Söz&Kalem-Mustafa Yıldırım
Tarihin en büyük inkılabı olan İslam’ın doğuşundan, insanlığın bugün Gazze sokaklarında verdiği küresel uyanış imtihanına uzanan muazzam bir köprüyü konuşacağız.
Bundan on dört asır evvel, dünya tam bir fetret dönemi yaşıyordu. Güçlünün zayıfı ezdiği, kız çocuklarının toprağa gömüldüğü, insan onurunun ayaklar altına alındığı bir cehalet asrı hüküm sürmekteydi. Mekke, sadece taşların değil; vicdanların, zihinlerin ve adaletin de putlaştırıldığı bir merkez haline gelmişti. İşte tam bu zifiri karanlığın bağrında, Hira Dağı’ndan bir güneş doğdu: "Oku! Yaratan Rabbinin adıyla oku!" (Alak, 1).
İslam’ın doğuşu, sadece dini bir ritüeller bütünü değil; sömürüye, köleliğe ve emperyalizmin o günkü ataları olan Kisralara, Kayserlere karşı bir özgürlük haykırışıydı. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Medine’ye hicret ettiğinde, sadece bir cami değil, tarihin en adil toplumsal sözleşmesini inşa etti. Nitekim Allah Resûlü (s.a.v.) veda hutbesinde cehaletin kökünü kazıyan o muazzam ölçüyü koymuştu:
"Ey İnsanlar! Rabbiniz birdir, babanız birdir. Hepiniz Âdem’densiniz, Âdem ise topraktandır. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah'a karşı sorumluluk bilincindedir."
Bakınız, İslam'ın ilk yıllarında köle olan Bilal-i Habeşi, efendisi Ümeyye bin Halef’in ağır işkenceleri altında kızgın kumlara yatırıldığında, göğsüne dev kayalar konulduğunda sadece "Ehad! Ehad! (Allah birdir)" diyordu. O kaya, sadece Bilal’in göğsüne değil, Mekke’nin aristokrat köle düzenine, yani o günün sömürgeci sistemine vurulmuş bir darbeydi. İslam, insanı kula kul olmaktan çıkarıp, yalnızca Âlemlerin Rabbine kul yaparak en büyük hürriyete kavuşturdu. İslam'ın yayılışı orduların kılıçlarıyla değil, bu adaletin ve insan onurunun fethiyle gerçekleşti.
İslamiyet, insanı küresel sömürgecilerin çarklarından kurtarırken ona yepyeni bir ufuk açar. Dünya hayatı bir pazar, insan ise bu pazarın yolcusudur. Modern dünya bizlere kapitalizmi, bencilce biriktirmeyi ve her şeyi tüketmeyi emrederken; Yüce Allah bizleri batmayan, iflas etmeyen bir ticarete davet etmektedir. Saff Suresi 10-11. ayet-i kerimelerinde Rabbimiz şöyle buyurur: "Ey iman edenler! Sizi elem dolu bir azaptan kurtaracak bir ticaret göstereyim mi size? Allah’a ve peygamberine inanır, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihat edersiniz. Eğer bilirseniz, bu sizin için çok hayırlıdır." (Saff Suresi 10-14. Ayet)
Gazze, bugün sadece bir coğrafyanın adı değildir. Gazze, insanlığın turnusol kâğıdıdır. Yıllardır dünyayı sömüren, insan hakları, demokrasi ve özgürlük yalanlarıyla kitleleri uyutan küresel emperyalizm, Gazze maskesini düşürünce çırılçıplak ortada kalmıştır. Bebeklerin bombalandığı, hastanelerin yıkıldığı, bir halkın soykırıma uğradığı bu vahşet karşısında, modern dünyanın kurduğu tüm sömürgeci kurumlar (Birleşmiş Milletler, uluslararası mahkemeler) felç olmuştur.
Ancak unutulmamalıdır ki, şer gördüklerimizde büyük hayırlar saklıdır. Gazze’den yükselen o çocuk feryatları, bombaların altından "Hasbunallah ve nimel vekil" diyerek çıkan anaların vakarı, bacağını kaybetmişken "Feda olsun" diyen gençlerin imanı, tüm dünyada tarihi bir uyanışı tetiklemiştir.
