Söz&Kalem Dergisi - İbrahim Parıltı
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla...
Hz. Peygamber’in sîretini okumak ve anlamak, Müslümanlar olarak bizlerin ilk ve temel vazifesidir. Bahsettiğimiz okumak ve anlamaktan amaç, O’nu (s.a.v) salt bilmek ya da Kendisinden (s.a.v) teorik değerler manzumesi çıkarmak değildir. Elbette bu değerler manzumesi, Hz. Peygamber’in sîretinin hayata aktarılmasında kesinlikle gereklidir. Ancak bu değerler, hayatımıza taşındığı oranda bir anlam ifade ederler. Nitekim ashab, bizim bugün bildiğimiz anlamda inceltilmiş bir siyer anlayışına sahip değildi. Fakat Hz. Peygamber’in sîretini, ancak yaşamak için öğrenirlerdi ve O’ndan (s.a.v) bir şey öğrendiklerinde hemen hayata geçirirlerdi. Bu bağlamda, bizim de onların yolunu takip ederek Hz. Peygamber’in sîretini ve risaletini anlamamız ve hayata aktarmamız gerekir.
Bu minvalde bizde bu yazımızda, Mekke’nin fetih yıldönümü münasebetiyle, Hz. Peygamber’in hayatını anlamak bakımından çok mühim bir rol oynayan ve bu fethin günümüz Müslümanlarına ne söylediğini anlatmaya çalışacağımız inşallah.
Mekke'nin Fethi, 10 Ocak 630 (Hicrî: 20 Ramazan 8) tarihinde, Hz. peygamber ve beraberindeki İslam ordusu tarafından gerçekleştirilmiştir. Hz. peygamber (s.a.v.), fetih sırasında ordusunu dört kola ayırdı ve ordusuna şu emri verdi:
“Size karşı konulmadıkça, size saldırılmadıkça, hiç kimseyle çarpışmaya girmeyeceksiniz, hiç kimseyi öldürmeyeceksiniz.”
Hz. Peygamber (s.a.v.) hareket emri verdi ve Fetih Suresi’ni okuyarak Mekke’ye girdi. 3 kol herhangi bir direnişle karşılaşmazken Halid bin Velid’in komutasındaki 4. kol, İkrime bin Ebu Cehil önderliğindeki küçük bir saldırıyı geri püskürttü.
Hz. Peygamber (s.a.v.), Mekke’ye girer girmez genel af ilan edildiğini bildirdi ve Ebu Süfyan’a bildirdiği şekilde, kimseye dokunulmayacağını ilan etti. Ardından içerisinde 360 put bulunan Kâbe’ye yöneldi. İsra Suresi’nin 81. âyetini okuyarak putları birer birer devirdi. Daha sonra da beraberindeki Müslümanlarla Kâbe’yi tavaf etti.
Fetihten hemen sonra Hz. Peygamber (s.a.v), Kâbe’de ilk hutbesini verdi. Müslümanların karşısındaki en büyük güç ortadan kalktı.
İlk başta şunu bilmemiz lazımdır ki Mekke’nin fethi, en azından abartıldığı kadar siyasi ve stratejik bir amaçla yapılmamıştır. Nitekim hz. peygamber (s.a.v.), daha Mekke’yi fethetmeden önce Bizans ve Sasanî imparatorluklarına elçiler göndermiş, Mute seferini düzenlemiş ve Hayber’i fethetmişti. Tek başına bunlar bile İslam Devletinin bilinmesi için yeterliydi. Dolayısıyla Mekke’nin fethi, İslam’ın namının yayılıp duyulduğu bir zaman diliminde gerçekleşmişti. Burada asıl önemli olan şey, Mekke’nin fethinin İslam Medeniyeti’nin şekillenmesinde oynadığı roldür. Çünkü İslam, bu fetih ile esas anlamda tekamül etmiştir.
Medine, nasıl ki İslam’ın devlet ve hukuk düzeyinde bir simgesiyse, Mekke de İslam’ın medeniyet ve din bağlamında bir simgesidir. İslamiyet'in zuhur etmesi, Nil'den Ceyhun'a kadar olan havzada meskûn bulunan İran-Sami kültürel geleneğinin, Bizans ve Sasanî imparatorlukları tarafından empoze edilen Helenizm ve Paganizm'den kurtulmasını sağlamıştır. Bu yüzden Mekke'nin fethi, müslümanları ilgilendirdiği kadar en az müslüman olmayan Arapları ve çevre güçlerini de ilgilendiriyordu. Bilindiği üzere Kureyş'in pagan Araplar arasındaki konumu, Mekke'nin kutsiyetine ve buraya sahip olan kavmin üstünlüğüne yorulan ananevî inanca dayanıyordu. Dolayısıyla Mekke'nin fethi, İslamiyetin merkezileşerek müslümanlar'ın birleşmesi ve müslüman olmayan Arapları da İslam'a sevk etmesi bakımından çok önemlidir.
Öte yandan Mekke'nin fethi, İslamiyetin yerel bir din olmaktan çıkıp, evrensel bir din haline gelmesinde bir dönüm noktasıdır. Hz. peygamber (s.a.v.), Mekke'yi fethettikten sonra Hac ibadetini pagan unsurlardan temizleyerek ve müslüman olmayanların haccetmesini yasaklayarak İslamiyet'i bölgenin tek hakimi konumuna getirmiştir. Bundan böyle Hac, tüm kabilelerin dinsel ve kutsal simgelerinin bir araya toplanmasını sağladığı için değil, bir ibadet olarak tüm kabileleri - Kureyş'i bile- aştığı için kabileler arası bir yere sahipti. Mekke fethedildikten sonra bölgedeki tâli mekanlarda yapılagelen ibadetler devam ediyordu. Ancak bu ibadetler, Allah’ın kutsal evi olan Kabe’ye tabi kılınıyordu. Ayrıca müslüman olan insanlar, Hacer-ül Esved’e eskiden olduğu gibi Tanrı'yı nesneleştirdiği için değil, Hz. İbrahim (a.s.) ve Hz. Peygamber (s.a.v.)'i gönderen Allah'a bağlılıkların bir göstergesi olarak saygıda bulunuyorlardı. Buradan anlamamız gereken şey şudur ki; Mekke'nin fethi, Mekke'de sadece siyasal ve stratejik olarak putperest Kureyş'in idaresine son verilmesi değil, aynı zamanda görece yeni olan bir dinin canlı bir medeniyet olarak kendi özgün ifadesine kavuşmasıdır.
Mekke Fethinden Çıkarılması Gereken Dersler
Mekke’nin fethi, İlkesel olarak siyasi ve stratejik amaçla değil, dinsel ve kültürel amaçla gerçekleştirilmiştir.
İslam medeniyeti'nin hz. peygamber (s.a.v.)’den sonraki gelişimi, Mekke fethinin oluşturduğu etkiler üzerinden şekillenmiştir.
Hz. Peygamber (s.a.v.), Mekke'nin fethi ile uluslararası ticaretin geçiş güzergahını ele geçirerek İslam toplumunu ekonomik açıdan avantajlı duruma getirmiştir.
Hz. Peygamber'in Mekke'nin fethi esnasında muhaliflerini affetmesi, İslam'ın Yarımada ve dışarıya yayılmasına matuf olduğu için stratejik bir öneme sahiptir.
Mekke’nin fethi, İslamiyet’in o dönemdeki uygarlıklar arasında etkin bir diyaloga girmesini hızlandırmıştır.