Selman Akman - Söz&Kalem Dergisi
İçinde bulunduğumuz sanal çağın en ilginç çelişkilerinden biri, insanların bir yerden irtibat kurarken bir yerden de bağlarının kopmasıdır. Bu dijital çağda insanlar birbirine çok rahat ulaşabildikleri halde bağları zayıflıyor ve zamanla kopuyor. Herkesin elinde bulunan telefonlar, bilgisayarlar, mesajlaşma uygulamaları ve sosyal medya platformları ile insanlar artık anında birbiriyle bağlantıya geçebiliyorlar. Lakin bu rahat ve anlık iletişime rağmen insanların dostlukları, duygusal ve sosyal bağları artmak yerine daha çok azalmaktadır. Bunun yerine, bu çoğalan “dijital bağlantılara” rağmen insanların yalnızlıkları ve iç boşluğu daha da artmaktadır.
Bu durumun ortaya çıkmasının sebepleri ise bu dijital bağlantıların anlık, derinlikten yoksun, yüzeysel ve geçici olmasıdır. Bu sebepler yüzünden negatif orantı düzeyinde dijital bağlar arttıkça sosyal bağlar zayıflamaktadır. “Gerçeklik artık simülasyonun gölgesinde var olur” diyen Fransız bir düşünür olan Jean Baudrillard, dijital bağların artmasıyla sosyal bağların azalması hususuna dikkat çekmiş ve insanların sosyal yaşantılarıyla bağlarının zamanla sanal bir yaşantıya dönüştüğünü belirtmiştir.
Dijital takipçiler, kişiye bir “sanal kalabalık” oluştururken gerçekliğin içindeki “sosyal kalabalıktan” onu alıkoyup sanal bir gerçekliğe hapsetmektedir. Hal böyle olunca sosyal kalabalığın yokluğu ile sosyal bağlar da yok olmaya başlamaktadır. Dijital takipçilerin oluşturduğu bu sanal kalabalıklar, kişinin nefsini okşamakta ve bu sanal kalabalıkların meydana getirdiği geçici görünürlüğün, popülerliğin cazibesine aldanmaktadırlar. Bu durum içerisinde beğeniler, yorumlar ve paylaşımlar saniyeler içerisinde akıp giderken beraberinde bireyi de sürükleyip tüketmektedir.
Birey artık beğeni, paylaşım ve yorum gibi karşılıklı menfaatlerin oluşturduğu bir dijital bağın boşluğa doğru sürüklenen kurbanı olur. Bu durumla birlikte insanların gerçek hayatta kurduğu sosyal derin bağların yerini anlık kısa konuşmalar ve üstünkörü iletişimler almaya başlar. Oysaki insanların derinliğini ortaya çıkaran şey sosyal yaşantı içerisinde kurdukları yoğun anlam yüklü sohbetler, muhabbetler ve bağlardır. Bu anlamda Hannah Arendt’in “İnsan, ancak başkalarıyla birlikteyken insandır” sözü, dijital takipçilerin ve sanal kalabalıkların değil, sosyal yaşantı içerisindeki sosyal bağların insanları insan yaptığının güzel bir özeti niteliğindedir.
Dijital takipçilerin ve sanal kalabalıkların oluşturduğu bağların, gerçek hayat içindeki sosyal bağlara nazaran eksik yönlerinden biri de çok fazla kırılgan olmalarıdır. Yani dijital takipçilerle oluşturulan bağlar, bir engelleme veya bir takipten çıkma ile hemen bitebilmekte ve kaybolabilmektedir. Bir sosyolog olan Zygmunt Bauman’ın, “Bağlar artık sıvı; kolayca kurulur, kolayca çözülür” sözü dijital takipçilerle ortaya çıkan sanal bağların ne kadar da zayıf ve bozulmaya, değişmeye ve yok olmaya müsait olduklarının güzel bir tespiti niteliğindedir. Bu durum bağların, ilişkilerin ve iletişimin anlamını bozduğu gibi kişiyi daha da yalnızlığa itmektedir. Dijital takipçilerle kurulan bağlar anlık bir popülerlikle bireylere bir aidiyet alanı oluştursa da, bu popülerliğin ortadan kaybolması ile bu aidiyet alanı da ortadan kaybolmakta ve bireyi yalnızlığın pençesine itmektedir.
