Söz&Kalem Dergisi - Selman Akman
İnsan, İman dediğimiz vahiy olgusunun yani yaratıcının asıl muhatabıdır. Bu eksende imanı bilebilmek için önce insanı anlamamız gerekir. İman, insanda eksik olunca, insanın kendisine bakışı bile en aşağı derecelerde olur. İman, insanda yer edinince, insanın kendisine bakışı en üstün derecelerde olur. İlahi kaynaktan beslenmeyince insan kendini en düşük seviyelerde açıklarken, iman gözüyle insanı fehmedenler ise insana hep en güzel izahatları yapmış, en güzel tasavvurları nispet etmiştir.
İnsanın kendisini, beşeri ve ilahi gözle nasıl tanımladığına bir bakalım. İnsan nedir diye sorduğumuzda ilahi kaynaktan beslenmeyenler insanı şöyle nitelendirmiştir;
"İnsan, öğrenen hayvandır." (Konfüçyüs),
"İnsan, araştıran hayvandır." (Thales),
"İnsan, tartışan hayvandır." (Heraklitos).
İnsanı tanımlamaya yönelik tüm bu nitelendirmeler hayvan üzerinden yapılmakta. Ne hayret verici bir durum ki, insan olan, kendini hayvan olarak tanımlamaktadır. İşte imandan yoksun olan bir kalp, bir bakış açısı, bir düşünce yapısı kendi varlığının değerini imandan yoksun olduğu için hayvan olarak nitelendirmektedir. Hatta Aristo, "İnsan, düşünen hayvandır." diyerek düşünürken bile düşünemeyen bir canlıya kendini benzetmekte, imanın insana kattığı tefekkür olgusunun mahiyetinden bihaber şekilde kendini yani insanı tanımlama çabasındadır.
Tarih boyunca insan, imandan yoksun oldukça kendini rezil ve zelil etmiş, hayvanlardan bile daha aşağı durumu düşmüştür. Ama yine tarih sahnesinde insan, iman ile muhatap oldukça ve imanı benimsedikçe asrısaadetler yaşamıştır. Şimdi bir de insanın ilahi kaynaktan beslenince kendisini nasıl tanımladığına, kendine nasıl bir mana verdiğine bir bakalım.
Üstad Bediüzzaman "İnsan, şu kâinat ağacının en son ve en cemiyetli meyvesidir." diyerek insanı, Allah'ın muazzam sanatının nişanelerinden olan uçsuz bucaksız kâinat ile bir bütün olarak görmüştür. İman gözüyle bakıldığında insanın kâinat kadar değerli ve uçsuz bucaksız bir sanat olduğunu aktarıyor bizlere bu sözler. "En son meyve" diyerek bu kâinat içinde Allah'ın yarattığı son ve en değerli canlının insan olduğuna dikkat çekmiştir. "En cemiyetli meyve" diyerek insanın içinde binlerce olgunun, duygunun ve fikrin olduğunu, insanın içinde çokça şey barındırdığını belirterek insanın üstün yaratılışına iman gözüyle mana vermiştir. "Biz, insanı gerçekten en güzel bir biçimde yarattık."(Tin Suresi 4. Ayet) bu ayeti kerime Üstad Bediüzzaman'ın bu tanımlamasının temelini bizlere göstermekte ve imanın insanı en güzel olarak tanımladığını aktarmaktadır.
İbni Arabî'nin "İnsan-ı kâmil, suret-i Hak’tır." Sözü, iman gözüyle insana bakıldığında, insanın yaratıcı ile bir bağının olduğunu ve hatta insanlığını kemale erdirenlerin Hakk'ın yani Allah'ın yansıması olduğunu söylemektedir. Kur'an-ı Kerim'de Allah, Tahrim suresi 12. ve Secde suresi 9. ayetlerde insana kendi ruhundan üflediğini buyurmuştur. Bu ayetleri temel aldığımızda İbn-i Arabî'nin dediği gibi insanın "Sureti Hakk" olduğu anlaşılmaktadır. İşte iman gözüyle insan kendine baktığında kendisinde Rabbinin yansımasını görmektedir. Düşüncelerimiz ilahi kaynaktan beslendiğinde, imanın insana nasıl anlam kazandırdığı anlaşılmaktadır.
İnsanın iman gözüyle kendisini tanımlamasına birkaç örnek daha verelim; "İnsan, küçük âlemdir." (El Kindi), "İnsan, suret olarak küçük bir âdem, hakikatte ise en büyük âlemdir." (Mevlana). Bu cümlelerden de anlaşıldığı üzere iman gözüyle insana bakıldığında, imanın insanı âlem yaptığını ve iman ile bakanın insana bir âlem gözüyle nazar ettiği anlaşılmaktadır.
İlahi bakış açısıyla bakıldığında, insanın âlem kadar büyük olduğunu İslam âlimlerinin bu sözleri bizlere izah etmektedir. İbni Rüşd "İnsan, aklını kullanma özelliğiyle iki âlem arasında biriciktir." diyerek imanın verdiği bakış açısıyla insanın düşünme özelliğinin üstünlüğünü tarif etmektedir. Yukarda İlahi kaynaktan beslenmeden insana bakan Aristo'nun, insanı düşünen hayvan olarak nitelendirdiğine değinmiştik. Bir tarafta imandan yoksun bir bakışla insanın düşünme özelliğini hayvanla kıyaslayan bir tanımlama, diğer yanda ise imani bir bakış açısıyla insanın düşünme özelliğinin iki âlem arasında insanı biricik yani diğer yaratılmışlardan üstün kıldığını belirten bir tanımlama.
Bütün bunlar gösteriyor ki insana mana katan, insanın çevresini en güzel şekilde anlamlandırmasını sağlayan ve hatta insanın kendisini en anlamlı biçimde tanımlamasını sağlayan asıl şey imandır.
İnsan, iman sayesinde insanlığının anlamını kavramaktadır.
İnsan, iman gözüyle kendisine baktığında kendisini tanımaktadır.
İnsan, iman ile nazar ettikçe asıl manayı fark etmektedir.
İnsan, iman ile imar olup kendini tamamlamaktadır.
İnsan, iman ile kendini görmekte, tanımakta ve anlamaktadır.
İnsan, iman ile kâmil olup kendisini var eden Allah'ı bulmaktadır.
İnsan, İman gözüyle kendisine ve çevresine baktığında, anladığında ve de tanımladığında kazanımlar elde eder. İmanını yaşayan ve yaşadığıyla kendine ve çevresine bakan insan, insan-ı kâmil olur. Bu kemale erişen insan şunları kazanır:
Ruhunu diri tutan vahye dayalı bir umut.
Dünyasını aydınlatan manevi bir huzur.
Kendisiyle ve kâinatla bağ kurmasını sağlayan samimi bir sevgi.
Yalnızlığın kuyusundan kendisini kurtaran ilahi bir kardeşlik.
Gerçek özgürlüğü yaşatan nefsin köleliğinden arınma.
Kendisini tamamlamasını sağlayan gerçek bir amaç.
Ve en önemlisi iki dünyada da ona hayat verecek ebedi bir kurtuluş.
Allah bizlere iman ile bakmayı, düşünmeyi, hissetmeyi, yaşamayı ve yaşatmayı nasip etsin.
Vesselam…