Yunus Çetin - Söz&Kalem Dergisi
Siyah sprey boyayla çizilmiş bir kuş… Daha çok güvercine benziyor. Karar vermek zor. Acemice atılmış çizgi yığını mı, yoksa profesyonel bir sanat eseri mi? Sanat eseriyse varoş mahallede, harabe duvarın üzerinde ne işi var? Sanat değilse neden çekici bir gücü var? Baktıkça farklı detaylar görüyorsun. Kafasındaki tüy, papağanı andırıyor ama gagası güvercin gibi. Yoksa karga mı? Ayakları neden bu kadar büyük acaba? Kuyruğu da ayrı bir olay.
Çizen neyi amaçlamış acaba? Belki de ruhu bu varoş mekândan uçup kaçmak istiyordur. Ama hayat onu mecbur bırakmıştır. Kuş bunun sembolü müydü acaba? Çok acınası bir durum. Ne muhteşem yetenek, ne muazzam bir yansıma. Çizgilerin düzensizliği ruhunun acıklı hali gibi… Duvara değil de tuvale çizilmiş olsaydı, belki de yüzlerce dolara alıcı bulabilirdi. Aslında bu yetenek fukaralıktan kurtulma reçetesi haberi yok. Tanış olunsaydı belki de…
“Birader!”
Yirmili yaşlarda bir genç usulca yanaşmış. Şüpheli gözlerle süzüyor.
“Hayırdır birini mi aradın?”
“Birini mi? Hayır. Kimseyi aradığım yok.”
“Nabıyon burda o zaman?”
Gerçekten burada ne yapıyor? Mahalleden geçiyordu. Sonra da muhteşem güvercin figürünü gördü, takılıp kaldı.
“Hiç. Güvercine bakıyordum.”
Genç de duvara baktı.
“Güvercin değil la o, martı.”
“Martı mı? Ama güvercin gibi.”
“Benden daha mı iyi bilcen?”
Ne kadar terbiyesiz bir çocuk. Kim bilir nasıl bir ailede büyümüş. Üstelik bir de cahil. En azından yaşına hürmet etse bari.
“Gördüğüm kadarıyla yaşça benden küçüksün. Bu yaşıma kadar çok sayıda güvercin gördüm. Duvardaki de bir güvercin. Hatta papağan da olur. Ama martıya hiç benzemiyor.”
“Ya birader git başka zaman gel hadi.”
Bu ne umursamazlık! Vallahi tokadı hak ediyor.
“Bir saniye! Beni dinliyor musun? Güvercin diyorum sana.”
“Çizdiğim şeyi benden daha mı iyi bilcen olum.”
Oğlum mu dedi o? Ve resmi o mu çizmiş? Ne tepki verilmesi gerekiyor? Böyle bir şaheser nasıl bu koftan çıkmış?
“Daha ne çizdiğini bilmiyorsun! Martı diye güvercin çizmişsin.”
***
Anlaşılan sadece çizimde yetenekli değil. Yumrukları gerçekten çok sertti. El kemiklerinin detayları vücudunun farklı yerlerinde pembe mor renklerde izler bırakmıştı. Polise şikâyet etmeli. Hapislerde çürütmeli, sürüm sürüm süründürmeli. Böyle bir yeteneğe yazık oldu, gencecik fidandı, denmeli.
Ya da polisi boş vermeli. Ne diyeceksin, on yaş büyük olmama rağmen dayak yedim veletten mi diyeceksin. Polis de çaktırmamaya çalışacak ama içinden, karşısında ne kadar zavallı bir adamın olduğunu geçirip kıs kıs gülecek. Hem ne yapacak polis? Onun dövdüğü gibi dayak mı atacaklar? Uyarıp salacaklar veledi. Yok yok boş ver. Bir kereden bir şey olmaz. Bir daha yersek, o zaman koşarız polise.
***
O günden sonra bir daha aynı mahalleden geçmek yok. Maazallah yine karşılaşılır. Küfür kıyametler kopar. Öfkeyle velede bir şeyler olur falan. Hiç gerek yok. En iyisi yeni yollar keşfetmeli. Hem ne o öyle sürekli aynı yoldan eve gitmeler. Artık şu monotonluktan çıkmak gerek.
Bir güvercin daha mı? Karşıdaki bina duvarında bir güvercin daha çizilmiş.
Gerçekten muhteşem çizmiş. Kof mof dedik ama yeteneği bir kerelik acemi şansı değilmiş demek. Neden buraya da çizmiş acaba? Daha çok kişinin görmesini mi istiyor? İç sıkıntısını, buralara sığmayışını herkese mi göstermek istiyor? Gerçi kim nerden anlayacak zavallının durumunu? Sanattan anlayan kaç kişi var bu dünyada?
Neden tekrar kuş çizmiş ki? Yoksa sadece kuş mu çizebiliyor?
“Birader!”
İrkildi korkuyla… Yirmili yaşlarda başka bir genç… Şüpheli gözlerle süzüyor.
