Söz&Kalem Dergisi - Ravzanur Deger
"Ben batıp gidenleri sevmem’’ ¹
Dünya hakikatleri karşısında varoluş sancıları çeken bir kimsenin arayış cümleleri bunlar...
Geçici şeylerden ziyade kalıcılı olanların arandığı bir cümle.
Doğan güneş, yıldızlar, ay ve dönen dünyanın perdelediği hakikati bulma sevdası...
Geçip giderek doğuşu ve batışı temsil eden fanilik, yalnızca doğada gerçekleşen bir kaç olaydan ibaret değildir. İnsan ömrü kadar insanın kendisi de bir geçiştir:
Anne karnından geçer ilkin; sonra aileden, efrattan, çevreden...
Görünen ve görünmeyen bir çok şeyin kenarından, içinden, yanından geçer ve dahi oradan gider. Bunca geçiş ve gidiş durumunda kalıcı olan nedir? İnsana kalıcılık yükleyen nedir? İnsan, dünyaya yalnızca geçip gitmek için mi gelmiştir? Ve yahut güneş ve Rab arasında insanın duruş yeri neresidir? ‘’Seni tanıyan son kişi öldüğünde hiç yaşamamış var olacaksın’’ sözünün doğruluk oranı Müslüman için yüzde kaçlık bir dilimdedir?
Akla gelen bunca soru yağmurunun içinde yatan bir hakikat varsa bu; insanın bilmeye, görmeye, merak etmeye dayalı fıtratından gelir. Kendisini merak ettiği kadar evren ve insanlığı da merak eden insan, peşine takıldığı her soruda yaratıcı ile yüzleşmenin gerçekliğini yaşamış bu duvar ile karşılaşma duygusunu soruları adedince tekrar etmiştir. Meselenin derini yaratıcının var olup olmaması değil, yaratıcı olmaya en fazla kimin layık olduğudur. Sanatın varlığı sanatkarı icap ettiği kadar sanatkarın, işin ehli olmasını da icap eder. Varlığını ve hareketini bir başkasına muhtaç olarak yürütenler, yaratan olamadığı gibi yaratana da itaat ile mükelleftirler. Yaratıcı doğ deyince doğmaktan bat deyince batmaktan öte tutunacakları bir yolları yoktur. Sonsuz olduğu sanrısına yakalanan bedenler yaşamın ve ölümün gerçek sahibiyle tövbe kapısında -bugün-, sırat köprüsünde -yarın- tanışacaklardır.
Önceleri var olan güneşin, gün ilerledikçe batmaya yaklaşması ve ortadan kaybolması yahut yerini aya devretmesi onun ilahlık tahtını yıkar yerle yeksan eder. Buna gözleri ile şahit olup aklı ile gören her İbrahim bilir ki batıp gidenler sonsuz sevgiye layık olmayanlardır. İnanan İbrahim sonsuz sevginin varlığına iman etmenin, sonsuzluğun varlığına da iman etmeyi gerektirdiğini bilir. Bildiği ve gördüğü bunca durum karşısında İbrahim’in asıl kurbanı yaratıcı dışında kime olabilir? Yıkılan putları sevgilinin muhabbeti dışında hangi muhabbet yıktırabilir? Sonsuzluğun varlığına iman eden İbrahim’in eşyada ve maddede ebediliği göremeyişi hangi dil ile anlatılabilir? Sorunun muhatabı İbrahim peygamberin ötesinde varlık arayışı içinde olan herkestir. Zira İbrahim, vahiy alana dek kul olan bir İbrahim idi. Hakikati arayan yolunu ve çabasını bulacağı sermayeye adayan; kul İbrahim.
Sonsuzu ve kalıcılığı bulduğu an kendisini sorguya çekecek olan yine kul İbrahim’dir. İnsanı dünya üzerinde kalıcı kılan nedir? Tayin edecek mercii kimdir ve kalıcılık neye göre belirlenir? Kalıcı olma durumu yalnızca dünya üzerine dikili taşlardan mı ibarettir? Hoş, dikili taşların pek de kalıcılık vadettiği söylenemez zira taşlar yalnızca yaşanmışlığı taşır, yaşamı değil. Batıp gidenler de böyledir geçip gidenler de... İnsanlar ve taşlar, gezegenler ve kullar... Benzerlik yalnızca yaratılmış olmaları değildir, onları anlatanın da bildirenin de içlerindeki hikmeti gösterenin de aynı Rab olduğu gerçeğidir.
İnsan kalıcılık tahsis etmek üzere yer yüzüne indirilmemiştir bilakis bir gün gideceği gerçeği ile yaşamakla mükelleftir. Kalıcı olunacak yer, yerin yüzü değil; kalpleri evirip çeviren Rab’in kendisidir. Anlatılan kıssalar kulaklara şenlik olmaktan ziyade hareketleri muhatap alan kulaklara bir sesleniştir, yaşam biçimine bir müdahaledir.
(Ey Muhammed!) Sana geçmişin haberlerinden bir kısmını böylece anlatıyoruz. Şüphe yok ki, sana katımızdan bir zikir (düşünüp kendisinden ibret alınacak bir kitab) verdik.²
¹ En’am- 76
² Taha- 99