Söz&Kalem Dergisi - Abdülhamit Balcı
“İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı zanneder?”
İnsanın varlığına “kulluk”tan sonra anlam katan bir şey varsa, o da insanın sorumluluklarıdır. Çünkü sorumluluk duygusu ve bu duygunun altında yatan anlam, insanın varoluşsal sebebinin insan ruhunda ve hayatındaki yansımalarıdır. Yine sorumluluk bilinci, insanın varlık âlemindeki konumunun ifadesidir. Zira insanı diğer varlıklardan ayıran akıl ve irade, insana sorumluluk yükler.
Bu anlamda sorumluluğu, bu dünyadaki tasarruflarımızın sonuçlarına katlanmak ve yine bu tasarruflarımızın hem bu dünyada hem de ahirette birtakım karşılıklarının olacağını bilerek yaşamaktır. Bu yüzden insanın sorumlulukları varlık âlemiyle buluşmasıyla beraber başladığı gibi, Müslüman ferdin sorumlulukları da “iman” ile başlar. İman, Müslüman ferdin sorumluluklarını yerine getirmesini zorunlu kılar.
Allah (c.c) İman edenlere ve akıl sahiplerine seslenerek, onlardan Kendisine karşı sorumluluk bilinciyle hareket etmelerini istemiştir. Talak Suresi . 10. ayet Çünkü bütün sorumlulukların temelinde ve bu sorumlulukları besleyen asıl olgu, Allah’a karşı sorumluluk bilincidir.
Varlık âlemi başıboş yaratılmamıştır
İnsan başıboş, eğlence veya bir oyalanma olsun diye yaratılmamıştır. Yine insan gelişigüzel veya bir rastlantı eseri olarak da yaratılmamıştır. Bu durum Kur’an’ı Kerimde şöyle geçmektedir;
“Biz göğü, yeri ve aralarında bulunan şeyleri oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık. Eğer biz eğlence edinmek isteseydik, bunların hiçbirini yaratmadan, onu kendi katımızda edinirdik. Fakat biz böyle bir şey yapmayız.”Enbiya Suresi . 16-17
Nasıl ki güneş, ay, yıldızlar, bitkiler ve diğer canlılar sebepsiz yere yaratılmamışsa, bir sebebe binaen yaratılmışsa; zerreden kürreye tüm varlık âlemi bir amaca matuf yaratılmışsa, insanoğlu da bir amaca matuf yaratılmıştır. Bir amaca matuf yani bir amaca binaen yaratılan her canlı veya cansız varlık, varoluş amacına uygun hareket ederek sorumluluklarını yerine getirirler.
İşte burada insandan beklenen de varoluş amacına uygun, sorumluluk bilinciyle yaşamasıdır. “İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı zanneder?” Kıyamet Suresi . 36. ayet diye buyurularak, insanın sorumsuz, savruk, ilkesiz ve idealsiz olamayacağı ifade edilmiştir. İnsanın her davranışının ve tasarrufunun bu dünyada bir sonucu ve ahiret hayatında da bir karşılığı olacaktır.
Sorumluluk bilincinin kaynağı iman ve İslam’dır
Sorumluluk bilincine sahip olmanın hareket noktası insanın iç âlemidir. İç âleminde, benliğinin ve varoluşunun sırrına erememiş insandan sorumluluk taşıması beklenemez.
Çünkü kendini, kainattaki konumunu, varoluş hikmetini anlamamış, Rabbini yani yaratıcısını bulamamış insanlar ruhi, fikri ve içtimai bir kaos içerisindedirler. Henüz kendi benliğinin farkına varamamış bir insan, sorumluluklarının farkına nasıl varabilir ki! Bu tür insanlar hayatı seküler ve oportünist değerler üzerinden okudukları için sorumluluk almaktan kaçınır, kendilerini ne yaratıcıya karşı ne de içinde bulundukları topluma karşı sorumlu hissetmezler.
Fakat kainattaki varlık sebebini idrak etmiş, Rabbiyle rabıtasını sağlam kuran insan, hayatın her alanında sorumlu davrandığı gibi, sorumluluk almaktan da kaçınmaz. Bunun en güzel örneğini, çarpık ve müşrik Mekke düzeninde, şirke bulaşmayarak Rabbi ile rabıtasını sağlam kuran Peygamber’de (s.a.v) görüyoruz. Hira’ya çekilerek toplumsal çürüme ve çöküntü üzerine tefekkür eden Efendimiz (s.av) Hilful Füdul gibi bir organizasyon içinde yer alarak, toplumdaki bu durum karşısında sorumluluk alması bunun en güzel örneğidir.
Yine Rabbimizin ve imanının kendisine yüklediği sorumluluklarını yerine getiren Hz. Şu’ayb’a kavminin “Ey Şu'ayb! Babalarımızın taptığını yahut mallarımız hakkında dilediğimizi yapmayı terk etmemizi sana namazın mı emrediyor.” Hud Suresi . 87. ayet diye sormaları ve Hz. Şu’ayb’ın da sadece sorumluluklarını yerine getirme çabasında olduğunu Hud Suresi . 88. ayet ifade etmesi, sorumluluk bilincinin imandan kaynaklandığını ifade eder. Burada adeta iman, namaz ile simgelenmiştir.
Sorumluluk şuuru en iyi cemiyet ve cemaat içinde anlaşılır, ortaya çıkar
Topluluk, cemiyet ve cemaat şeklinde yaşamak insana birtakım vazifeler yükler. Malumdur ki, tek başına ıssız bir adada yaşayan bir insanın pek de bir vazifesi olamaz. Fakat cemiyet, cemaat içinde yaşamak böyle değildir.
Çünkü cemiyet veya cemaat aynı ruha ve hedefe sahip, aynı motivasyon kaynağıyla beslenen insanlardan oluşur. Bu noktada artık bireysel değil, toplumsal düşünmeye başlar insan. Yani bireysel değil, toplumsal düşünen veya fena fil cemaat olmuş bir insanda kendisine yüklenen vazifelerle bir sorumluluk şuuru gelişir. Yani bir anlamda sorumluluk, vazifelerin yerine getirilmesidir. Vazifelerinin farkında olan ve gereği gibi amel eden kişi, sorumluluk şuuruna sahip olan kişidir.
Cemiyet veya cemaat hayatı insana farklı roller, görevler ve vazifeler yükler. Bu hayat düzeninin sağlanabilmesi ve kaosa sürüklenmemesi için herkesin vazifelerini eksiksiz bir şekilde yerine getirmesi gereklidir. Böyle bir ortamda vazifelerinin farkında olmak, kişide sorumluluk şuuru meydana getirir.
Bu anlamda sorumluluklarını yerine getirmek keyfi bir durum değil, bir zorunluluktur. Sorumluluklarının farkında olmayan veya sorumluluklarını yerine getirmekten kaçınanları Rabbimiz, “Doğrusu Biz, sorumluluğu (emaneti) göklere, yere, dağlara sunmuşuzdur da onlar bunu yüklenmekten çekinmişler ve ondan korkup titremişlerdir; onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim ve çok cahildir.” Ahzap Suresi . 72. ayet diyerek, zalim ve cahil olarak vasıflandırmıştır.
Selam ve dua ile…