Söz&Kalem Dergisi - Amine Çimen
Allah (c.c.) her ümmete bir peygamber göndermiştir. Peygamberler, insanları hakka davet edip tebliğ vazifelerini tamamladıktan sonra ahirete intikal etmiş, geride bu yüce görevi sürdürecek salih nesiller ve hikmet sahibi şahsiyetler bırakmışlardır. Allah Teâlâ, kullarından İslam’a teslim olmalarını, teslimiyetin manasını kavrayarak İslam’ı hayatlarının merkezine yerleştirmelerini istemiştir.
İslam'ı tebliğ etmek, insanları hakka çağırmak ve doğru yolu göstermek yalnızca peygamberlerin değil, salih insanların ve hikmet ehlinin de en önemli vazifelerinden biri olmuştur. Kur’an-ı Kerim’de hikmet sahibi bir kul olarak anılan Hz. Lokman, oğluna verdiği öğütlerle İslamî şahsiyetin nasıl inşa edilmesi gerektiğini göstermiştir. O tebliğin sadece sözle değil; hikmet, güzel ahlâk ve derin bir kavrayış ile yapılması gerektiğini bizlere öğretmiştir.
Tebliğde hikmetin ve güzel öğüdün önemini vurgulayan Yüce Allah, Lokman Suresi'nde Hz. Lokman’ın oğluna verdiği nasihatleri örnek göstermiştir. Hz. Lokman’ın öğütleri, tevhidi esas almak, güzel ahlâka sahip olmak, namazı dosdoğru kılmak, sabırlı olmak, insanlara karşı alçakgönüllü ve mütevazı davranmak gibi bir müminin taşıması gereken temel vasıfları içermektedir.
Bu yazıda, Hz. Lokman’ın tebliğde ortaya koyduğu hikmet, güzel ahlâk ve öğüt verme yöntemlerini ele alarak, İslam’ı anlatırken nasıl bir üslupla hareket etmemiz gerektiğini izah etmeye çalışacağız.
Tebliğde Hikmetin ve Güzel Sözün Önemi
Tebliğin etkili olabilmesi için sertlikten uzak, hikmetli ve güzel sözle yapılması gerekir. Allah Teâlâ, bunu şu ayette açıkça buyurmuştur: "Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et." (Nahl, 125) Bu ayet, tebliğde üç temel ilkeye dikkat çekmektedir:
1. Hikmetle anlatmak: Tebliğde kişinin yaşına, bilgi seviyesine, ruh hâline ve anlayış düzeyine uygun bir üslup kullanmak çok önemlidir. İlk olarak iman esasları doğru bir şekilde anlatılmalı, kişinin inanç temelleri güçlendirilmelidir. Ardından namaz, zekât gibi diğer ibadetler aşırıya kaçmadan, kişinin bunları zor ve ağır bir şekilde görmeyeceği bir konsepte anlatılmalıdır. Bu sırayla ilerlemek tebliğin etkisini artırır ve kişiyi daha kolay bir şekilde İslam’a yönlendiril.
2. Güzel öğüt vermek: Âyette geçen “güzel öğüt vermek” emri, tebliğ görevini özenle yerine getirmeyi gerektirir. Bu doğrultuda tebliğci, nazik ve yumuşak bir üslup benimsemeli, kırıcı söz ve sert tavırlardan kaçınmalıdır. Tebliğde vakarlı ve şahsiyetli bir duruş sergileyerek akla ve mantığa hitap eden, etkileyici fikirler ortaya koymalı ve muhatabını en güzel şekilde ikna etmeye gayret etmelidir.
3. En güzel şekilde mücadele etmek: Tartışma kaçınılmaz olduğunda dahi kırıcı olmadan, doğruyu en güzel yöntemle savunmak. Tebliğ sürecinde bazı durumlarda tartışma kaçınılmaz olabilir. Ancak bu tür durumlarda asıl amaç karşı tarafı alt etmek ya da üstünlük sağlamak değil, doğruyu en güzel yöntemle kırıcı olmadan ve muhatabın anlayış seviyesine uygun bir şekilde anlatmak olmalıdır.
