Söz&Kalem-Hasan Coşkun
‘‘Hayatın malı olmamış fikirler, toprağa kök salmamış tohumlar gibidirler.’’
Bu cümle, fikrin değerini yalnızca zihinsel bir üretim olmaktan çıkarıp, yaşanmışlıkla irtibatlandırır. Çünkü bir düşünce, ancak hayatın içinde sınandığında, bedeli ödendiğinde ve insanın varoluşuna temas ettiğinde anlam kazanır. Yaşama değmeyen fikir, sözde kalır. Sözde kalan ise kalıcı olmaz. Yani sözde kalan, dilden dile dolaşan ama eyleme ve ahlaka yansımayan fikirler ‘sahipsizdir’. Akıldadır ama kalpte ve davranışta yoktur.
Dinimizde ise bilginin kıymeti, onun amel ile birleşmesine bağlıdır. Yüce kitabımız Kuran-ı Kerim’de ‘iman edeler’ ifadesi neredeyse her zaman ‘salih amel işleyenler’ ifadesi ile birlikte zikredilir. Bu birliktelik, salt bilginin yeterli olmadığını açıkça ortaya koyar. Zira davranışa dönüşmeyen bilgi, sahibini olgunlaştırmaz. Bundan dolayı yalnızca dilden dile dolaşan, ahlaka ve eyleme yansımayan fikirler sahipsiz kalır. Akla hitap ederler belki ama kalbe kök salamazlar.
Burada tohum benzetmesi daha da anlam taşır. Tohum içinde büyük bir potansiyel taşır; koskoca bir ağacın başlangıcıdır. Fakat toprağa düşmez, kök salma ve emekle beslenmezse ya kurur gider ya da rüzgarın önünde savrulur.
Fikir de böyledir. Hayata, yaşama, acıya ve mücadeleye bağlanmayan düşünceler kaybolup gider. Meyve vermez, gölge olmaz, yön tayin etmez. Sadece konuşulur ve zamanla unutulur. Günümüzde birçok İslami Hareketin bugünlere kadar ulaşmasının nedeni; fikirlerini benimsemeleri, mücadele etmeleri ve bir ihtiyaç sonucu ortaya çıkmalarıdır.
Bu nedenle tarihe yön veren fikirler; rahat ortamlarda üretilmiş soyut düşünceler değildir. Aksine onlar sınanmış hayatların, çileyle yoğrulmuş yüreklerin içinden doğmuştur. Hasan el Benna, Seyyid Kutup, Şeyh İzzettin el Kassam, Şeyh Ahmet Yasin, Malcom X ve coğrafyamızın değerli öncülerinin fikir ve düşünceleri; hayatın tam ortasında, insanların derdiyle iç içe şekillenmiştir.
Öte yandan, hakikate dayanan fikirlere baskı ve zorbalık işlemez. Tarih boyunca nice fikirler susturulmak istendi, nice önderler fikirlerinden dolayı şehadet şerbeti içti. Mısır’da Hasan el Benna, Filistin’de Şeyh Ahmet Yasin, Amerika’da Malcom X, Çeçenistan’da Dudayev ve Türkiye’de Şeyh Said efendi gibi şahsiyetleri şehid ederek fikirlerini bitirmek istediler. Fakat bu nadide şahsiyetlerin iman ve iradesi, tümüne galip geldi.
Sonuç olarak; toplumun ihtiyaçlarını görmezden gelen, toplumun gerçek sorunlarına dokunmayan düşünceler, ne kadar yazılırsa yazılsın zamanla silinip gitmiştir. Çünkü hayatla bağı kopan fikir, kendi içinde çürümeye mahkumdur. Ancak hayatın malı oldukları sürece yaşarlar. Topumun acısına çare, sorunlarına cevap ve yaralarına merhem olabildikleri ölçüde kalıcı olurlar. Bu gerçeklik çok iyi bilinmelidir; ’İman edenler için fikir sadece savunulan bir düşünce değil, yaşanılan bir hakikattir.’