Sürekli çevrimiçi olma çabası bireyi gerçek dünyadan uzak tutmakta ve sosyal bağlarını yok etmektedir. Kendini dijital takipçilere beğendirme ve kabul ettirme çabası olan sürekli çevrimiçi olma hastalığı, bireyin sosyal bağlarını yok eden ve onu yalnızlığın içinde tüketen ciddi bir problemdir. Bu konuyla ilgili Albert Einstein, “Teknoloji insan ilişkilerinin önüne geçtiğinde, yalnız bir nesil doğacaktır” diyerek dijital takipçilere sürekli çevrimiçi olma eyleminin yalnızlığı ortaya çıkaracağını belirterek uyarmaktadır.
Teknolojinin ve dijitalizmin hayatımızda bu kadar çok yer edindiği bir çağda bu paradokstan kurtulmanın ve sosyal bağları muhafaza etmenin yolları da elbette mevcuttur. Bu yolların birincisi, teknoloji ve dijital mecraları bilinçli, sınırlı ve dikkatli kullanmaktır. Lakin bu yeterli değildir. Bunun için maneviyatı, duyguları ve sosyal bağları sağlam tutacak bir çözüme de ihtiyaç vardır. İşte bu çözümü de ancak İslam'ın insanlığa sunduğu sosyal ilişkilerde ve manevi prensiplerde bulabiliriz. Dijital takipçiler insanın bağlarını yok edip onu yalnızlığa iterken, İslam ise sadece bireyin kendisi ile olan bağlarını değil aynı zamanda onun ailesiyle, dostlarıyla, İslam ümmetiyle ve hatta tüm insanlık ile olan bağlarına önem vermektir.
İslam dini, bireyin bütün bu alanlarla bağ kurmasını istemekte ve hem bunları geliştirmesini hem de muhafaza edip devam ettirmesini telkin etmektedir. Bu anlamda Hucurat suresi 13. Ayette geçen “Ey insanlar! Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışasınız diye sizi milletlere ve kabilelere ayırdık.” İfadesi İslam’ın insanları sosyal bağlar kurmaya davet eden çağrısıdır. İslam'ın sosyal bağların kurulması gerektiğine dikkat çekmesi, sosyal bağları zedeleyen bu çağın dijital takipçi ve çevrimiçi hastalığına en güzel çözümün İslam’ın prensiplerini benimsemek olduğunu bizlere göstermektedir. İslam'ın bu çağrısıyla, insanların farklılıklarını bir kenara bırakarak hatta bunları tanışma ve bağ kurma vesilesi kılarak iletişim kurabileceklerini görmek mümkündür. Dijital bağların yüzeyselliği karşısında, İslam'ın bu çağrısı bireylerin sağlam ve derin sosyal bağlar kurmasını sağlar.
Teknoloji çağının dijital takipçileri ve sanal kalabalıkları bireyin ruhunu ve benliğini sömürüp onun sosyal bağlarını yok ederek yalnızlığa ve depresyona sürüklerken, İslam ise bireyin sosyal bağlarını artırmasını ve muhafaza etmesini teşvik ederek onun ruhunu beslemekte ve onu muhabbet ortamına gark etmektedir. O halde bireye düşen sanal kalabalıkların, dijital takipçilerin ve çevrimiçi hastalığının pençesine düşmek değil; Allah'ın ruhları birbirine bağlayan ve sosyal bağları tesis ederek muhafaza eden o güzel hayat nizamına tabi olmaktır.
Rabbimiz! Maddi ve manevi bağlarımızı muhabbetle birbirine kenetle ve ruhlarımızın bağlarını en güzel hal üzere muhafaza et.