Mustafa Gözel - Söz&Kalem Dergisi
Zulüm, kelime olarak haksızlık, adaletsizlik ve hakkı çiğneme anlamına gelir. İslam'da zulüm; bir kişinin, toplumun ya da varlığın hakkına tecavüz etmek, onlara haksızlık yapmak, güçsüzleri ezmek ve adaletin ihlali anlamına gelir. Zulüm, sadece fiziksel değil, manevi anlamda da olabilir. İnsanlara veya topluluklara yapılan her türlü haksızlık, zulüm olarak kabul edilir.
Kur'an'da "zulüm" kelimesi, farklı şekillerde ve farklı türevleriyle 68 kez geçmektedir. Bu kelime, bazen adaletsizlik ve haksızlık anlamına gelirken, bazen de Allah’a karşı yapılan zulüm (şirk) anlamında kullanılır.
"Şüphesiz Allah, zulmedenleri sevmez."(A'raf/55)
Bu ayet, zulmün Allah katında ne kadar kötü bir şey olduğunu ve zulüm işleyenlerin Allah’ın sevgisinden uzaklaştığını açıkça ortaya koymaktadır. Zulüm, sadece toplumda değil, Allah’a karşı işlenen en büyük suçlardan biri olarak kabul edilir. Bu yüzden, zulmün her türlüsüne karşı Müslümanların uyanık olması, adaletli ve merhametli bir tutum sergilemeleri beklenir.
İslam dinimiz, yeryüzünde adaleti sağlama hedefiyle ortaya çıkmış bir dindir; zulüm, haksızlık ve adaletsizlik gibi kötü davranışları şiddetle yasaklamaktadır. İslam’a göre zulme göz yummak, zalimin zulmüne ortak olmak anlamına gelir. Bu bağlamda, zalimlerle dostluk kurmak ve onların zulmüne engel olmamak da bir tür zulümdür. Dinimiz, zulme karşı durmanın sadece mağdurların değil, tüm insanlık âleminin sorumluluğunda olduğunu vurgular. Çünkü zulmün, insanlık onuru ve dünya barışı üzerinde yarattığı tehdit büyük ve derindir. Bu sebeple, dinimiz müminlere zulmün ortadan kaldırılması ve zalimlerin cezalandırılması için büyük görevler yüklemektedir.
Kur’an’da, kendilerine haksız yere zulme uğrayan ve sırf “Rabbimiz Allah’tır” demelerinden dolayı yurtlarından çıkarılan Müslümanlara, zalimlerle cihad etmeleri için izin verildiği belirtilerek (Hac/39-40), kendilerini savunmak ve haklarını korumak için mücadele etmeleri emredilmiştir. Diğer bir ayette ise mazlumların imdadına koşmayan kimseler ikaz edilmiştir: “Size ne oluyor da, Allah yolunda ve “Ey Rabbimiz! Bizleri halkı zalim olan şu memleketten çıkar, katından bize bir dost ver, bize katından bir yardımcı ver” diye yalvarıp duran zayıf ve zavallı erkekler, kadınlar ve çocukların uğrunda savaşa çıkmıyorsunuz?” (Nisâ/75) Buradan da anlaşılacağı üzere, Müslümanlar zulme karşı koymakla ve mazlumları savunmakla yükümlüdür.
Müminlerin, güçsüz insanlara baskı uygulayarak haklarını ellerinden alan, gözlerini kırpmadan insanların canlarına kıyan, zulümde hiç bir sınır tanımayan zalimlerin yanında yer almaları, onlarla dost olmaları, onlarla ticaret yapmaları, mallarını alarak onların güçlerine güç katmaları, zalimleri sevmeleri ve onlara kalben meyletmeleri asla caiz olmaz. Bu çok ağır bir vebaldir. Kur’an, müminleri bu konuda açık bir dille uyarmaktadır: “Zulmedenlere meyletmeyin. Yoksa size de ateş dokunur. Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra size yardım da edilmez” (Hûd,/113) Zalimlere sevgi göstererek meyletmek, onları desteklemek ateşe atılma sebebi olursa, vay o zalimlerin haline!
Mazlumların haklarını savunmak, onları zalimlerin zulmünden korumak, dinî ve vicdanî bir sorumluluktur. Müslümanlar, ırk, millet, din ya da mezhep ayrımı gözetmeksizin tüm mazlumların yanında olmalı ve zulme karşı mücadele etmelidir. Kur’an-ı Kerim, mazlumlara yardım etmeyi ve onları savunmayı bir erdem olarak över: “Onlara haksız bir saldırı yapıldığında elbirliğiyle kendilerini savunurlar.” (Şura/39)
Resulullah (s.a.v), peygamberliği öncesinde Mekke’de kurulmuş olan adalet ve mazlumu koruma oluşumu olarak bilinen Hilfü’l Fudul oluşumuna dahil olmuş ve peygamberliğinden sonra da “Ben ona İslâmiyet devrinde bile çağrılsam icâbet ederim." demiştir. (Sîre, 1/141-142 Tabakât)
Peygamberimiz, zulme karşı durmanın gerekliliği hakkında şu şekilde buyurmuştur: "Din kardeşin zalim de mazlum da olsa ona yardım et." Bir adam, "Ya Resûlallah! Kardeşim mazlumsa ona yardım ederim. Peki ya zalimse nasıl yardım edebilirim?" diye sordu. Peygamberimiz şöyle cevap verdi: "Onu zulümden alıkoyar, zulmüne engel olursun. Şüphesiz ki bu ona yardım etmektir." (Buhârî, Mezâlim, 4) Buradan çıkarılacak ders, zulmü engellemenin de bir tür yardım olduğudur.
Zulmün yeryüzünden kaldırılması, peygamberlerin ortak hedefidir. Her peygamber, zulme karşı durmayı ve hakkı savunmayı amaç edinmiştir. Peygamberlere ilk karşı çıkanlar, o toplumlardaki zalimler olmuştur. İlk inananlar ise mazlumlar ve zulme karşı duranlardır.
Yeryüzünde özellikle de İslam coğrafyasında insan haklarına yönelik ihlaller, vahşete varan katliamlar, zulümler devam etmektedir. Dünyanın birçok yerinden Gazze’den, Lübnan’dan, İran’dan, Doğu Türkistan’dan mazlumların yürek yakan feryatları yükselmektedir. Bu biçare insanlar kendilerine uzanacak yardım eli gözlemektedirler. Dinimize göre; mazluma yardım etmek, Müslümanların üzerine düşen farz-ı kifâye hükmünde önemli bir görevdir. Bu nedenle mü’minler olarak, mazlumlarının imdadına koşmalı, her türlü imkânlarımızla onlara destek olmalıyız.