Sena Elçi - Söz&Kalem Dergisi
Yazar Hakkında
Yazar, 1959 yılında Gaziantep’ te doğdu. İlk ve orta öğretimini burada tamamladı. Yüksek öğrenimini Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde yaptı. Kahire Üniversitesi’nde inceleme ve araştırmalarda bulundu. Yüksek lisans ve doktorasını tamamladı. Doktora çalışması, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Araştırmaları Birincilik Ödülü’nü kazandı. Ahmet Yesevi Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde dersler verdi. Yardımcı doçent ve ardından doçent oldu. Diyanet İşleri Başkan Yardımcılığı görevine getirildi. Aynı göreve devam ederken profesör unvanını aldı. Diyanet İşleri Başkanlığı’na atandı ve aynı görevden emekli oldu. İslam Düşünce Enstitüsü’nü kurdu ve halen aynı Enstitü’nde görev yapmaktadır. Evli ve üç çocuk babası olan yazar, Arapça ve İngilizce bilmektedir. Yazarın yayınlanmış birçok kitap ve makalesi bulunmaktadır.
Kitap Hakkında
Kitap, sade ve yalın bir dille ele alınmıştır. İçerik kısmında başta tüm Müslümanlar olmak üzere özelde gençler için önemli olan konuları ele aldığını görüyoruz. ‘’Sanal Ekran Uygarlığında Haya ile Hayat Bulmak’’, ‘’Batı İslam’a Neden Hz. Peygamber Üzerinden Saldırıyor?’’, ‘’Din ve Medeniyet Açısından Kudüs ve Mescid-i Aksa’’, ‘’İslam Medeniyetinde Mabet Hukuku ve Ayasofya’’ gibi önemli başlıklara yer verilmiştir. Bu sayede hem gençliğin hem de Müslüman gençliğin anlam arayışına yardımcı olan bir kitap olmuştur.
Bir yapıcı eleştiri olarak: Her ne kadar önemli ve güzel konular olsa da kitabın hem anlatımının hem de tasarımının sade ve yalın olması gençlerin dikkatini çekmeyebilir. Kapak tasarımı veya kitabın isminde gençlerin dikkatini çekebilecek değişikliler yapılabilir.
Özet
Şüphesiz, insanlık için en önemli husus, anlam arayışıdır. İnsanoğlu daima bir anlam arayışı içinde olmuştur. Varlığın ve kâinatın manasını, varoluşunun gayesini, yaratılışının hikmetini, hayatın anlamını, ölümün manasını anlamlandırmak istemiştir. Bu arayışta hedefe ulaşamayan insanlar, ciddi bir anlam krizi yaşamışlardır. İnsan bu anlam arayışı içinde kaybolmakta hatta daha kötüsü yanlış yola düşebilmektedir.
İnsanlık, tarih boyunca bu anlam krizini aşmak için nice yollara başvurmuş, nice düşünceler üretmiş, nice felsefeler geliştirmiştir. Anlam krizini bazen hurafelerle, bazen mitolojilerle aşmak istemiştir. Modern zamanlarda ise akıl ve bilim üzerinden bir anlamlandırma cihetine gitmiştir. Zira gençlik için söylenen konunun doğruluğunu ve güvenirliğini, aklın idrak edebileceği ve bir mana ifade etmesiyle ölçmektedir.
İnsanoğlu, varlığın ve kâinatın manasını, varoluşunun gayesini, yaratılışının hikmetini anlamlandırmakla mükellef bir varlıktır: Nereden geliyor, nereye gidiyorum? Niçin var oldum? Yaratılış gayem nedir? Bu hayatta nasıl bir anlam ifade ediyorum? Hayatın manası, yaşamanın gayesi nedir? Bu soruların cevabını bulamayan bir insanın, anlam krizine düşmesi, kadim dilimizdeki tabirle mana buhranına girmesi, boşluğa kapılması, anlamsızlık girdabına kapılması kaçınılmazdır. Kendi varlığını anlamlandıramayan, hayata bir mana veremeyen, yaratılışın gayesini, varoluşun hikmetini kavrayamayan bir insanın anlamsızlık krizine girmesi mukadderdir.
