Söz&Kalem Dergisi - Şehadet Demir
Sabır, zamanla yarışmak değil; zamanın içinde kaybolmadan kalabilmektir.
Sabır, Hz. Eyüp gibi hastalığın tam ortasında sükûnetle bekleyebilmektir.
Hz. Yusuf gibi, iftiranın, ihanetin içinde susup Rabbin için yutkunmaktır.
Sabır, Resûlullah gibi, sevdiğine kavuşmak için Rabbine âşık bir kalple beklemektir.
Peki bizler, sabır kapımızı çaldığında…
Onu sessizlikle ve tevekkülle içeriye buyur edip kabul ettik mi?
Yoksa bu misafiri istemeyip, kovmak için türlü yollar mı aradık?
Unuttuk mu Allah’ın “Ben sabredenlerle beraberim” (Bakara/153) sözünü?
Yoksa nefsimiz tevekkülümüzden daha mı yüksek sesle konuştu içimizde?
Sabır, sadece musibetlere karşı sessizce beklemek değildir.
İslam âlimleri sabrı üç boyutta anlatır: İbadette sabır, günaha karşı sabır ve musibete karşı sabır.
İbadette sabır, namazda, oruçta, Allah’a olan bağlılıkta istikrarla devam etmektir. Bu çağda, günahların kol gezdiği bir zamanda ibadete sarılmak ve onu bırakmamak; belki de en derin sabırdır. Çünkü biliriz ki, ibadet ve sükûnetten başka kalbimize gerçek huzur veren hiçbir şey yoktur.
Günaha karşı sabır, nefsin seni harama çağırdığı anda, “Hayır, Rabbim razı olmaz” deyip geri durabilmektir. Bu sabır en zor olanıdır belki, ama en anlamlısı da odur. Çünkü Rabbimiz sabredenleri müjdelemiştir. Biz de o müjde için susar, bekler, nefsimizi terbiye ederiz.
Musibete karşı sabır ise, yüreğin burkulsa da, hayat zorlaşsa da, içinden konuşmak gelse de susmayı bilmektir. En yakınının gidişine karşı gösterilen sessizliktir; ya da elindekini Allah’a yöneltip sonra yokluğuna sabretmektir. Ama burada şunu unutmamalıyız:
Ne kadar musibet gelirse gelsin, ne kadar yalnız kalırsak kalalım, bizi yaratan şöyle demiştir:
“Ben sabredenleri severim.”
Malın mülkün gitmiş olabilir, herkes seni terk etmiş olabilir ama sabreden biriysen; Allah seninledir.
Ve biz biliriz ki...
Sabır, bir sınavdır. Her insanın imtihanı farklıdır ama sabreden herkes, Allah’ın nazarına mazhar olur.
Bazen konuşmamak, bazen beklemek, bazen susmak… Bazen hiçbir şey yapmamak bile sabırdır.
Ama hiçbir zaman boş bir bekleyiş değildir.
Sabır, Allah'a olan güvenin sessiz duasıdır.
Ve o dua asla cevapsız kalmaz.
Bir gün, en ummadığın anda, Rabbin “Sabrettiğin her şeyin karşılığı işte bu” der.
O zaman anlayacaksın:
Sabır, sadece beklemek değilmiş...
Sabır, Allah’a yaklaşmanın adıdır.
Ve unutma...
Sabır, sadece acıya katlanmak değildir; içinde umudu diri tutmaktır.
Sabır, yıkılmamak değil, yıkılsan da tekrar kalkabilmektir.
Bir kapı kapanırsa, sabır yeni bir kapının önünde bekleyebilme iradesidir.
Her dua gecikse de cevapsız değildir; çünkü Rabbin cevabı bazen hemen vermez, ama en güzel şekilde verir.
Sabır, gecenin en karanlık anında bile sabahın geleceğine inanabilmektir.
Ve o sabah geldiğinde, sabırla geçen tüm geceler, yerini sonsuz bir şükre bırakır.