“Hayırdır birini mi aradın?”
“Birini mi? Hayır. Kimseyi aradığım yok.”
“Nabıyon burda o zaman?”
Ne yapıyor burada? Mahalleden geçiyordu. Sonra da muhteşem güvercin figürünü gördü, takılıp kaldı.
“Hiç. Güvercine bakıyordum.”
Genç de duvara baktı.
“Güvercin değil la o, martı.”
Aynı diyaloğun sonu da aynı olur herhalde. En iyisi suyuna gitmek.
“Aynen martı. Gerçekten muhteşem bir martı. Çizen çok güzel çizmiş. Ona da söyleme fırsatım olmadı gerçi. Sen görürsen söyle olur mu?”
“Çizeni tanıyor musun?”
“Sayılır. Tam tanışamadık ama bunu ben çizdim diyen biriyle aramızda bir münakaşa geçti, hemen iki sokak ötede. Açıkçası biraz fazla ileri gitti. Polise gitmemek için kendimi zor tuttum.”
“Polise demek?”
“Evet polise! Ne yaptığından haberin var mı? Valla bir ben bilirim bir Allah. Çok kötü şeyler yaptı. Zor kurtuldum elinden. Gerçekten her an polise gidebilirim. Ne bu böyle! Dağ başında mıyız! Yok martıymış yok güvercinmiş. Neyse ne be kardeşim!”
“Birader. İyi bak kendine. Hadi görüşürüz.”
Bu da az değil öbüründen. Bekle de laf bitseydi.
***
Korkunç bir olay. Nasıl, neden, kim yapar bunu? Özgürlüğe kanat çırpmak isteyen ıstırap dolu ruha suikast bu. Suç sayılmalı. Faili kırmızı bültenle aranmalı. Bulunmalı, ceza almalı, hapse atılmalı. İşlediği cinayeti burnundan getirmeli.
İkinci güvercin artık yok. Üstü siyah sprey boyayla boyanmış. Adeta bir kafese hapsedilmiş. Görülmesi istenmiyor. Acısı duyulsun istenmiyor. Uçsun istenmiyor.
İlk güvercin de aynı akıbeti yaşamış mıdır? Gidip görmekten başka çare yok. Ya o kof çıksa tekrar? Kof ama sanatçı adam. Acaba eserinin halini biliyor mudur? Kim bilir nasıl da yıkılır şahit olunca.
***
Aynı son ilk güvercini de yakalamış maalesef. O da hapsolmuş. Üstü çizilmiş siyah sprey boyayla. Varlığı belli olmuyor. Varoşlarda kaybolup gitmiş. Ne acı bir son.
"Birader!"
Kof muydu çağıran. Gardı almalı mı? Dayağa hazır olmalı mı? Nasıl karşılık vermeli? Savunma mı yapmalı yoksa kaçmalı mı?
Hayır değilmiş. Başka biri. Başka bir genç.
“Hayırdır birini mi aradın?”
“Birini mi? Hayır. Kimseyi aradığım yok.”
“Nabıyon burda o zaman?”
Gerçekten burada ne yapıyor? Zavallı güvercine bakıyor.
“Hiç. Güvercine bakıyordum.”
Genç de duvara baktı.
"Güvercin değil la o. Saçma sapan çizgiler."
"Eskiden burada harika bir güvercin vardı. Şimdiyse yok. Yok edip siyahlara gömmüşler."
"Ne anlatıyon dayı? Bak benden duymuş olma. Yanlış da anlama. Polis baskın falan yaptı geçen. Bi çok kişiyi tutukladılar. Gizli bi çete mi ne varmış. Martı çetesi diyolar. Oraya buraya martı çiziyolarmış. İsteyen o resmin yanında bekliyor. Hop iki dakka sonra biri gelip sana mal veriyomuş. Tabi ya. Sen ne diyosun. Memleketin çivisi çıkmış. Valla bak mal falan arıyosan boşuna arama. Buralar tekin değil artık. Ben sana söyliyim yani. Çok durma. Polis anında fişler seni."
"Yanlışın var. Buradaki martı değildi. Güvercindi."
"Te Allah'ım yarabbim. Valla dayı kafayı iyi bulmuşsun. Ben ne diyorum sen ne geveliyon. Bak oğlum, polis enseler diyorum."
Oğlum mu dedi o?
***
"Tırsıyorum diyorum sana tırsıyorum. Yemin ediyorum bak geldiğinden beri geceleri uyuyamıyorum."
"Yok be oğlum abartma sen de. Ne zararı var. Alt tarafı resim çiziyor."
"Tamam çizsin de, insan hep aynı şeyi mi çizer! Koğuşun her yeri martılarla doldu. Rüyalarıma da giriyor artık."
"Aaaaa! Yanlışın var. Bak adam ne diyor bize. Martı değil güvercin. Varoşlardan çıkmak isteyen ıstırap dolu güvercin. Haha..."