Söz&Kalem Dergisi - Merve Şimşek
Zamanın bereketsizliğinden, kronik yorgunluktan ve uykunun dinlenmek için yetersiz oluşundan yakınmak gibi söylemlerimiz, gündelik yaşantımızın ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Bununla birlikte insanlık tarihinde gündelik işlerimize yardımcı olan, bizim yerimize silip süpüren, hesaplama yapan, iletişimi sağlayan, işlerimizi düzenleyen bu kadar çok aracın/robotun olduğu başka bir dönem de olmamıştır. Bunca araç gereç hayatımıza konfor sağlıyorken, muhtemeldir ki bizden bir şeyler de alıyordur: Müslümanca dengemizi. Bu bağlamda, bizler doğal olarak yükümüzün azalması gerektiğini veya daha az yorulmayı beklerken neden her sabah yükü daha da ağırlaşmış veya uykuda tabiri caizse dayak yemiş kadar yorgun uyanıyoruz?
Zamanı yaratan Yüce Rabbimiz, onu parçalara bölerek belli vakitlere bazı mühim fiiller hasretmiştir. Örneğin gece, karanlığın karmaşayı örtmesiyle uyumak ve dinlenmek için uygun bir zaman dilimi haline gelirken; gündüz yoğunluk ve meşguliyetle dolu olan insan, aynı zamanda çeşitli uyaranlara ve dış faktörlere de maruz kalmaktadır. Kerahet vakitlerinde uyumak insanı sersemleştirirken, seher vakti pencereleri açıp derin bir nefes almak, dağıtılan rızıktan nasiplenmek de zinde kalmayı sağlamaktadır. Bireysel farklılıklar ve kişisel tercihler değişkenlik arz etse de, biyolojik ve psikolojik olarak insan bedeniyle harmonik bir işleyişte Müslümanca bir rutin anlayışı oluşturmak, güncel yaşantımızın en temel vazifelerinden biridir.
Kuran ve sünnetin çerçevesi Müslümanlığı sabah namazıyla başlatırken bizim uyanmak için daha uygun bir saatimiz olmamalıdır. Sabah namazıyla endeksli bir günlük rutin anlayışı, beraberinde harmoniyi ve düzenli bir ritmi de getirmektedir. Bu anlamda günün başlangıcı sayılan sabah, öncesi seher ve sonrası olan kuşluk vakitlerinde ihtimam gösterilmesi gereken bazı noktalara değineceğiz.
Seher vakti, güneşin henüz doğmadığı gecenin son kısmıdır. Sabah namazı vaktinden önceki şafağın sökmeye başladığı vakit olarak, teheccüd namazının kılındığı zaman dilimi olarak bilinmektedir. Sabahın başlangıcı sayılan sabah ezanı vakti ise güneşin doğmasından önceki zaman dilimidir. Yani, 24 saatlik günün ilk dilimi olan sabah vakti, güneşin doğmasıyla değil ezanın okunup sabah namazı vaktinin girmesiyle başlamış olur. Seher ve sabah vakitlerinden sonra ise güneşin doğuşuyla birlikte duha namazının kılındığı kuşluk vakti başlamaktadır. Üzerine yemin edilen bu zaman dilimi(Duha,1), güneşin doğuşundan 45 dakika sonra (kerahet vaktinin sonlanmasıyla) başlar, günün ikinci zaman dilimi olan öğlene kadar devam etmektedir.
Bu vakitlerin İslam medeniyetinde detaylı belirtilmiş olması fevkalade bir dakiklik ve ritmik düzen oluşturmayı hedeflerken, bu zaman dilimlerinde ifa edilmesi gereken farz veya sünnet ibadetlerle de her vakte mahsus ihtimam gösterilmesi önem arz etmektedir.
Hayat rehberimiz Kur’an-ı Kerim, gecenin son dilimi olan seher vaktinin, sabreden muttaki ve itaatkâr kulların bağışlanma dilediği bereketli vakitlerden olduğunu (Zariyat-18, Ali İmran-17) bize bildiriyor. Dahası, takva sahipleri Rablerinin kendilerine verdiği sevabı almış olarak, cennet bahçelerinde ve pınar başlarında tasvir edilirken onların dünya hayatında yaptıkları bir fiil öne çıkarılıyor: seher vakitlerinde Allah’tan bağışlanma dileyip istiğfar etmek. (Zâriyât Suresi, 15-18)
Resulullah’ın (sav) “Allah’ım! Ümmetim için (günün) erken vakitlerini bereketli kıl!” hadisi de, seher-sabah-kuşluk dengesine atfedilen ehemmiyeti göstermektedir. O, değerini vahiyden alır ve bize de düşen bu vaktin bereketiyle seherle başlayan, sabah ve kuşluk vakitleriyle devam eden günlük rutini oluşturabilmektir. Peki bu rutini oluşturmak, bu bilgileri okumak kadar basit bir iş mi? Elbette, hayır. Bize engel olabilecek dışsal uyaranların, ritmimizi alt üst edecek yaşantıların ve hayatımızı kolaylaştırırken uykumuzu çalan faktörlerin farkında olmadan Müslümanca bir günlük rutin arayışı oldukça zorlaşacaktır.