Batı’nın üniversitelerinde, Londra’nın, New York’un, Paris’in sokaklarında, İslam’la hiçbir bağı olmayan binlerce insan bugün sömürgeci hükümetlerine karşı isyan bayrağı açmıştır. İnsanlar, Gazze’lilerin bu sarsılmaz inancının kaynağını merak ederek Kur'an-ı Kerim okumaya başlamış, dalga dalga İslam’a yönelmektedir. Sömürgeci güçlerin medya ambargoları, paraları, silahları, Gazze'deki o bir avuç inanmış insanın ahlakı ve direnişi karşısında diz çökmüştür. Bu durum, tam anlamıyla Cenabı Hakk’ın şu ayetinin tecellisidir:
"Onlar tuzak kurdular, Allah da tuzak kurdu. Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır." (Âl-i İmrân, 54).
Küresel emperyalizm İslam'ı ve Müslümanları yok etmek, dünyayı tamamen köleleştirmek için planlar yaparken; Gazze’deki direniş, insanlığın kalbindeki vicdanı uyandırmıştır. Bugün Gazze, modern dünyaya sarsıcı bir "mesel" sunmaktadır.
Gazze’de enkaz altından çıkarılan küçük bir kız çocuğunun, kendisini kurtaran ilk yardım görevlisine "Amca beni çekerken başörtümü örtün, saçım görünmesin" demesi modern dünyanın tüm sahte özgürlük tezlerini yerle bir etmiştir. Can pazarında dahi onurunu, inancını, iffetini koruyan bu nesil; Bediüzzaman’ın bahsettiği "gençliğini daire-i meşruda feda eden" neslin ta kendisidir. Ve bu duruş, emperyalizmin milyarlarca dolar harcayarak kurduğu algı dünyasını yerle bir etmeye yetmiştir.
Bizlere Düşen Sorumluluk
İslam, cahiliye karanlığına meydan okuyarak doğdu ve yayıldı. Bugün dünya yeni bir cahiliye, yeni bir küresel sömürü düzeniyle karşı karşıyadır. Nasıl ki sahabeler, iman kalbe düştüğü gibi yerinde duramadı binlerce kilometre uzağa davayı götürdü, şimdide dünya sizi bekliyor ve önümüzde hazır açılan bir çığır var. Gazze halkı ve direniş bu çığırı açtı. Şuanda hemen hemen dünyanın her yerinde Gazze ve buna bağlı olarak İslam konuşuluyor. Adalete ve İslam fıtratına susayan insanlık bizi bekliyor.
Türkiye’de, Avrupa’da, Amerika’da ve dünyanın her yerinde emperyalistlerin pençesinde inleyen toplumlar; uyuşturucuya, fuhuşa ve suça sürüklenen tüm insanlık sizi bekliyor. Hal böyleyken bizler burada oturup keyfimize bakalım diyemeyiz, Gazze’de Müslümanlar nasıl bedenlerini taşın altına koyduysa en azından bizimde burada elimizi koymamız lazımdır.
Bizler bu dünyada misafiriz. Sermayemiz olan ömür bitiyor, gençlik katiyen gidiyor. Önümüzde iki seçenek var: Ya modern dünyanın, emperyalizmin geçici ve aldatıcı hazlarına kapılıp bu muazzam gençlik sermayesini zayi edeceğiz ya da Allah ile karlı bir ticarete girerek canımızı, malımızı, vaktimizi, zihnimizi mazlumların sesi olmaya, hakkı üstün tutmaya adayacağız.
Ümitsizliğe kapılmayın çünkü Gazze bize göstermiştir ki, firavunların orduları ne kadar güçlü olursa olsun, Musa’nın arkasında saf tutanların imanı galip gelecektir. İnsanlık emperyalizme karşı uyanırken, bu uyanışın öncüsü ve sancaktarı Müslüman gençler olmalıdır. Kendi içimizdeki putları yıkarak; boykotlarımızla, saflarımızı netleştirerek, ilmi ve ahlakı kuşanarak bu küresel zulme dur demek mecburiyetindeyiz.
Gazze halkı bir kapı araladı ve bir çığır açtı. Bundan sonraki süreçte inşallah kaderi ilahi tecelli edecek ve dünyada muazzam değişiklik ve devrimler olacaktır. Bu süreçte ne yaptığımız ve hangi tarafta durduğumuz çok önemlidir. Tüm bunları göz önüne aldığımızda, her birimiz üzerimize düşen görevi layıkıyla yerine getirmek zorundayız.
Rabbimiz bizleri gençliğini davasına feda eden, Allah ile yaptığı ticarette altından ırmaklar akan cennetleri kazanan Salih kullarından eylesin. Gazze’deki kardeşlerimize yakın bir fetih ve Nusret nasip eylesin.