Lokman Suresi’nde, Lokman (a.s.)’ın oğluna verdiği nasihatler de bir davetçinin nasıl bir üsluba sahip olması gerektiğini gösteren önemli bir örnektir: "Yavrucuğum! Namazı dosdoğru kıl, iyiliği emret, kötülükten sakındır. Başına gelenlere sabret. Çünkü bunlar azim gerektiren işlerdendir. İnsanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Zira Allah, kendini beğenip övünen kimseleri sevmez. Yürüyüşünde ölçülü ol, sesini alçalt! Çünkü seslerin en çirkini kesinlikle eşeklerin sesidir." (Lokman, 17-19)
Bu ayetlerde davetçinin taşıması gereken en önemli vasıflara vurgu yapılmaktadır:
1. Namazı Dosdoğru Kılmak:
Tebliğci, önce kendi hayatında İslam’ı yaşamalıdır. Kendi namazına ve ibadetlerine önem vermeyen bir kişinin, başkalarını dine davet etmesi samimiyetsiz görünebilir. Allah Teâlâ, bu konuda şöyle buyurur:
"İnsanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz? Oysa siz kitabı okuyorsunuz. Hâlâ akıllanmayacak mısınız?" (Bakara, 44)
2. İyiliği Emredip Kötülükten Sakındırmak:
İyilik ve kötülük arasında hiçbir ortak nokta yoktur ve dünyada bu ikisi kadar birbirinden uzak şey olamaz. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.s) şöyle buyurmuştur:
“İçinizden biri bir kötülük görürse onu eliyle değiştirsin. Buna gücü yetmezse diliyle değiştirsin. Buna da gücü yetmezse kalbiyle buğzetsin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir.”
O hâlde gücümüz ve imkânımız ölçüsünde iyiliği tavsiye edip kötülüğe engel olalım. Bunun hem dinî bir vecibe hem de insanî bir sorumluluk olduğunu unutmayalım.
3. Sabırlı Olmak
Davetçi bilmelidir ki insanlar hemen değişmez; bu yüzden tebliğde sabırlı olmak gerekir. Reddedilmek, alay edilmek veya düşmanca tavırlarla karşılaşmak mümkündür. Böyle durumlarda davetçi metanet göstermeli ve yılmadan yoluna devam etmelidir.
4. Kibirsiz ve Mütevazı Olmak
Tebliğde kibir ve üstünlük taslamak, muhatabı itici hâle getirir. Hz. Lokman, oğluna insanlardan yüz çevirmemeyi ve yeryüzünde kibirle yürümemeyi öğütlemiştir. Mütevazı ve güler yüzlü bir tebliğci, insanlara İslam’ın sıcak yüzünü gösterir.
5. Sakin ve Ölçülü Bir Üslup Kullanmak
Bağırarak veya sert bir dille konuşmak, insanları uzaklaştırır. Hz. Lokman, oğluna "Sesini alçalt! Çünkü seslerin en çirkini eşeklerin sesidir." (Lokman, 19) diyerek konuşma adabını öğretmiştir. Allah, Hz. Musa ve Hz. Harun’a, Firavun’a dahi yumuşak sözle hitap etmelerini emretmiştir. Nitekim davetçinin sert, kırıcı ve öfkeli bir üslup yerine şefkatli, nazik ve sabırlı bir dili benimsemesi gerekir.
Tebliğ, yalnızca bir söz sanatı değil, aynı zamanda bir karakter ve irade meselesidir. Hz. Lokman’ın oğluna verdiği öğütler, İslam’ı anlatırken nelere dikkat etmemiz gerektiğini bize öğretir. Hikmetle konuşmak, güzel öğüt vermek ve sabırla hareket etmek, davetin temel taşlarıdır. Bu ilkeler doğrultusunda hareket edenler, tebliğin yalnızca sözle değil, aynı zamanda istikrar, azim ve güzel ahlâkla yapıldığını kavrarlar.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ve sahabiler, en zor şartlarda bile yılmadan İslam’ı anlatmış, insanların hidayeti için sabır ve kararlılıkla mücadele etmişlerdir. Onların fedakârlıkları, bugün bize yol gösterici bir rehberdir. Günümüzde de tebliğ sorumluluğunu üstlenenler, içinde yaşadıkları toplumun olumsuz gidişatına karşı sahabe bilinciyle hareket etmeli, hakikati savunma noktasında asla gevşememelidirler.
Allah’ın selâmı, bu düsturu yaşayıp sürdürenlerin üzerine olsun!