur'an-ı Kerim, aileyi insanın ilk eğitim kurumu olarak görmektedir. Ayette "Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun." (Tahrîm Suresi, 66/6) Bu ayet yalnızca ahiret sorumluluğunu değil, dünya hayatında aile fertlerini kötülüklerden koruma görevini de kapsamaktadır. Çocukları zararlı alışkanlıklardan, kötü arkadaşlardan ve çağın fitnelerinden korumak da anne ve babanın görevidir. Unutulmamalıdır ki bugün bu fitnelerden biri de kontrolsüz dijital dünyadır. Lokman Suresi'nde Hz. Lokman'ın oğluna yaptığı öğütler incelendiğinde dikkat çeken husus, eğitimin diyalog üzerine kurulmuş olmasıdır. Kur'an bize, çocuk yetiştirmenin ekranla değil, iletişimle mümkün olduğunu öğretmektedir. Çocuklar, "telefon bırak" nasihatini değil; telefonunu gerçekten bırakan anne ve babayı örnek alır.
Resûlullah (s.a.v.) ise şöyle buyurmuştur: Anne ve baba, çocuklarının yalnızca karnını doyurmakla değil; onların ahlaki, zihinsel ve manevi gelişiminden de sorumludur. Resûlullah (s.a.v.) çocuklarla vakit geçirir, onların isimleriyle hitap eder, oyunlarına ortak olurdu. Torunları Hasan ve Hüseyin omzuna çıktığında onları indirmek için namazını bozacak kadar merhamet sahibiydi. Bugün ise birçok çocuk, anne ve babasının omzuna değil, telefon ekranına yaslanarak büyüyor. Efendimiz şöyle buyurmuştur: "Hepiniz çobansınız ve hepiniz emriniz altındakilerden sorumlusunuz." (Buhârî) Bu hadis, ebeveynliğin hesap verilebilir bir emanet olduğunu hatırlatmaktadır.
Modern aile yapısında dikkat çeken en büyük değişimlerden biri, ekranların bakıcı görevini üstlenmesidir. Ağlayan çocuk... Telefon. Yemek yemeyen çocuk... Tablet. Yaramazlık yapan çocuk... Çizgi film. Ağlayan çocuğu susturmak artık birkaç saniye sürüyor. Fakat her kolaylığın görünmeyen bir bedeli vardır. Telefon, çocuğu susturabilir; fakat onun duygularını eğitemez. Tablet, çocuğu oyalayabilir; fakat karakterini inşa edemez. Televizyon bilgi verebilir; fakat hikmeti öğretemez. Bütün bunları verebilecek tek kurum ise ailedir. Anne ve babanın davranışı, çocuğun en güçlü öğretmenidir.
Hasılı, dijital bağımlılığı sadece yasaklarla çözmek mümkün değildir. Asıl ihtiyaç, aile bağlarını güçlendirmektir. Ekran süresini azaltmanın en etkili yolu, aile süresini artırmaktır. Belki de bugün çocukların büyüklerden beklediği en büyük hediye yeni bir telefon değildir sadece dinlenilmek, anlaşılmak ve birlikte vakit geçirilmesidir. Asıl mesele, çocuklarımızı ekranların ışığında değil; aile sıcaklığının, merhametin ve imanın aydınlığında büyütebilmektir. Çünkü güçlü bir aile, dijital çağın en sağlam kalesidir.