Betül Yapıcoğlu - Söz&Kalem Dergisi
İnsanlar olarak birbirimizle iletişim halinde oluşumuz, Rabbimizin bizleri sosyal varlıklar olarak yaratmasının bir neticesidir. Her insanın kendine ait bir iç aleminin bulunmasının yanında; kendini ifade edebildiği, duygu ve düşüncelerini rahatlıkla paylaşabildiği bir çevrenin varlığı, insanın yaratılıştan duyduğu sosyallik ihtiyacını gidermektedir. Şüphesiz insanın kendi olabildiği en uygun ortamlar da ailesinden sonra akrabalarının yanıdır. İnsan çocukluktan itibaren kendisini bilen ve tanıyan akrabalarının yanında hiç kimsenin yanında olmadığı kadar sahici ve doğal olabilmektedir. Onlarla vakit geçirdikten sonra hissedilen güzel duygular ve iç huzur bunun bir göstergesidir.
Nasıl ki doğduğumuz yeri ve zamanı seçemiyorsak, doğduğumuz ev de bizler için bir nasiptir, Rabbimizin bizim için belirlediği takdiridir. Bu yüzden akrabalarımız ile sıkıntı yaşasak da bunun imtihan olduğunu bilmeliyiz. Bu noktada Rabbimiz, akrabalarımızın bize karşı iyi veya kötü olması, Müslüman veya Müslüman olmaması bakımından bir ayrım yapmadan sıla-i rahim dediğimiz akrabalık bağlarını gözetmemiz konusunda bizleri uyarmaktadır: "...Allah'tan korkun ve akrabalık bağlarını kesmekten sakının..."(Nisâ, 4/I)
"Demek idâreyi ve hâkimiyeti ele alırsanız hemen yeryüzünde fesad çıkaracak, akrabalık bağlarını bile parçalayıp keseceksiniz öyle mi? Onlar öyle kimselerdir ki Allah kendilerini rahmetinden kovmuş da duygularını almış ve gözlerini kör eylemiştir." (Muhammed, 47/22-23)
Rahim, ana rahmini ifade eder, sıla ise bağ demektir. “Akrabalar arasındaki ilişki” anlamına gelen sıla-i rahim, rahimler aracılığıyla ortaya çıkar. Rahim ve cenini bağlayan kordon gibi akrabalar arasında da manevi bir bağ bulunur ve tıpkı kordon gibi bu bağ da her bir Müslüman için hayati öneme sahiptir. Aynı zamanda rahim ve Rabbimizin Rahman ismi aynı kökten gelmektedir. İkisi de merhametten türemiştir. Rabbimizin bize karşı merhameti, anne rahminden merhametle beslenmemiz, birbirimize karşı merhametli olmamız gerektiği bunların hepsi Rabbimizin Rahman isminin birer tecellisidir. Bir kudsi hadiste Efendimiz (sav) şöyle buyurmaktadır: "Yüce Allah (cc) şöyle buyurur: "Ben Rahmân’ım, o (akrabalık bağlarının adı) da rahimdir. Ona kendi ismimden türeyen bir isim verdim. Onunla ilişkiyi sürdürenle ben de ilişkimi sürdürür, onunla ilişkiyi kesenle ben de ilişkimi keserim." (Ebû Dâvûd)
Efendimiz’in (sav) akrabalık bağları konusundaki hassasiyetini tüm yaşamı boyunca görmemiz mümkündür. Efendimiz’in (sav) din konusundaki uyarılarına yakınlarından başlaması; Hz. Hatice annemizin, Hira’dan dönüşünde ilk vahyin ürpertisinin Efendimiz’in (sav) üzerinden geçmesi için söylediği sözlerden birinin de O’nun (sav) akrabalarıyla ilişkisini sürdürdüğü ve bu sebeple Allah’ın kendisini zayi etmeyeceği oluşu; Efendimiz’in (sav) Medine’ye hicret ettikten sonra verdiği ilke mesajlar arasında sıla-i rahimin olması; Bizans kralı Herakleios’un henüz Müslüman olmamış Ebu Süfyan’a Efendimiz’in (sav) ne getirdiği sorusu üzerine Ebu Süfyan’ın verdiği cevabında akrabalarla irtibatı devam ettirme oluşu sadece bu örneklerden birkaçıdır.
Bununla birlikte İslam, her şeyde olduğu gibi akrabalık bağlarında da İslam’a uygun olan ile olmayanı ayırt etmiş, Allah’ın hükümlerine göre toplumda var olan uygulamalara yön vermiştir. Cahiliye dönemindeki gibi körü körüne olan asabiyet bağlarını olduğu gibi kabul etmeyip; adalet, hak, eşitlik gibi temel ilkeler söz konusu olduğunda bu ilkeleri akrabalık bağlarının önünde tutmuştur. Efendimiz (sav), “kızı Fatıma da olsa” bu konuda taviz vermeyeceğini bizzat yaşayarak bizlere göstermiştir.
Sıla-i rahimin günümüzde tesisi için de önümüzde çok fazla yol vardır. Akrabalarımızın ihtiyaçlarıyla ilgilenmek, iyi ve kötü günlerinde yanlarında olmak, ilişkiyi koparmamak ve onları ziyaret etmek bu konuda üzerimize düşen ahlaki sorumluluklardan birkaçıdır. Akrabalarımızı ziyaret etmemiz, onları evlerimizde ağırlamamız gittikçe bireyselleşen ve yalnızlaşan hayatlarımız için bir dermandır. Bize dayatılan kendimize odaklanma, ayrı ayrı ve küçük evlerde yaşama, dünyalık geçimiyle dertlenmekten başka düşünmeye vakit bulamadığımız büyükşehir toplumlarına dönüşümüz, sanal iletişimle yetindiğimiz hayatlar ruhumuzu daraltırken bir güler yüze hasret yaşayıp gitmeyiz.
Kendimizi en doğal haliyle ifade edebildiğimiz, akrabalarımızla bir araya geldiğimiz ortamlar ruhumuzu onarır, ihtiyaç duyduğumuz sosyalliği giderir, en önemlisi de bu sayede Rabbimizin emrini yerine getirmiş oluruz. Gerek bizim misafir olmamız, gerekse de misafir olarak akrabalarımızı ağırlamamız, hem sıla-i rahimin tesisi bakımından hem davete icabet ve misafir ağırlama konusunda hayır üzerine hayır getirir. Manevi boyutunun yanında akrabalarımızla kurduğumuz yüz yüze iletişim çok daha sağlıklı olur. Akrabalarımızı misafir etmemiz veya onlara misafirliğe gitmemiz; onların dertleri ve sıkıntıları ile yakından ilgilenmeyi, kötü günlerinde onlara dayanak olabilmeyi, iyi günlerinde sevinçlerini paylaşmayı, onlardan bihaber olmamayı sağlar.
Yararlanılan kaynaklar:
https://www.diyanethaber.com.tr/sila-i-rahim-akrabalik-hukuku