Söz&Kalem Dergisi - Mustafa Gözel
“Nihayet iki seddin arasına ulaştığında onların önünde neredeyse hiçbir söz anlamayan bir kavim buldu.” (Kehf/93)
Bu mekânın hangi ülkede olduğuyla alakalı kesin bir fikir birliği yoktur. Burada yaşayan kavmin ilkel insanlar veya Zülkarneyn (a.s.)’la aynı dili konuşamayan bir kavim oldukları, “neredeyse hiçbir söz anlamayan bir kavim” ayetinden anlaşılmaktadır. Doğrusunu Allah (c.c.) bilir.
Fakat bir yolunu bularak Zülkarneyn (a.s.)’a dertlerini anlatıyorlar.
“Onlar dediler ki: "Ey Zulkarneyn! Doğrusu Ye'cuc ve Me'cuc (bu) yerde fesat çıkarmaktadırlar. Onlarla bizim aramızda bir set yapman için sana bir vergi verelim mi?" (Kehf/94)
Ye’cuc ve Me’cuc bu kavme musallat olmuş bir kavim. Onların şekilleri, ırkları, cinsleriyle alakalı tarihçiler çok farklı yorumlara gitmişlerdir. Fakat esas odak noktası; onların ne tür fonksiyonlar gösterdikleridir.
Onların vergi teklifine karşılık olarak Zülkarneyn (as.) “Dedi ki: "Rabbimin beni içinde bulundurduğu güç (ve nimet) daha hayırlıdır” (Kehf/95)
Bütün peygamberlerin ve hak yol davetçilerinin ortak özelliği, insanların sorun ve sıkıntılarını gidermek karşılığında dünyevi hiçbir beklenti içerisinde olmamalarıdır. Zülkarneyn (a.s.) da zaten Allah’ın kendisini hükümranlık ve imkanlarla donattığını, onların vereceği vergilerden daha hayırlısını Allah (c.c.)’ın verdiğini ifade etmiştir.
Zülkarneyn (a.s.) bu hayırlı işe onları da ortak etmek istemiştir. Onların bu hayırlı işten mahrum olmamaları ve bu başarıda onların da katkısının olmasını dileyerek:
“(Yardım etmek istiyorsanız) bana iş gücünüzle yardımda bulunun da sizinle onların arasına en sağlam seddi yapayım.” dedi.” (Kehf/95)
Zülkarneyn (a.s.) ordusunun kuvvetiyle tek başına bu işi becerebilmesine rağmen kolektif bir çalışma örneğinin sergilenmesi, toplumsal dayanışmanın getirdiği güzel sonuçları göstermek maksadıyla onları da bu işe ortak etmiştir. Aslında onlara “siz birlik ve beraberliğinizi koruyarak, birbirinize hayırlı işlerde yardım ederseniz düşmanlarınıza karşı galip gelirsiniz” mesajını da vermiştir.
Bunun üzerine Ye’cüc ve Me’cüc’ü iki seddin arasına sıkıştırıp etrafını demir kütleleriyle kapattıktan sonra “Bana erimiş bakır getirin üzerine dökeyim" dedi. (Kehf/96)
Böylece onları bir kapana sıkıştırdı. “Artık Ye'cüc ve Me'cüc bu seti ne aşabildiler ne de delebildiler.” (Kehf/97)
Bu başarılı işten sonra Zülkarneyn (a.s.) Dedi ki: "Bu, Rabbimden bir rahmettir.
Bu hayırlı işin ana kaynağının Yüce Allah (c.c.) olduğunu ve burada ne kendisinin ne ordusunun ne de oradaki kavmin bir üstünlük sağlamaya haklarının olmadığını idraklere kazımıştır.
“Rabbimin vaadi geldiğinde onu dümdüz eder. Rabbimin vaadi haktır." (Kehf97)
Ancak günü geldiğinde bu kapanın yıkılacağını da hatırlatmıştır. Zülkarneyn (a.s.)’ın bu sözü tarihin hangi safhasında söylediğini bilmiyoruz. Fakat günümüze kadar henüz Ye’cüc ve Me’cüc’ün bu kapanı delmediğini biliyoruz. Aslında Zülkarneyn (a.s.)’ın bu sözü çağlar üstü bir sözdür. Kuran-ı Kerim’de Ye’cüc ve Me’cüc hakkında “Nihâyet bir zaman gelecek, Ye’cûc ve Me’cûc’un seddi açılacak, her tepeden yığın yığın akın etmeye başlayacaklar.” (Enbiya/96) diye ifade edilmektedir.
Ye’cüc ve Me’cüc’ün daha sonraki durumlarından Kur’an-ı Kerim bahsetmemektedir. Fakat Resulullah (s.a.v)’in konuyla alakalı şöyle bir hadisi bulunmaktadır:
"Ye’cüc ve Me’cuc her gün o seddi delmeye çalışırlar, delmeye yaklaştıkları vakit başlarındaki amir onlara şöyle seslenir: 'Dönün yarın delersiniz.' Allah da ertesi güne o seddin oyulan kısmını öncekinden daha sağlam duruma getirir."
"Sonunda müddetleri dolup Allah onları insanlar üzerine salmayı isteyince; başlarındaki yetkili 'Dönün, onu inşallah yarın delersiniz.' diyerek, 'inşallah' kelimesini söyler. Onlar ertesi gün geldiklerinde seddi dünkü bıraktıkları şekilde bulurlar ve seddi delerek insanlar arasına çıkarlar. Bütün suları içerler. İnsanlar onlardan kaçar, oklarını göğe fırlatırlar, oklar kana bulanmış vaziyette geri döner. Bunun üzerine şımarık bir durumda şöyle derler: Yeryüzünde olanları kırıp geçirdik, gökte olanları da mağlup ettik. Sonra Allah onların boyun köklerinde bir kurt meydana getirir de bu yüzden hepsi kırılıp yok olur giderler." (İbn Mâce, Fiten 27)
Hadis-i Şerifte de ifade edildiği gibi Ye’cüc ve Me’cüc “inşallah” diyeceklerdir. Ye’cüc ve Me’cüc’ün, Allah’ın varlığına olan inançları buradan anlaşılıyor. Demek ki Allah’ın varlığına inanmak ve inancının gereğini yerine getirmemek zalim ve fasit olmaya engel değildir.
Yazımızın başına dönecek olursak; Resulullah (s.a.v) “inşallah” demeyi unuttuğu için müşriklere verdiği sözü hemencecik yerine getirememiştir. Fakat Ye’cüc ve Me’cüc zalim kimseler olmasına rağmen, “inşallah” diyecekleri için Allah (c.c.) onları -şer dahi olsa- işlerinde muvaffak kılacaktır. Burada da Resulullah (s.a.v)’in şu hadis-i şerifleri bize ışık tutmaktadır:
Yüce besmele ile (Allah’ı anarak) başlanmayan her söz veya iş, sonuçsuzdur. (İbn Hanbel, Müsned, 2/360)
Yüce Rabbim ders ve ibret alanlardan eylesin. Allah’a emanet olun.