Ancak dijitalleşmenin yol açtığı bilgi kaosu ve yorum anarşisi, insanın anlam arayışını daha da zorlaştırmış, daha karmaşık bir hale getirmiştir. Görsel idrakin egemenliği, bir taraftan aklın idrakini zayıflatırken diğer taraftan kalbin idrakini adeta ölümle karşı karşıya bırakmıştır. Bu yeni durum, insanı bir anlam ve boşluk krizine sürüklemiş, insanı anlamsızlık zindanına mahkûm etmiştir.
Anlam krizinin diğer bir boyutu ise insanın ölümü anlamlandıramamasıdır. Zira hayatı anlamlandırmak ne kadar önemliyse ölümü ve ölüm ötesini anlamlandırmak da bir o kadar mühimdir. Modern insan, nereden geldiğini yani hayatı anlamlandırmayı başarsa dahi bu sefer nereye gideceğini yani ölümü anlamlandırmakta büyük zorluklar yaşıyor. Ne kadar bilimsel devrimler yaparsa yapsın, insanın ölüm ve ötesinin manasını anlaması ve anlamlandırması bilimsel yön temlerle imkân dahilinde görünmüyor.
Sosyal bir varlık olan insan, çevresindekilerle bir bütündür. Aslında, insanın diğer insanlarla ilişkisi, insanın nefsini arındırmasının, haya ile hayat bulmasının da bir sağlamasıdır. Başka bir ifadeyle insanın kendisiyle ilişkisindeki başarısı, diğer insanlarla ilişkilerdeki düzgünlüğüne bağlıdır. Zira sadece halis bir kul olmak yetmez; iyi bir arkadaş, vefakâr bir dost olmak da gerekir. Müşfik bir anne, fedakâr bir baba, hayırlı bir evlat da olmak gerekir. Saliha bir eş, sadık bir koca olmak da gerekir.
Önemli bir konu olarak ‘HAYA’ ya değinecek olursak: Haya ile hayat aynı kökten gelir. Haya hayattır. Haya sadece bir değer değil külli bir ahlaktır. Hayasızlık gerçek bir idrak ölümüdür. Haya olmadığı vakit ahlak güzel olmayacak ve her türlü kötü işler rahatlıkla yapılacaktır. Haya, tıpkı takva gibi Allah'a karşı sorumluluk bilincidir. Sadece Rabbimize karşı değil diğer insanlara karşı ve en önemlisi kendimize karşı haya etmemiz gerekir. İnsanın kendisinden hayâ etmesi, kendisine olan saygının bir eseridir. İnsan olmanın izzet ve onuruna sahip olduğunu gösterir.
Anlam arayışının yanında bir diğer önemli husus din tartışmalarıdır. Bugün istisnasız tüm İslam dünyasında bitmek tükenmek bilmeyen din tartışmaları yaşanıyor. Bizi daha iyiye götüren, kaybettiğimiz hikmeti bulduran, hakikate ulaştıran tartışmalardan söz etmiyoruz. Pek çok açıdan anlamsız, faydasız, gayesiz, beyhude tartışmalardan söz ediyoruz. Bilhassa ilim ve davet insanlarının Müslümanlara bir arpa boyu yol aldırmayan, hatta ümmeti bölen, parçalayan tartışmalardan bahsediyoruz. Medeniyetlerin çöküş ve çözülüş dönemi tartışmaları diyebileceğimiz bu tartışmalar, dinin rahmetine gölge düşürüyor. Rahmete susamış kalpleri karartıyor. Gönülleri tarumar ediyor. Dinin berrak hakikatlerine aç zihinleri işgal ediyor. Bilhassa genç nesilleri dinden soğutuyor, hatta koparıyor. Bu tartışmalar ne imanımızı ne ilmimizi ne de hikmetimizi artırıyor.
Her söz bir emanettir. Bugün biz Müslümanların en çok dikkat etmesi gereken husus; ihtilaf ahlakına riayet etmek, dini anlamada ve yorumlamada belirli bir usul ile hareket etmek. Özellikle sosyal mecralarda yapılan din tartışmalarından uzak durmalı, konuşulacaksa bile onarıcı, birleştirici bir davet dili ve üslubuyla olmalıdır. Kısaca tartışmanın da bir üslubu olduğunu bilmeli ve bu konuşmalarımızda İslam’a zarar verecek hiçbir söze yer vermemeliyiz. Zira ihtilafı tefrikaya ve fitneye sebep olursak belki de birilerini İslam’dan soğutmaya kadar büyük bir günah ile karşı karşıya gelebiliriz.