Söz&Kalem Dergisi - Zeliha Gürceğiz
Havf ve Reca, mü’min kulun Allah karşısındaki ruhi durumunu belirleyen ve davranışlarını da etkileyen iki duygudur. Biri Allah’tan korkmayı diğeri de Allah’tan (merhamet) ummayı tanımlar. Bu iki duygu Tasavvufta da iki hal ve makamın adıdır.
Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki havf (korku) ve reca (ümit) Rabb’imizin “Eğer mü’min iseniz benden korkun” ( Ali İmran 175) ve “ Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin çünkü kafirler topluluğundan başkası Allan’ın rahmetinden ümidini kesmez.” (Yusuf 87) ayet-i kerimelerinde bize bildirdiği üzere iki emirdir. O halde herhangi bir tanesinden vazgeçmek ve diğerine yönelmek mü’min davranışı olarak nitelendirilemez. Bu sebeple Allah’ın bize emrettiği bu iki makamı bilmek ve tanımak gereklidir.
İmam Kuşeyri’nin tanımlamasına göre havf ve reca istikballe taalluk eder. Yani her iki makam da bir manadır ve gelecekte gerçekleşecek olan bir şey için olur. Örneğin kişi gelecekte başına gelebilecek olan nahoş bir durumdan dolayı korkuya kapılabilir veya mustakbelde hasıl olacak bir mahbube kalbini bağlayabilir. Her iki makam da mü’minin temel niteliklerindendir ve mü’minin tutum ve davranışlarını belirleyici rol oynar.
Üstad Ebu Ali Ed-Dakkak buyurmuşlardır ki: Havf (genel manada korku) üç mertebeye ayrılır. Birinci mertebesi Havf’tır ve “Eğer mü’min isenin benden korkun.”(Ali İmran 175) ayet-i kerimesiyle sabit imanın şartından ve isteğindendir. İkinci mertebesi Haşiyet’tir ve “Allah’ın kullarından ancak alimler (hakkıyla) ondan korkarlar” (Fatır 28) ayet-i kerimesiyle sabit ilmin şartlarındandır. Üçüncü mertebesi ise Heybet’tir ve “Allah sizi nefsinizden korkutur” (Ali İmran 28) ayet-i kerimesiyle sabit marifetin şartlarındandır. Anlaşıldığı üzere Allah’tan korku, mü’min için lezzet verici bir makamdır. Kamil insanlar havfullahta öyle bir lezzet bulmuşlardır ki Allah’a acizlikleri ile sığınmışlardır. Aczi ve havfı kendilerine şefaatçi yapmışlardır.
Reca makamı ise mü’min kalbin yaşantısı ve istikballeri iledir. İbn-i Hubeyk buyurmuşlardır ki: Reca üç çeşittir. Birincisi güzel bir amelde bulunmuş bir kimsenin recasıdır, bunun kabul olduğunu umar. İkincisi kötü bir amelde bulunduktan sonra tevbe eden bir kimsenin recasıdır, bu kimse mağfiret olunmayı umar. Üçüncüsü ise günahları devam edip gitmesine rağmen affı uman kişinin recasıdır. Reca, kalbin Allah’ın lütfüne yakın bulunduğu makamdır. Cömertlikle mağruf olan mabudunun faziletinden müjdelenmektir. Reca, mü’min kalbe verilen en tatlı haslettir.
Birbirinden bu denli uzak görünen bu makamlar aslında birbirini destekleyici ve tamamlayıcı iki haldir. Hatta birbirinin anlam kazanmasını sağlayan, tanımlayan iki makamdır. İmam Nursi’nin de belirttiği gibi “Halık-i Zülcelalinden havf etmek, O’nun rahmetinin şefkatine yol bulup iltica etmek demektir. Havf bir kamçıdır, O’nun rahmetinin kucağına atar.” Havf sonunu recaya, reca sonunu havfa bırakan ikisi birlikte mü’mini Rabb’ine ulaştıran yollardır. İşte bu iki zıt tecelliler mü’min kalpte birlikte doğup birlikte büyürler. Bu iki meziyet itidalde olduğu sürece mü’min kulu manevi yolcuğunda ilerletir, mertebesini yükseltir, kemale erdirir. Ebu Ali Er-Ruzbari’nin havf ve reca mü’min için iki kanat gibidir benzetmesini yapması işte bu sebeptendir. Uçabilmek isteyen hem bu iki kanada sahip olmalı hem de bu iki kanadı müsavi olmalıdır. Havf siyah harfler, reca beyaz kağıttır. Bizler ne bomboş bir sayfa ne de simsiyah bir sayfa istemekteyiz. Mü’min kulun havf ve recası birbirine eşit olmalıdır. Havf ve reca, ikisi de imandandır. Bu sebeple mü’min bir kul Allah’tan Allah’ın merhametini korkuyla ümit edendir.
Havf ve reca makamları mü’mine durgunluk veren limanlar değildir. Hatta onlar mü’minin yol almasına yarayan gemilerdir. Şöyle ki havf, mü’mini Allah’ın hoşnut olmayacağı fiillerden geri adım attırarak veya ondan elini çekmek suretinde harekete geçirirken reca da Allah’ın rızasını kazandırabilecek salih amellere yönelterek harekete geçirir. Reca ve temenni arasındaki fark da budur. Temenni eden kimse çalışma ve didinme yolunu yürümez. Reca sahibi onun aksinedir. Sonuç olarak mü’min kul pasif bir temenni edici veya yüreksiz bir korkak değildir, asla! O, her haliyle bir devrimcidir. Korkarken en yüceden korkar. Acizken en yüce olana sığınır. Kalbini havf ve reca arasında muhafaza eden Rabbi’ne yaklaşmada çok kısa bir yolu bulmuş demektir. Ey İlahımız! Bizleri de o yolu bulanlardan eyle …