Rutinin eşsiz parçası: Uyku ve sirkadiyen ritim
Sirkadiyen ritim, Dünya’nın kendi ekseni etrafındaki dönüşüyle oluşan günün 24 saatine uyumlu olarak, insan vücudunda meydana gelen fiziksel, zihinsel ve davranışsal değişimlerin tamamıdır denilebilir. Sirkadiyen ritim, bir nevi gece-gündüz döngüsüyle birlikte kainatın uyanışıyla ve gecenin çökmesiyle entegre bir fıtrat saatidir. Her Müslüman fert, günlük ritim arayışı içindeyse ölümün kardeşi olarak zikredilen uykunun, sirkadiyen ritim döngüsüyle olan uyumunu göz ardı edemeyecek kadar bilmelidir.
Bu bağlamda vücudumuz, uyku düzeni ve hormonlar ile harmoni içerisinde biyolojik saatimizi oluşturmaktadır. Beynimiz, gece ve gündüzü ayırt etmek ve bizi buna göre hazırlamak için muazzam bir hormon trafiğiyle meşguldür. Örneğin melatonin hormonu, güneşin batmasıyla birlikte hava kararınca vücudu dinlenme moduna koyar; vücut ısısını düşürür ve tansiyonu dengeler. Sadece karanlıkta salgılanabilen melatonin, zihni ve bedeni uykuya hazırlar. Ayrıca uyurken tam karanlık bir ortam seçilmesinin de temeli budur. Bu nedenle, gece yatmadan önce telefona bakmak beynimize hâlâ gündüz olduğuna dair yanıltıcı sinyal göndermektedir. Ekrandan saçılan mavi ışıkla birlikte vücudumuz, yapay ışığı gün ışığı olarak algılar, melatonin salgılayamaz ve uyku moduna geçemediği için de kalitesiz bir uykuyla cebelleşiriz.
Uyanıklık durumunu düzenleyen kortizol hormonu ise gece en düşük seviyededir. Ancak güneş doğmadan önceki alacakaranlık ışığıyla birlikte vücuda kortizol hormonu pompalanmaya başlanır. Araştırmalara göre vücudu güne hazırlayan ve enerji veren kortizol hormonu, tam da imsak vaktinde zirveye çıkmaya başlamaktadır. Bu muntazam döngü, vücudun doğal alarm sistemidir.
Sonuç olarak, seher, sabah ve kuşluk vakitlerinde ortaya konan ilahî rutin, bireyin biyolojik ritmi ve manevi sorumlulukları arasında dengeyi hedefleyen bir çerçeve sunmaktadır. Yapay ışık kaynakları ve dijital uyarıcıların etkisiyle bozulan sirkadiyen düzen, ancak bu fıtrî zaman örgüsünün yeniden merkeze alınmasıyla Müslümanın gündelik rutinini istikrara kavuşturacaktır.
Peki bu biyolojik alarm sistemi bozulduğunda yapılacaklar yok mu? Çoğu zaman bu karmaşa, düzenli alışkanlıkların sekteye uğradığı dönemlerde ortaya çıkmaktadır. Bu noktada literatürde uyku hijyeni olarak tanımlanan ve sirkadiyen ritim bozukluklarında önerilen basit uygulamalar önem kazanır. Haftanın her günü benzer saatlerde uyuyup uyanmak, yatmadan önce mavi ışığa maruz kalmayı azaltmak ve dikkat dağıtıcı uyaranları sınırlamak, uyku kalitesini belirgin biçimde iyileştirmektedir. Aksi hâlde melatonini ç/alınmış bir gecenin bereketi çalınmış bir sabahı kaçınılmaz olur; Müslüman içinse, sabah, seher ve kuşluk dengesi gerçekleştirilmesi arzulanan bir hayalden öteye geçemeyecektir.