Söz&Kalem Dergisi - M.Furkan Aslan
eş-Şehid olan Allah’ın adıyla…
Şehid, tüm melekuti sıfatları ve ilahi tecellileri üzerinde cem’ etmesiyle birlikte, evvelce şahid olan demektir. Bu şehadet, salt bir inanç biçiminden çok farklıdır. Üç çeşitten müteşekkil olan yâkin makamının tamamına ulaşan ve irfani nazar ile arifâne bir biçimde Rabbe olan sadakatini canı, kanı ve tüm benliğiyle ispatlayandır. Şehidin bu arifâne yönü, Rabbiyle arasında öyle bir ünsiyet kurmaya vesile olmuştur ki, hadis-i kudsi’nin ihbarı ile gören gözü, duyan kulağı ve diğer fiziki istidatları ile kendisini Rabbi Rahim’in ulvi iradesine teslim etmiştir. Dolayısıyla şehid, hem bir ârif hem de Üstadımız Said Nursi’nin ifadesi ile bir velidir.[1]
Peygamberlerin dahi gıpta ettiği makam olan şehadet, talipleri için manevi bir iksir hükmünde, tepeden tırnağa arınma kapısıdır. Şehid, bu kapıdan içeri girmek için akıl ve kalp dairesini, Rabbinin rızası üzere süslemiş; namazını, hayatını, ahlaki yönünü, sosyal yaşamını ve nihayetinde geçici âlemden göçmesini de bu rızayı elde etmek için feda etmiştir. Tüm dünyevi lezzet ve hazlardan yüzünü çevirmiş, baki hakikatlere yönelmiştir. Bu yönüyle şehadet, geçici şeylerden vazgeçmektir.
Şehadet, vazgeçişin verdiği bir hakediştir. Zulüm, tuğyan, haksızlık, zorbalık ve eziyettin karşısında durmak uğruna, her şeyden vazgeçmek. Vahyin aydınlığı ve Nebevi metodun gölgesinde yaşam sürebilmek için bir diriliş muştusudur şehadet. Tüm şehitlerin benimsediği, her cihette İlahi ve Nebevi istikamete hizmet etmektir. Bundan ötürü şehadette kendilerini her zaman ilahi ve nurani ameller üzerinde buluvermiştir. Bazen Habib-i Neccar gibi davet sahasında, bazen Hz. Hamza gibi cihad meydanında, bazen Şehid Yasin gibi fakir ve kimsesizlere yardım eli uzatırken, bazen Şehid Metin gibi bir cami bahçesinde, bazen Malcolm x gibi ırk ve asabiyet taassubuna karşı çıkarken yaptığı konuşma esnasında, bazen Şehid Aytaç gibi mağdur ve miskinlere uzanan yardım elleri bitmesin diye Yasinler yetiştirirken, bazen ismiyle müsemma olan Şehid Sacid gibi secde halinde, bazen Şehid Salih Aruri gibi hicret diyarında… Ve bazen, direnişle dirilmenin kalbi, her karışına bir şehidin düştüğü, Şehadet yurdu Gazze’de!
Mekanı, coğrafyası, dili, rengi, ırkı ve zamanı olmayan bir olgudur şehadet. Tıpkı iman gibidir. Nidası, mekanlar ve zamanlar ötesidir. Çağrısı, tüm nesillere ve çağlaradır. [2] Şehid, bu ilahi çağrıyı, Rabbinin kendisine yüklediği her türlü sorumluluğu, “Lebeyk” diyerek icra etmektedir. Vasfının manası gibi tüm yaşananlara şahittir. Rabbinin huzurunda hüsn-ü kabule mazhar olduğunda, tüm yaşanmışlıklara muhakkik bir şekilde şehadet edecektir. Mazluma ve zalime; mustazafa ve müstekbire; sihirbazlara ve davetçilere; sadıklara ve kezzaplara; salihlere ve şakilere tanıklık edecek olandır Şehid. Rabbinin huzurundaki bu sadık tanıklıkları sayesinde, meleklerin de gıpta ettiği kimselerdir şehitler.
Evet, şehitlerin manevi faziletlerinin yanında dünyevi ve toplumsal değerlerini de bilmek gerekmektedir. Nitekim şehitler, salt bir cennet istenci için kendilerini feda etmemişlerdir. Şehadetleri ile içerisinde yaşadıkları topluma da hizmet etmişlerdir. Nasıl ki ârifler; ahlaki, irfani ve manevi halleri yaymak için toplumları tarafından kendisinden istifade edilen bir değer haline gelmişlerse, aynı şekilde Şehitlerde mücadele, direniş ve izzetli bir hayat sürmek için bir timsal olmuşlar ve kendilerini bu amaçla kuşatmışlardır.
Bu konuyu şöyle izah etmek mümkündür:
Toplum içerisinde yaşayan her birey, bir yönüyle kendi toplumuna hizmet etmekle mükelleftir. Söz gelimi eğitimci bir Müslüman, toplumuna eğitim ve öğretim alanında hizmet etmekle mükelleftir. Aynı şekilde tıp veya mekanik bilimlerine vakıf bir Müslüman, İslam toplumunun bu yöndeki ihtiyaçlarını gidermelidir. Yani bir Müslüman, yetenek ve kabiliyetlerini en güzel şekilde kullanıp toplumunun istifadesine sunmakla kendisini vazifeli bilmelidir. Bu şekilde hem dünyevi olarak ihtiyacını karşılamakta hem de kabiliyet ve yeteneklerini kendisi için bir ahiret azığı kılmaktadır. Bununla beraber Şehid’in durumu da buna benzer olmakla birlikte değer bakımından apayrı bir konumdadır. Nitekim Şehid, sadece bir yönüyle veya birkaç vasfı ile değil, tüm benliği ve tüm istidadları ile kendisini Rabbi Rahim’in rızası, toplumunun selameti ve tüm insanlığın hayrı için adamıştır. Bu uğurda canını hiçe saymış, gerisinde tüm dünyevi sıfat ve unvanları bırakıp İlahi ve nurani makamların seyrine dalmıştır.
Dolayısıyla şehidin hem manevi ve ilahi hem de dünyevi ve somut fazileti vardır. Şehitlerin atası Hz. Habil’den, kıyamet gününe kadar kanını Allah için akıtan tüm şehidlere; doğdukları gün, hayattan ayrıldıkları gün ve yeniden kabirden çıkarılacakları gün selam olsun!
Bizleri, istikametlerine tabi; şefaatlerine nail ve sancaklarına sadık olanlardan eylesin!
Lahika:
Şubat’ın zemheri kışını mübarek kanları ile ısıtan, zifiri gecelerini münevver mefkûreleri ile aydınlatan ve amansız sükûnetini direniş nağmeleri ile süsleyen aziz şehitler;
Şehid İskilipli Atıf Hoca, Şehid İmam Hasan El-Benna, Şehid Malcolm X, Şehid Abbas Musavi, Şehid Şeyh Şamil, Şehid Ragıb Harb, Şehid Süleyman Akyüz, Şehid Metin Yüksel, Şehid Molla Giyasettin Barlak, Şehid Molla Zeki Atak, Şehid Nesim, Şehid Halil, Şehid Ömer, Şehid Şeyhmus, Şehid Zeki ve Şehid M.Said.