Söz&Kalem Dergisi - Hamza Hafız
El-Câmi’… Toplayan, bir araya getiren, kalpleri, niyetleri, bedenleri, yolları bir noktada buluşturan… O’dur; dağınık olanı derleyen, savrulmuşu hizaya getiren, mahfuz olanı muratla birleştiren. Allah’ın bu yüce ismi, kâinattaki her zerrede tecelli eder. Kimi zaman bir tohumun toprağa düşüşünde, kimi zaman seherin sessizliğinde, kimi zamansa bir yetimin gözyaşında El-Câmi’ isminin şefkati yankılanır.
Peygamber Efendimiz ﷺ’in etrafında cem olan Ashâb, işte bu ismin canlı tefsiriydi. Onları farklı kabilelerden, ayrı coğrafyalardan bir araya getiren şey; ne kan bağıydı, ne çıkar. Onları toplayan, hakikatin çağrısıydı. Kalpleri birleyen, Rabbin El-Câmi’ sıfatının nuruydu. Bu nurla aydınlanan yollar, bir ümmeti tarihin akışını değiştirecek kudrette birleştirmişti.
Lakin şimdi…
Zamanın içinden geçerken ümmet dağınık bir coğrafyanın, kopuk yüreklerin ve bölünmüş niyetlerin enkazı altında kalakalmıştır. Her biri bir yana savrulmuş, her biri kendi yalnızlığında başka bir acıyı taşımaktadır. Oysa El-Câmi’ olan Allah, her dağınıklığın ardından bir vuslat murad eder. Ayrılıklar, O’nun kudretiyle kavuşmalara gebe kalır. Lakin şart; bu kudrete tevekkül etmek, cem olmaya talip olmaktır.
Zira dağınıklık, Allah’ın koyduğu nizama mugâyirdir. Zira ayrılık, şeytanın vesvesesidir. Zira birlik, rahmetin gölgesidir.
O hâlde sorulmalıdır: Biz niçin toplanamıyoruz? Biz neden El-Câmi’ isminin gölgesinde bir ümmet olamıyoruz?
Belki de cevabı, kalplerimizin birbirinden uzak düşmüş olmasında saklıdır. Çünkü Allah, kalbi nifakla dolu olanı kalple kalbe değil, ayrılıkla sınar. Ve her ayrılık, yeniden cem olmak için bir işarettir.
Bu ümmet, El-Câmi’ ismini unuttukça bölünmeye; hatırladıkça ise birleşmeye mahkûmdur. Ne zaman ki fertler benliklerini bırakır, cemaat ruhunu özler; işte o zaman Allah, yeniden yolları birleştirir, kalpleri aynı secdede buluşturur.
Ama şimdi biz, parçalanmış kelimelerden, eksik niyetlerden, ufalanmış aidiyetlerden ibaretiz. Herkes kendi hakikatini ilahlaştırmış, her topluluk kendi fırkasını kurtulmuş belleyerek bir başkasının cehennemine hükmetme cüretini göstermiştir. Oysa hakikat tek, cem ise rahmettir. Ve rahmet, sadece Allah’tandır.
O hâlde ey dağılmış ümmet...
Birleşmenin ilk şartı; yıkılmışın enkazında değil, El-Câmi’ isminin gölgesinde dirilmeyi bilmektir.
Çünkü birliğin zemini ahlâktır. Cem’in özü adalettir. Ve El-Câmi’ olan Allah, adaleti olmayan toplulukları bir araya getirmez.
Cem olmak; aynı dili konuşmak değil, aynı secdede aynı derde ağlamaktır.
Cem olmak; aynı sloganı atmak değil, aynı zulme aynı öfkeyi taşımaktır.
Cem olmak; kalpleri Allah için birlemektir.
Ve kalpler, yalnızca Allah'ın ismiyle birleşir.
---
Zira Allah El-Câmi’dir;
Ama kalbi şirkle, niyeti nefisle, fikri kibirle dolmuş olanı bir araya getirmez.
Çünkü cem, ancak ihlâsın göğsünde hayat bulur.
Ve bir ümmet, ancak El-Câmi’nin davetine kulak verdiğinde, dağınıklıktan birliğe,zilletle kararan tarihten izzetle yoğrulmuş bir sabaha yürüyebilir.
Aksi hâlde; her çağrımız, sadece kendi sesimizde boğulur.
Her sözümüz, başka bir dağınıklığın yankısı olur.
Her secdemiz, yalnızca bedenimizi yere indirir; ruhumuzu değil…